Dış Ticarette 5 Kritik Hata

31 Ocak 2008 Perşembe

KOBİ’lerin dış ticaret faaliyetlerinde içine düştükleri önemli yanılgılar var. unlar kimi zaman yanlış anlaşılmaktan, kimi zaman fazla agresif davranmaktan kaynaklanıyor. Aşağıda, KOBİ’lerin dış ticaret konusunda düştükleri 5 önemli hatayı görebilirsiniz:
Yanlış pazar, yanlış partner: KOBi’lerin en fazla yanıldığı noktalardan biri bu. Özellikle pazarlama alanında fazla agresif davranan işletmeler için geçerli olan bu yanılgı, şirketin, pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirirken kendisi için çok da uygun olmayan ülkelere, yine kendisi için uygun olmayan işbirlikleri aracılığıyla girmeye çalışması. Bunun için şirketlerin yurtdışı pazarlara açılmadan önce detaylı bir araştırma yapması gerekiyor ki günümüzde artık farklı ülkelerin pazar yapısı konusunda bilgi edinmek çok da zor değil. Söz konusu ülkelerin Dış Ticaret Müsteşarlıkları ile irtibata geçmesi ve ön araştırma yapması bu hatanın önüne geçmeye yardımcı olacaktır.
Zamanlama hatası: Dış pazarlara açılırken gemiyi kaçırmak kadar pazara erken girmek de tehlikeli. Bu nedenle eğilimleri ve değişimleri beklemek, doğru zamanda pazara girmek gerekiyor. KOBİ’lerin dış ticaret alanında karşılaştıkları temel sorunlardan biri de arızi süreçlerde daha çok zaman harcaması ve asli süreç olarak gelecek için hazırlanmaması. Çoğu kez işletmeler dalgaya yakalanmak, bazen de dalgayı yakalamak seçenekleri ile karşı karşıya bırakılıyor. Yapılacak olan o anın zirveye çıkan dalgasına binmek yerine gelgitin gücün merkezine geri götürmesini beklemek.
Krizde kazanç beklentisi: Ekonominin hastalıklı dönemlerinden faydalanma arzusu çoğu zaman hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir. Benzer şekilde her durumda ekonomik bazı problemler yaşayan dış pazarlardan yüksek gelir beklemek, bir başka deyişle sözkonusu pazarda hiçbir fark yaratmadan başarı beklemek de pek gerçekçi bir yaklaşım sayılmaz. Bu nedenle şirketlerin, dış ticarette hangi ülke olursa olsun, kendi dış ticaret stratejisini geliştirmesi, kendince bir fark yaratması gerekiyor.
Dış pazarı kaybetmek: KOBİ’lerin dış ticaretteki risklerinden bir tanesi de iç pazarı kaybetme durumu. Dönemsel olarak iç pazardaki daralmaya bağlı gerçekleştirilen dış ticaret atağında daha çok ortaya çıkan bu sorun, işletmeleri mevcut pazarlarından da edebiliyor.
Komşuyu hedef almak: KOBİ’ler özellikle ihracatta aynı sektör işletmelerinin birbirine zarar verecek tarzda faaliyetlerini gerçekleştirmeleri ve birbirini fakirleştirmeleri ülke için önemli bir sakınca yaratıyor. Diğer bir deyişle, komşuyu fakirleştirme çabaları ülke kaynaklarının daha ucuza kullanılmasına ve kazançların dış işletmelere geçmesine yol açıyor. Yapılacak olan, ülke çıkarları için KOBİ’lerin birbirine destek vermesi ve kendilerini yeniden yaratmaları için gerekli ortamı oluşturması. Son yıllarda gündeme gelen kümelenme çalışmaları da bu doğrultuda atılan adımlar arasında sayılıyor.
Kaynak: Ekonomist Dergisi

İş Bankası'ndan KOBİ'lere "İnovasyon Destek Paketi"

Türkiye İş Bankası ve Dünya Gazetesi işbirliğinde düzenlenen "İş'le Buluşmalar" toplantısının ilki Kocaeli'nde yapıldı.
İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, inovasyon bilincini geliştirmek isteyen firmaların finansman ihtiyaçları için "İnovasyon Destek Paketi" hazırladıklarını açıkladı.
İş Bankası'nın Kocaeli'ne gösterdiği ilginin inovasyonla sınırlı olmadığını kaydeden Özince, "Burada 1949'da başlattığımız bankacılık faaliyetlerini bugün 21 şube ile sürdürmekteyiz" dedi. Özince, Çayırova Mevkii'nde hem Kocaeli hem de Türkiye için çok önemli bir yatırım yapacaklarını da sözlerine ekledi.
dünya gazetesi

Sabancı holding de çalışan sayısı ve kadınlar

Sabancı Holding İnsan Kaynakları Grup Başkanı Rıdvan Yirmibeşoğlu, Sabancı Grubu’nda çalışanların sayısının 2007 yılında yüzde 11 artışla 57 bin 200’e çıktığını söyledi. Yirmibeşoğlu, Sabancı’da çalışanların yüzde 40’ını kadınların oluşturduğunu vurguladı. Yirmibeşoğlu, 2008’de çalışan sayısının yüzde 7 artacağını bildirdi.
SABANCI Holding İnsan Kaynakları Grup Başkanı Rıdvan Yirmibeşoğlu, Sabancı Topluluğu’nda 2006 yılı sonunda 51 bin 700 olan çalışan sayısının 2007’de yüzde 11 artarak 57 bin 200’ü geçtiğini söyledi. Yirmibeşoğlu, çalışan sayısının bu yıl da yüzde 7 oranında artırılmasının planlandığını belirtti. Yirmibeşoğlu, yüzde 11’lik bu artışta geçen yıl Uzakdoğu’da satın alınan şirketlerin ve Aksigorta-Aviva ile birleşmesiyle bünyeye katılan çalışan sayısının etkili olduğunun altını çizdi. Sabancı Holding’in insan kaynakları alanında 2007 yılındaki uygulamaları ve 2008 hedeflerini anlatmak amacıyla bir toplantı düzenleyen Rıdvan Yirmibeşoğlu, "Ancak bu yıl finansal hizmetler ve perakendede ön planda olmak üzere çalışan sayımız yüzde 7 civarında artacak" dedi.
KADIN YÖNETİCİ SAYISI ARTACAK:
Yirmibeşoğlu, toplulukta çalışan kadın oranının yüzde 40’a yaklaştığını, Sabancı Holding A.Ş.’de ise bu oranın yüzde 50 kadın, yüzde 50 erkek olarak dengede olduğunu söyledi. Yirmibeşoğlu, gelecek açısından kadın sayısı daha hızlı arttığı ve yaşları daha düşük olduğu için yönetici seviyesinde önümüzdeki 5 senede kadınların çoğalacağını söyledi. Yirmibeşoğlu, halen topluluk bünyesinde müdür ve daha üst seviyedeki yöneticilerin yaklaşık yüzde 23’ünün kadın olduğunu belirtti.
PERAKENDEYE ELEMAN YETİŞTİRİYORUZ:
2008’in temkinli bir yıl olacağına dikkat çeken Rıdvan Yirmibeşoğlu, "Türkiye’nin sanayi envanteri çıkarılmalı. Üniversitelerde hangi alanlarda öğrenci yetiştiğine bakılmalı ve buna göre bir denge sağlanmalı" dedi. Yirmibeşoğlu, şöyle konuştu: "Türkiye’de perakende sektörü son yıllarda patladı ama perakende elemanı yetiştiren okul yok. Bu elemanları şirketler kendileri yetiştirmeye çalışıyor. Biz Teknosa Akademisi oluşturduk. Sanal değil, kendi binası,hocaları var. Burada sürekli eğitim yapılıyor. Türkiye’nin makroekonomik ihtiyacını, hizmeti biz sunuyoruz."
ETKİNLİKLERİNİ ÖLÇÜYORUZ:
Sabancı Topluluğunda çalışan yöneticilerin başarma arzusunun dünya ortalamasının üstünde olduğunu ifade eden Yirmibeşoğlu, "Sürekli ölçüm yaptığımız noktalardan biri de organizasyonel iklim. Bu çalışmada, orta kademe yöneticilerin bağlı çalıştıkları üst düzey yöneticilerin organizasyon içinde yarattığı iklimi ve bu iklimin idealde nasıl olması gerektiğini düşündüklerini değerlendiriyoruz" diye konuştu.
Etik Bildirgesi imzalattık hediye sınırımız 250 YTL
SABANCI Holding İnsan Kaynakları Grup Başkanı Rıdvan Yirmibeşoğlu, "Sabancı Topluluğu, bütün çalışanlarınca imzalanmış Etik Bildirgesi bulunan bir grup" dedi. Toplulukta yerleştirilen kurumsal yönetim uygulamalarından birinin, Sabancı İş Etiği Kuralları ve Politikaları (SA-Etik) olduğunu belirten Yirmibeşoğlu, şunları söyledi: "Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı’na bağlı olarak Etik Kurul oluşturuldu. Sadece Türkiye’de değil, Endonezya’da, Arjantinde, Brezilya’da da bir çalışanımız işe başladığı anda Sabancı’nın etik uygulamalarının önemini kavrıyor. Örneğin büyük gümüş tepside çikolata gönderilmesi bize uygun değil. 250 YTL’den fazla hediye kabul etmiyoruz, biz de hediye etmiyoruz."

Franchising Nedir?

30 Ocak 2008 Çarşamba

Franchising Nedir?
Franchising, birbirinden bağımsız iki taraf arasında oluşturulan sözleşmeye dayalı bir ilişkiyi tanımlıyor. En yalın anlatımıyla franchisingi, ‘hak sahibine verilen para karşılığında belirli sınai hakları ticari alanda kullanma izni’ olarak özetlemek mümkün. Franchising sözleşmeleri, bir ürün, bir marka ya da bir hizmeti kapsıyor olabilir. İmtiyaz sahibi tarafın, belirli bir süre şartı ve bazı sınırlamalarla ticari işlerini yürütmek üzere bu hakkı ikinci bir tarafa devretmesi söz konusu. Franchising’in en önemli tarafı imtiyaz hakkını veren tarafın işin yönetim ve organizasyonu konusunda know-how yani bilgi ve destek sağlıyor olması.
Franchising’ kelime anlamı olarak tam olarak neyi ifade ediyor, Türkçe karşılığı var mı?
Türkçe karşılığı ‘imtiyaz’ olan franchise İngilizce bir kelime. Fransızca ‘affanchir’ olan franchise verme sözcüğünden türetilen franchisor ise ‘franchising imtiyaz verme’ olarak Türkçe’ye çevrilebilir. Buradan yola çıkarak yapılan tanımlamaya göre francihor; bir ürüne, hizmete veya bilgi birikimine, bunlara ait kalitesi kanıtlanmış ve başarılı bir markaya/isme sahip olup da, bunların satış dağıtım veya işletme hakkını belirli bir bedel karşılığı veren taraf anlamına geliyor. Franchisee ise, doğrudan veya dolaylı bir malı bedel karşılığında franchisor’un ticari adını/markasını, know-how’ını, iş görme ve teknik yöntemlerini, sistemini ve diğer sınai/fikri mülkiye haklarının kullanımını üstlenen taraf demek.
Bunlar dışında karşınıza çıkacak yabancı terimler ‘Franchiee Fee’ ve ‘Royalty’ olacaktır. Franchisee Fee; franchisee’nin, isim, marka veya sistemi kullanma hakkı karşılığında franchisor’a ödediği başlangıç bedeli anlamına geliyor. Türkçe karşılığı ile ‘giriş bedeli’. Yıllık ciro ve kardan, anlaşmada belirlenen oranlarda yüzde olarak ödenen royalty ise, bir lisans veya ticari marka sahibinin sahip olduğu hakları bir başkasına devretmesi karşılığında aldığı bedel demek. Bunun tam karşılığı olan Türkçe terim ise ‘lisans bedeli’.
Bu sistem dünyada da kabul gören bir sistem midir?
İlk olarak ne zaman nerede ortaya çıktı ve Türkiye’de ne zamandır uygulanıyor? Tüm dünyada kabul gören bir sistem olan franchising’in temelleri ABD’de bir yüzyıl öncesine kadar dayanıyor. 1863 yılında Singer Dikiş Makinelerı şirketinin dağıtım sisteminde yaptığı uygulama bugünkü anlayışına uygun ilk örnek sayılıyor. İlk örnekler arasında 1988’de General Motors’un ve 1902’de ilaç sektöründe Racall’ın uygulamaları da gösterilebilir. Franchising sisteminde asıl patlamanın yaşandığı dönem ise 1950’lerin sonları. Bu dönemde ticaret yapmanın farklı bir yöntemi olarak tanınan franchising , 1960’larla birlikte girişimciliğin gelişmesini sağlayan önemli bir araç olmuş. Yıllar itibariyle giderek benimsenen ve yaygınlaşan sistem, ayrı bir uzmanlık alanına gelmiş. Bu gelişmelerin etkisiyle 1960’da franchising sektörünün ilk birliği olan IFA ‘Uluslararası Franchise Birliği’ (International Franchise Association) kurulmuş.
1970’li yıllarda Avrupa’da hızla yaygınlaşan franchising sisteminin ülkemizde uygulamaları ise, 1980’lerin ikinci yarısına rastlıyor. Franchise vererek Türkiye pazarına ilk giren firmalar; McDonald’s, Pizza-Hut, Wendy’s ve Kentucky Fried Chicken gibi dünyaca ünlü fast food zincirleri oldu. Türkiye’ye fast-food ile giren ve özellikle hizmet sektöründe büyük ilgi ile karşılaşan franchising, özellikle son yıllarda çok hızlı bir biçimde yaygınlaşmaya başladı.
Franchising’in Türkiye’de yasal alt yapısı mevcut mu?
Başlangıçta ülkemizde franchising konusundaki hukuki düzenlemeler mevcut genel kanunlar çerçevesinde yürütülmekteyken, 1994 tarihli ‘Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’ ve bu kanun uyarınca 1998 yılında Rekabet Kurulu tarafından çıkarılan ‘Franchise Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ ile daha sağlıklı şekilde uygulama imkanına kavuşmuş durumda.

Franchise Alırken 4 Noktaya Dikkat!

Small Business Opportunities Online, franchise almayı düşünen girişimcilerin dikkat etmeleri gereken 4 konuyu şöyle sıralıyor:
Bu İşi İstiyor Musunuz?: Franchise alacaksanız bunu yalnızca bir yatırım olarak görmemeniz gerekiyor. Öncelikle yapılan işin sizin için uygun olup olmadığını ve bu işi yapmayı ne kadar istediğinizi sorgulayın. Sistemin parçası olsanız da çok fazla zaman harcayacağınızı unutmayın.
Beklentileri Netleştirin: Franchise verecek şirketin sizden beklentilerini netleştirin. Nasıl bir hizmet ve ürün istediğinizi tam olarak belirleyin. Başka şirketlerden satın alma yapıp yapmayacağınız, satın alma için size bir liste verip veremeyecekleri, çalışanların eğitimini nasıl sağlayacağınız gibi konuları detaylı olarak inceleyin.
Bilinen Bir İsim Olmalı: Franchise almanın en popüler nedeni, birikiminizi başarılı bir işte değer-lendirmektir. Bunun kadar önemli bir diğer faktör de işbirliği yaptığınız markanın ne kadar güçlü olduğudur. İş yapabilmek için "ispatlanmış bir sistem"i satın alıyor-sunuz. Markanın müşterileriniz olacak kitle tarafından ne kadar tanındığı, sevildiği ve tercih edildiği hakkında küçük bir araştırma yapın.
İyi Bir Eğitim Programı: Şirketin size her yönüyle güçlü bir eğitim programı sunmasını sağlayın. Eğitim programında bir seminer olup olmadığından, içeriğine kadar, her türlü detayı değerlendirin. Başarılı bir franchise olmanız için ürün ve hizmetle ilgili eksiksiz bir eğitim almanız gerekiyor.
Kaynak:KobiFinans Dergisi 12.Sayı

Rakiplerinizin başarısız olduğu yerlere yatırım yapın

Gottlieb Duttweiler Institut'un (GDI) başkanı David Bosshart, mağazacıların müşterilere sundukları beklentileri en iyi şekilde yerine getirmeleri gerektiğini söyledi. 5 beklentiden 4'ü gerçekleştiği takdirde sıkıntı başlayacağını belirten Bosshart, "Rakiplerinizin iyi olmadığı yerlere yatırım yapın. Marka imajına önem verin. Eğer imajınız bulanıksa insanlarının beklentileri de farklı olur." dedi.
Bağımsız araştırmalarıyla perakende sektörüne yol gösteren "think tank" kuruluşu GDI'nın başkanı Bosshart, Soysal Perakende Okulu tarafından düzenlenen "Mağazacılar İçin 2008'e Girerken Fırsatlar ve Tehditler" konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. Kadınların mağazalarda nereye gideceklerini çok iyi bildiklerini, aynı anda farklı şeylere odaklanabildiğini belirten Bosshart, erkeklerin ise sadece A noktasından B noktasına gidebilmeyi başaran "avcı"lar olduğu görüşünü dile getirdi. Bosshart, "O yüzden eğer bir erkeğin mağazanızda kalmasını istiyorsanız çok çalışmanız lazım. Erkeklerin alışveriş etmekten haz almadığını biliyorsanız, onlara ofis ortamı oluşturacaksız." diye konuştu.
Mağazacılara dünyadaki gelişen rekabetle ilgili bilgilerini de aktaran Bosshart, küreselleşmenin tek bir istikamette ilerlemediğini, yeni fırsat ve zorlukları beraberinde getirdiğini söyledi. Alışveriş merkezlerinde kiracıların hep aynı olmasının can sıkıcı olduğunu, müşterinin sınırsız olmamakla beraber seçenek istediğini dile getiren Bosshart, "Çünkü müşteri hakim olmak ister. Yoksa sıkılır. Bunun için yeterli ve kafa karıştırmayacak seçenek sunmak gerekli." diye konuştu. Bosshart, çok iyi bir internet sitesinin de gerekli olduğunu belirterek, YouTube ve Facebook'un çok iyi takip edilmesi gerektiğini, MTV'nin YouTube karşısında pek şansının olmadığını söyledi.

KOBİ'lere alternatif finans yöntemleri

Türk Barter Yönetim Kurulu Başkanı Sırrı Şimşek, 2008 yılında KOBİ'lerin yatırım ve üretimlerinde alternatif finans ve ticaret sistemini bütün faaliyetlerinde uygulayabilmeleri için Barter bilgilendirme toplantılarına ağırlık ve öncelik vermeye devam edeceklerini bildirdi.
Şimşek, yaptığı yazılı açıklamada, Türk Barter'in Antalya, Ankara, İzmir ve Kayseri'de "Barter Bilgilendirme" toplantıları gerçekleştirdiğini kaydetti.
Bu yıl KOBİ'lerin, yatırımlarını nakit taksitler yerine 3 ya da 5 yıl boyunca üretimiyle ödeme yapması konusundaki çalışmaları hızla tamamladıklarını ifade eden Şimşek, KOBİ'lerin yatırım ve üretimlerini destekleyecek sermaye yapılarının zayıf olduğuna işaret etti.
Leasing ile yatırım yaparak üretimlerini artırmaya çalışan KOBİ'lerin, şu an uygulanan yöntemle yatırım ve üretim maliyetlerinin yükseldiğini belirten Şimşek, naktin daraldığı bu dönemleri de göz önüne getiren iş adamlarının, finansal kiralamada nakit çıktısı yerine üretimiyle kiralama yaparak yatırımlarını hızlandırmak gibi bir arayışa girdiğini ifade etti.
Barter bilgilendirme toplantılarını gelişmiş bütün illerde sanayi ve ticaret odaları ile birlikte ortak yürüterek, KOBİ dostu olduklarını, sağladıkları alternatif finans ve ticaret sistemiyle gösterdiklerini ifade eden Şimşek, şunları kaydetti: "Konjonktürel dengesizlikler sık sık finansman ihtiyacı doğururken, mali piyasalardaki ufak sapmalar biranda maliyetlerin de yükselmesine ve özellikle KOBİ düzeyindeki işletmelerin yok olmasına neden olmaktadır. 2008 yılında KOBİ'lerin yatırım ve üretimlerinde alternatif finans ve ticaret sistemini bütün faaliyetlerinde uygulayabilmeleri için Barter bilgilendirme toplantılarına ağırlık ve öncelik vermeye devam edeceğiz."
mynet

Yabancı yatırımcı hangi sektöre geliyor?

İstanbul Ticaret Odası (İTO) İstanbul'da yeni kurulan yabancı ortaklı şirketlere ait değerlendirme raporunu açıkladı.
İTO'nun şirket kuruluş sicil kayıtlarına dayanarak yaptığı istatistiklere göre, 2007 yılında 3.071 yabancı yatırımcı tarafından toplam 410 milyon 315 bin 784 YTL'lik sermaye tutarında şirket kuruldu. Bu dönemde İstanbul'da yeni şirket kuruluşunda taahhüt edilen yabancı sermaye 329 milyon dolar oldu.
2007 yılının ikinci yarısında yabancı ortaklı firma kuruluşlarının sayısı, birinci yarıya göre daha fazla olurken, yabancı sermaye değerinde birinci yarıya göre azalış kaydedildi.
"EN ÇOK YABANCI YATIRIMI MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİ ÇEKTİ"
Açıklamaya göre, İstanbul'a gelen yabancı yatırımcı sayısının yüzde 41.39'u, taahhüt edilen sermayenin yüzde 42.22'si üç ana sektörde yoğunlaştı. En çok yabancı yatırımcı çeken sektörler sıralamasında, yüzde 21.65 ile müşavirlik hizmetleri, yüzde 10.03 ile inşaat, yüzde 9.70 ile de Elektrik-elektronik ve bilişim sektörleri ilk sırayı paylaştı.
Yabancı sermaye değerlerinde ise toplam yabancı sermayenin yüzde 17.44'ü müşavirlik hizmetleri, yüzde 13.39'u inşaat, yüzde 11.38'i kimya-plastik, kauçuk sektörlerine yönelik kullanılırken, geri kalan yüzde 57,78'i diğer sektörlere dağıldı.
2007 yılında sermaye değeri itibariyle en çok yabancı yatırımcı çeken sektör sıralamasında ilk üçte yer almayan tekstil-giyim, 2006'da ise sermaye değeri itibariyle en çok yabancı yatırımcı çeken sektör olmuştu.
Yabancı ortak sayısı ile taahhüt edilen yabancı sermaye arasındaki doğru orantılı ilişkiyi işaret edilen açıklamada, özellikle müşavirlik hizmetleri ve inşaat sektörlerinde katılım gösteren yabancı ortak sayısı diğer sektörlere göre fazla olduğu belirtildi. Aynı durum sermaye değerlerinde de gerçekleşti.
En az yabancı sermaye girişi olan sektör toplam içerisinde yüzde 0,19 pay oranı ile kağıt, kağıt ürünleri basım sektörü, en az sayıda yabancı ortak alan sektör ise 18 katılımcının bulunduğu ve yüzde 0.59 pay oranı ile deri ve saraciye sanayi oldu.
"IRAK, YABANCI SERMAYE DEĞERİNDE İKİNCİ SIRADA"
Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi; "İTO sicil kayıtlarına, 'yabancı sermaye değerine' göre bakıldığında 2007 döneminde Hollanda sermayesi yüzde 12.54 ile ilk sırada yer aldı. Hollanda'yı Irak, Fransa, Kore ve Almanya sermayeleri takip etti. Ortak sayısı itibariyle 2007'de ağırlık yüzde 14.78 oranıyla Almanya'nın oldu. Hollanda ve İngiltere yüzde 12.05 ve yüzde 7.36 oranları ile Almanya'yı takip etti. Irak'ın yatırımlarında kimya-plastik kauçuk sektörü ilk sırada yer aldı. Irak, 2006 yılındayabancı ortak sayısı ve değeri itibariyle ilk 15'te yer almamıştı.
2007 yılında İTO yeni kayıt yaptıran firma kuruluşuna katılım gösteren ortakların yüzde 58,06'sı AB ülkelerinden olurken, bu ülkeler toplam taahhüt edilen yabancı sermayenin yüzde 49.08'ini karşıladı.
AB'nin 201 milyon 379 bin 957 YTL'lik sermaye tutarını, 72 milyon 965 bin 192 YTL ve yüzde 17.78 pay ile Ortadoğu ülkeleri ikinci sırada, 49 milyon 172 bin 188 YTL ve 11.98 pay ile de diğer Avrupa ülkeleri üçüncü sırada takip etti. Uzakdoğu Asya ülkelerinden yatırımda bulunmak isteyenlerin oranı yüzde 9.10 ile dikkat çekici oranda gerçekleşti. Uzakdoğu Asya ülkeleri içinde en büyük payı yüzde 7.52 ile Kore alırken bu ülke özellikle Tekstil-Giyim sektörü yatırımıyla dikkat çekti."
mynet

Dünya Bankası kredisi istihdamda kullanılacak

Dünya Bankası'nın, 2008-2011 döneminde Türkiye'ye 'Ülke Ortaklık Stratejisi' çerçevesinde vereceği yaklaşık 6,5 milyar dolarlık program kredisinin önemli bir kısmı, istihdam ve rekabetin artırılmasında kullanılacak.
Banka, geçen yıl Temmuz ayında, Türkiye'ye, istihdam alanında kullanılmak üzere yaklaşık 500 milyon dolar kredi vermişti. Bankaya göre 'Ülke ortaklık stratejisi'' kredisiyle desteklenecek Türkiye'de doğru politikaların uygulanması halinde, 2011 yılına kadar 1,5 milyondan fazla yeni istihdam artışı sağlanabilecek.
Türkiye'nin, önümüzdeki yıllardaki en önemli yapısal reformları; istihdam ve rekabeti arttırmaya yönelik reformlar olacak. Dünya Bankası, Türkiye'de istihdamın arttırılmasının, kapsamlı bir iş gücü piyasası reformunun bir parçası olması gerektiği görüşünde. Farklı sosyal güvence katkı primlerinin azaltılması gereğine de işaret eden Banka, işçilerin daha fazla korunması ve işsizlik sigortası fonlarının kullanılması gerektiğini düşünüyor. Bankaya göre Türkiye'de, çalışma çağındaki nüfusun tamamı içinde sadece yüzde 22'si, bütçenin kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik katkılarından elde edilen bölümüne katkı sağlayabiliyor. Türkiye'de, kayıt dışılığın en önemli istihdam sorunlarında biri olduğunun altını çizen Dünya Bankası, kayıtlı iş gücü sektöründe çalışmayan kişilerin, kayıtlı iş gücü piyasasına çekilebilmesi halinde, bunun, Türkiye için muazzam bir potansiyel oluşturacağını vurguluyor. Bankaya göre, Türkiye'de işsizliğin önlenmesinde İş ve İşçi Bulma Kurumu (İş-Kur) ile Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığına da (KOSGEB) büyük görev düşüyor, ancak bu kuruluşların yeterli kaynağa da sahip bulunmaları gerekiyor.
Türkiye'deki hızlı şehirleşmeyle artan istihdam sorununa da dikkat çeken Dünya Bankasına göre, piyasadaki yeni istihdam olanakları, tarım sektöründe iş bırakan iş gücünün hızını yakalayamıyor.
"BİR DİZİ REFORMA İHTİYAÇ VAR"
Dünya Bankasına göre Türkiye'de iş gücü piyasasının esnekliğini artıracak ve kayıt dışılığı azaltacak, KOBİ'ler dahil olmak üzere özel sektör gelişiminin önünde bulunan engelleri kaldıracak, özel sektörün finans olanaklarına erişimi artıracak, doğrudan yatırımlar önündeki bariyerleri kaldıracak ve işgücünün bilgi ve beceri düzeyini artıracak bir dizi reforma ihtiyaç var.
İş yaratmanın, yatırım ortamı, istihdam politikası, eğitim, sosyal koruma ve makro ekonomik politikaları kapsayan çok sektörlü bir yaklaşım gerektirdiği belirtiliyor. Mali politika ve yatırım ortamının, istihdamı etkileyen en önemli faktörler arasında olduğu, bunun yanı sıra Türkiye'nin büyümesine ve istihdam yaratmasına, kayıt dışının engel olduğu ifade ediliyor. Bankaya göre, Türkiye'de yüksek büyüme oranları, kayıt dışılık nedeniyle büyük istihdam artışı sağlayamıyor ve yüzde 53 düzeyindeki kayıt dışı istihdam düzeyi mutlaka azaltılmalı.
mynet

Şirketlerin Küreselleşmeye Uyum Süreci

Küreselleşen ve değişimin artık fark edilmeyecek derecede bütünleşen dünyanın dışında kalmamak, sürekli büyüyen ve gelişen pazardan ya da dünya ticaretinden pay alabilmek için fırsat ve avantajlardan yararlanmak, ülkeler için öncelikli amaçlardan biri olmuştur. Küreselleşen dünya ile modifikasyonda ve dış pazarlara açılmada `küçük ve orta büyüklükteki işletmeler` her zaman ön plana çıkmaktadır....
Küreselleşen ve değişimin artık fark edilmeyecek derecede bütünleşen dünyanın dışında kalmamak, sürekli büyüyen ve gelişen pazardan ya da dünya ticaretinden pay alabilmek için fırsat ve avantajlardan yararlanmak, ülkeler için öncelikli amaçlardan biri olmuştur. Küreselleşen dünya ile modifikasyonda ve dış pazarlara açılmada `küçük ve orta büyüklükteki işletmeler` her zaman ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle KOBİ`lerin diğer işletmelerden farklı ve çeşitli birçok özellikleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; daha az yatırımla daha çok üretim ve ürün çeşidi sağlamaktadırlar. Marjinal istihdam yaratma olanakları diğer işletmelere göre daha fazladır, böylece kurumsal işletmelere göre daha düşük yatırım maliyetleriyle istihdam imkanı yaratırlar. Talep değişikliklerine ve çeşitliliklerine daha kolay uyum gösterirler. Olanak yaratıldığı takdirde esneklikleri nedeniyle teknolojik gelişmelere daha yatkın ve bölgeler arası ve yerel kalkınmada dengelerin bozulmasını önleyici rol oynarlar. Gelir dağılımına olumlu etkileri olup, kişisel tasarrufları teşvik eder, yönlendirir ve hareketlendirirler. Büyük sanayi işletmelerinin vazgeçilmez destekleyicisi ve tamamlayıcısıdırlar. Politik ve sosyal sistemlerin denge ve istikrar unsuru olup, demokratik toplumun ve liberal ekonominin ana unsurlarından biridir. Sanayi Devriminin başladığı 18.Yüzyıl`ın ikinci yarısından, değişimin ve gelişimin sürdüğü 1970`li yılların başlarına kadar devam eden süreçte sosyal, ekonomik, politik ve özellikle üretim teknolojisindeki hızlı değişimler işletmeleri başta finansman ve insan kaynağı olmak üzere çeşitli rekabet sorunlarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Dünya genelinde yaşanan bu gelişmeler, işletme ölçeklerinin esneklik gücünün yeniden gözden geçirilmesini gündeme getirmiştir. Özellikle iletişim, teknoloji gibi alanlardaki değişme ve gelişme sürecinde büyük ölçekli kurumsal işletmelerin uyumda zorlanması, ekonomik ve siyasi konjonktürdeki değişmeler karşısında hareket kabiliyetlerinin sınırlı olması ile kurumsal işletmelerin `ekonomik gelişmenin motoru olduğu` düşüncesi yavaş yavaş önemini kaybetmiş, başarılı yenilikler yapmada üstün sayılan ve mülkiyetin tabana yayılmasına, sosyal yapıdaki istikrarın ve demokratik sürekliliğin sağlanmasına büyük katkısı olduğu vurgulanan `küçük ve orta ölçekli işletmeler`in önem kazanmasına neden olmuştur. Çünkü serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde, gerek ulusal pazarlarda gerekse uluslar arası pazarlarda etkin bir rekabetin sürdürülmesine büyük katkısı olan KOBİ`ler endüstriyel yapının vazgeçilmez bir parçası olmaktadırlar. Avrupa Birliği`nde Yer Alan KOBİ`ler Küçük ve orta büyülükteki işletmeler (KOBİ) tüm dünyada ülke ekonomileri için önemli bir yere sahiptir. Avrupa Birliği içinde KOBİ`lerin toplam firma sayısı içindeki oranı %99,8, toplam istihdam içindeki payı %60 ve yaratılan katma değer oranı ise %60 oranındadır. Diğer taraftan yeni teknolojilerin dünya ekonomik büyümesindeki etkisinin yeni kullanılan teknolojilerin uygulamasında önemli bir katalizör etkiye sahip olduğunu görmekteyiz. Teknolojik gelişmelerin ana nedeninin araştırma-geliştirmenin (AR-GE) yenilikçi, farklı olmak ile ilişkili olarak KOBİ`lerin sınıflandırmasına baktığımıza; araştırma yapabilen KOBİ oranı %5, dışarıya araştırma yapan KOBİ oranı %25-35, yenilikleri bünyesinde modifike edebilen KOBİ oranı %10-20, yenilikçi olmayan ve iç bünyesine kapanık KOBİ oranı %50 seviyelerinde olduğu görülmektedir. Türkiye`de ise KOBİ`lerin tüm işletmelere oranı ve istihdam düzeylerdeki rakamlar benzerlik gösterse de `yaratılan katma değer`; Avrupa Birliği`ndeki KOBİ`lere göre düşük seviyedir. Ülke ekonomisindeki yeri ve önemi açısından, işyeri sayısı, çalışanlar sayısı ve katma değer olmak üzere üç önemli göstergeye bakıldığında KOBİ`lerin gerek sosyal, gerekse ekonomik açıdan önemli bir yer işgal ettiği görülmektedir.


- Küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri imalat sanayinde faaliyet gösteren işletmelerin % 99.5`ini oluşturmaktadır. - İmalat sanayindeki istihdamın % 61.1 KOBİ`lerde yer almaktadır. - Yaratılan katma değerde ise KOBİ`lerin payı % 27.3`tür.
Rakamlardan da görüldüğü gibi istihdamın % 61.1`ini sağlayan KOBİ`ler, katma değerde ancak % 27.3`lük bir oran yakalayabilmektedirler. Bunun anlamı bu işletmelerin verimsiz çalışan işletmeler olduğudur. Benzer oranları teknolojik gelişme ölçütü olarak `toplam faktör verimliliği` karşılaştırmalarında da görmek mümkündür. Düşük teknoloji sanayilerinde bile ABD verimliliği 100 birim olarak kabul edildiğinde, Türkiye`deki oran ABD`nin %30`u, Kore`de %70`i, Almanya`da %140`ı seviyesindedir. Tüm bu veriler gözönüne alındığında genel olarak ülkemizdeki KOBİ`lerin yapı itibariyle teknoloji odaklı olmayan, düşük katma değer yaratabilen işletmeler olduğu görülmektedir. KOBİ`lerin araştırma, verimlilik ve teknoloji geliştirme odaklı çalışmalarını yoğunlaştırmaları ve bunları sağladıkları oranda ileri teknoloji ile buluşabileceklerinin anlaşılması gerekmektedir. Bu nedenle de teknolojik gelişme ölçüsü yüksek KOBİ`ler yaratmak için bunu destekleyecek sistemlerin tasarlanması büyük önem taşımaktadır. KOBİ`lerin özelliklerinden kaynaklanan tüm bu avantajlarına rağmen ülkemizin ekonomik ve sosyal yapısında çok önemli yerleri olmasına rağmen, birçok sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların başında finansman sorunları başta olmak üzere şu şekilde sıralayabilirim.
- Banka ve benzeri kredi kuruluşlarından kredi temininde güçlük çekmektedirler. Bankaların kredilerden aldıkları pay %9 civarındadır. Bu doğrultuda özellikle özel ticari bankalar bu segmenteki pazar payını geç de olsa fark etmişler ve son 3 yılda bu oran %3`lerden %9 seviyelerine çıkmıştır.- Teşviklerden hemen hemen hiç yararlanamamaktadırlar. - Diğer finansman araçlarından yeterince yararlanamamaktadırlar. - Teknolojik düzeyleri genellikle düşüktür. - Yurtiçi ve yurtdışı teknik ve ticari gelişmeleri izleyememektedirler. - Kalifiye eleman sıkıntısı çekmektedirler. ,- Gümrük Birliği şartlarında rekabet güçlerinin geliştirilmesine ihtiyaç duymaktadırlar.
KOBİ`ler faaliyetlerini öncelikli olarak özkaynaklarıyla finanse etmekte, yeterli olmayan durumlarda ticari bankaları kullanmaktadır. Diğer finansman araçlarını ise göreceli olarak daha az tercih etmektedirler. KOBİ`ler işletme faaliyetleri sırasında en çok finansman sorunlarıyla karşılaşmaktadırlar. Bu finansman sorunlarının temelinde KOBİ`lerin özsermaye yapılarının zayıflığı yatmaktadır. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ile bankalar tarafından derecelendirmeye tabi tutulacak olan KOBİ`lerin değerlendirilecek olan özelliklerinin en başında sahip olduğu `işletme sermayesi` gelmektedir. Güçlü sermaye yapısına sahip KOBİ`lere verilen kredilerin maliyetleri diğer KOBİ`lere verilen kredilerle karşılaştırıldığında daha düşük olacaktır. Bu yapı doğal olarak güçlü sermayeli KOBİ`lere avantaj sağlayacaktır. Yaşanan sermaye sorunlarıyla birlikte KOBİ`lerin yöneticilerinin finansman bilgilerinin yeterli olmaması ve bu konuda yetişmiş elemanlar istihdam edilmemesi de sorunu derinleştirmektedir. KOBİ`lerin hemen hepsinde sahip yöneticiler teknik kökenli olduğundan, finansman ve muhasebe konusunda çok az bilgiye sahiptirler. Bu tür bilgileri, uzman kişilerden sağlama imkanları da sınırlı olmaktadır. Ekonomik Kalkınma Yazımın giriş kısmında belirttiğim küreselleşme süreci; değişen yerel üretim sistemleri ile birlikte işletmelerin benimsediği politikalar, bölgelerin, ekonominin ve ekonomik kalkınmanın odak noktası haline gelmesi yaklaşımlarına hız kazandırmıştır. Bölgelerin ekonomik kalkınmasının lokomotifi KOBİ`lerin iktisadi faaliyetlerinin sosyal yapılarla içi çeliğini sağlayan yaklaşımlar, bölgesel ölçeklerde yer alan etkileşimlerin oluşturduğu ekonomik yapının küresel pazarlarda rekabet edebilmekteki yaşamsal önemini vurgular. Ekonomik kalkınma kapsamında hızlı değişmelerin yaşandığı günümüzde bölgelerin ekonomik ve politik düzeyde yeniden önem kazandığı bir gerçektir. Ve son söz; ilkeleriyle bize yol göstermeye devam eden Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk diyor ki: `Ekonomik kalkınma, Türkiye`nin, hür, bağımsız, her zaman daha güçlü ve her zaman daha müreffeh bir Türkiye idealinin bel kemiğidir. Türkiye bu kalkınmada, iki büyük güç kaynağına dayanmaktadır. Toprağımızın iklimi, zenginlikleri ve başlı başına bir varlık olan coğrafi durumu ve bir de Türk Milletinin silah kadar, makine de tutmaya yaraşan güçlü eli ve milli olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda tarihin akışını değiştiren, kahramanlıklar ortaya çıkaran yüksek sosyal benlik duygusu...`
Emrah Ceylan/ekonometri

KOSGEB DESTEKLERİ VE YENİ DÜZENLEME

Sanayi Bakanı Çağlayan, KOSGEB kaynaklarının etkin kullanımı için finans birimi kurdu. Bakan, özel sektörün model alındığını belirterek, "kayırma ve keyfilik" döneminin sona ereceği sinyalini verdi..
Küçük ve orta boy işletmeleri (KOBİ) desteklemek amacıyla kurulan, ancak kaynaklarını etkin kullanamadığı için eleştirilere hedef olan KOSGEB'e patron eli değdi. Özel sektörden siyasete atılan Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, kurumun fon kaynaklarının verimli kullanımı için finans birimi kurdu. Çağlayan, 81 ilin sanayi profilini ana hatlarıyla çıkardıklarını, sektörel ve proje bazlı teşvik dönemi başlayacağını söyledi. Çağlayan, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı'nın (KOSGEB) 2007 faaliyetleri ve 2008 programı ve yeniden yapılanma sürecini değerlendirdi. Çağlayan, KOSGEB'e personel alımında "keyfilik ve kayırma" eleştirilerini anımsatarak, bundan sonra eleman alımının sınavla yapılacağını ve terfi ve atamaların yeniden düzenleneceğini söyledi. Çağlayan, "Eleman alımında objektif kriterler oluşturulamamış. Bu da keyfilik ve kayırmak eleştirilerine neden olmuştur. Bakanlığım döneminde kurum, politik müdahalelerden uzak, teknik özellikleri ön plana çıkmış bir kurum olacak" dedi.
'KOBİ'LERİ BORSAYA GETİRECEĞİZ'
Yeni bir teşvik sistemi üzerinde çalışıldığını söyleyen Çağlayan, 81 ilin sanayi profilini genel hatlarıyla çıkardıklarını belirterek, teşviklerin bundan sonra sektörel ve proje bazında olacağını kaydetti. Çağlayan, "Hangi sektörlerin öncelikli olacağı belirlenecek. Sadece enerji, istihdam, vergi desteği değil, demiryolu gibi altyapı destekleri de önemli" dedi. KOBİ'lerin borsaya açılmasının önemine de dikkat çeken Çağlayan, "Öncelikle bilançolarının açık olması gerekiyor. Meclis gündemindeki Türk Ticaret Kanunu ile şirketlere yönelik yapısal düzenlemeler geliyor. Daha şeffaf bir yapıya sahip olacaklar. Bu borsaya açılmaları noktasında önemli olacak" diye konuştu.
sabah

PAZARLAMA DA DEVRİM ; YILDIZ SATIŞI

ABD’de yaklaşık 30 yıldır uygulanan ve şu ana kadar 16 milyon yıldızın isimlendirildiği sistem, Türkiye’de de meraklısına sunuldu.ABD’de yaşayan bir Türk tarafından, kuzey yarım küredeki burçlar kuşağında bulunan ve bugüne kadar satılmayan 2,5 milyon yıldızın satışa sunulduğu “www.yildizal.com” adlı sitede, bir yıldıza isim vermenin bedeli 130 YTL’den başlıyor. Site sahibi Çağlar Kurtuluş, yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığı siteyi geçtiğimiz hafta hizmete sunduğunu, yeni olmasına rağmen siteyi bugüne kadar 30 bin kişinin ziyaret ettiğini söyledi.
Yaklaşık 7 yıldır ABD’de yaşadığını söyleyen Kurtuluş, “Gittiğim bir evlilik yıldönümü kutlamasında, arkadaşım eşine yıldız hediye etti. Bir anda salonda duygusal bir ortam yaşandı. Ben ise büyük şaşkınlık yaşadım. Bugüne kadar böyle özel günlerde genelde elle tutulur hediyeler verilirdi. Araştırdım; uygulamanın Türkiye’de olmadığını gördüm ve harekete geçtim” dedi.
Yıldız adlandırmasını ABD’de 1980’li yıllardan bu yana milyonlarca kişinin kullandığını ifade eden Kurtuluş, şöyle konuştu:“Gök bilimciler yıllar önce gökyüzünü çeşitli büyük parçalara ayırmışlar ve bunlara mitolojik kökenli isimler vermişler. Parçaların her biri bir takım yıldıza karşılık gelir. Kuzey ve güney yarım küreler dahil bütün gökyüzündeki toplam takım yıldız sayısı 88’dir. Bu takım yıldızlarından 12’si ise burçlar kuşağını oluşturur. Dünyada yıldızları pazarlayan 4 büyük firma var. Yüz milyonu aşkın yıldızın koordinatlarını çıkarmak çok kolay değil. Bu nedenle her isteyen bu işe girişemez. Biz de bunlardan en kapsamlı olan biri ile temasa geçerek, bunu Türkiye’ye taşıdık. International Star Certificate tarafından bu yıldızlar kişiye özel olarak koordinatlandırılıyor ve isim veriliyor; özel bir veri bankasında saklanıyor ve bir daha kesinlikle değiştirilemiyor.”
Yıldızların Türkiye’den görülebilmesi için sadece kuzey yarım kürede ve burçlar kuşağında yer alan yıldızları isimlendirdiklerini ifade eden Kurtuluş, kısa sürede İran, Avusturya, Hollanda ve Kanada gibi ülkelerdeki Türklerden de talep geldiğini bildirdi.
“PIRLANTA YERİNE YILDIZ”
International Star Certificate’nın bugüne kadar 16 milyon yıldızı isimlendirdiğini ifade eden Kurtuluş, isim verilen yıldızların ise şimdiden özel günlerde hediye edilen pırlantanın yerini almaya başladığını söyledi.
Sertifikalandırılan yıldızın, özel olarak hazırlanan plaketle sahibine ulaştırılmasının yanında, sitede de koordinatları ile yayınlandığını kaydeden Kurtuluş, “İsimlendirilmek istenen yıldızı sadece kişiye özel olarak teleskopik koordinatları ile çıkarıyor, resimliyor ve sertifikalıyoruz” dedi.
Kurtuluş, bir yıldıza isim vermenin maliyetinin, sertifikanın durumuna göre en düşük 130, en yüksek 190 YTL olduğunu sözlerine ekledi.

KOSGEB yeniden yapılanacak

SANAYİ ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, KOSGEB’i baştan aşağı yeniden yapılandırdıklarını bildirdi. Çağlayan, "Özellikle KOSGEB’e eleman alımı bundan sonra kariyer planlaması çerçevesinde sınavla yapılacak, ayrıca terfi ve atamalar yeniden düzenlenecek" dedi. Çağlayan şöyle konuştu: "Yıllık yaklaşık 222 milyon YTL’lik bir bütçesi olan bu büyük kurumda sübjektif uygulamalar, ’işe göre adam değil, adama göre iş’ uygulamasını gelenek haline getirmiş. Bugüne kadarki yapıda bazı yetkiler suistimal edilmiş. Diğer kamu kurumlarıyla uyumlu olmayan unvanları kaldırdık."

FUAR TEŞVİKLERİ ÖZELLİĞİNİ YİTİRDİ

29 Ocak 2008 Salı

Fuar teşvikleri özelliğini yitirdi ...
Dış Ticaret Müsteşarlığı`nın bu yıl için 2500 yurtdışı fuarını teşvik kapsamına almasını sektör temsilcileri yeterli bulmadı. Yurtdışı Fuar Organizatörleri Derneği Başkanı Korhan Yazgan, `Artık fuar teşviklerinin teşvik edici özelliği kalmadı` dedi.
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) 2008 yılı için yaklaşık 2500 yurtdışı fuarı teşvik kapsamına aldı. Destekleri yetersiz bulan Yurtdışı Fuar Organizatörleri Derneği (YUFOD) Başkanı Korhan Yazgan, "2006 yılında yapılan düzenlemelerle birlikte yüzde 65 olan teşvik oranı Avrupa Birliği (AB) seviyesine gelmesi için yüzde 50`ye çekildi. Kapsama alınan fuar sayısı ve teşvik oranları azaltıldı. Bu yüzden sektör geçen yıl yüzde 30 daraldı. Fuar teşviklerinin teşvik edici özelliği kalmadı" dedi.
AB üyesi ülkelerle Türkiye koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Yazgan, "AB üyesi ülkelerle aynı seviyeye çekilen bu oranlar yetersiz. Teşvik oranlarımız aynı ancak kişi başına gelirimiz AB üyesi ülkelerden 5 kat az. Üstelik Almanya, İtalya gibi AB üyesi ülkelerin marka değerleri Türkiye`den yüksek seviyede bulunuyor. Uygulamada da sıkıntı var. Teşviki fuar gerçekleştikten yaklaşık 6 ay sonra alabiliyoruz. AB`de fuar öncesi veriliyor" dedi.
Üretici, maliyetleri karşılayamıyor
Sektörün 2007`ye kadar ciddi gelişmeler gösterdiğini söyleyen Yazgan, "1990`ların başında sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen yurtdışı organizatörleri geçen yıla kadar düzenli artış kaydederek 30`a ulaştı. Aynı şekilde yurtdışı fuarlarına katılan 300 kadar firma 4 bin sınırına ulaştı. Fuarlarımıza 15 ila 20 arasında değişen sayıda ülke katılım gösterirken bu rakam 70`e yükseldi. Ancak düzenlemelerin ardından 2006 sonuna doğru hareket yön değiştirdi. 2008`de aynı trend sürerse rakamlar 1990`lı yıllardaki seviyelere iner" diye konuştu. Yazgan "Yüksek işçilik, değerli YTL ve enerji maliyetleri nedeniyle son derece sıkıntılı bir döneme girmiş olan Türkiye`deki üreticiler kendi imkânlarıyla fuar maliyetlerini karşılayamaz hale geldi. Bu, firmaları bankalardan kredi almaya ya da fuarlara katılmamaya itmekte" dedi.
Avrupalı pazarımıza giriyor
Yılda ortalama 200 bin metrekare sergileme gerçekleştiren ve 70 milyon dolar cirosu olan yurtdışı fuarcılığın teşvik sistemi yüzünden Avrupa karşısında rekabet şansının kalmadığını dile getiren Yazgan, bireysel katılımlı fuarların denetlenmediğine dikkat çekti.
Yazgan yurtdışı fuarcılığa hâkim olan daralmanın önlenebilmesi için yerli firmaların desteklenmesi gerektiğini söyledi. Yazgan, "Pazarı daraldığı için Avrupa, komşu ülkelere yoğunlaşıyor. Büyük markaların bu pazarlarda olmasıyla bizim gücümüz azaldı. İtalyan markası 500 bin dolarla 1 buçuk milyon dolar arası reklam payı ayırarak, pazarda hâkim olabiliyor. Ancak Türkiye`de firmaların bu gücü yok" dedi.
Yurtdışı Fuar Organizatörleri Derneği, 2003 yılında 6 organizatör firmanın girişimleriyle kuruldu. Şu anda, DTM`nin yurtdışında fuar düzenleme yetkisi verdiği 30 firmadan 14`ünün üye olduğu YUFOD sektörün problemlerini işbirliğiyle çözme amacı taşıyor. Dernek başkanlığını iki dönemdir Türkel Fuarcılık`ın sahibi olan Korhan Yazgan yürütüyor.
referans gazetesi

Franchising Nasıl Uygulanır?

Franchisor firma öncellikle franchisee’ye bir tanıtım dosyası hazırlamalıdır. Bu tanıtım dosyası ana firma ile ilgili bilgi paketinden ve formdan oluşur. Bu bilgi paketi ile ilgili kişisel ve mali bilgileri içerir. Ayrıca Franchisor’ın Franchisee’ye vermekle yükümlü olduğu 3 adet el kitabı vardır. Bunlardan birincisi, ana şirket içi operasyonu anlatan kitap; 2.si, franchisee’nin uyması zorunlu olduğu kuralları içeren franchisee şirket içi operasyon kitabı ve son olarak ta franchisee’ye nasıl işleteceğine dair tüm bilgileri içeren işletme bilgileridir. Bu işletme kitabı ile birlikte Know-How’da verilmektedir.
Franchisee, franchisor’ı seçerken çok dikkatli olmalıdır. Kişisel ve mali açıdan iyi analiz etmelidir. Aynı zamanda Franchisor’da Franchisee için aynı araştırmayı yapar. Karşılıklı olarak tanıma aşaması tamamlandıktan sonra franchisor ile franchisee görüşmelere başlarlar. Faaliyet Bölgesi belirlenir. Belirlenen faaliyet bölgesi göz önünde bulundurularak fizibilite çalışması yapılır.
Bu fizibilite çalışmasında gerekli sermaye, ödeme koşulları, yatırımın ne kadar sürede geri amorti edeceği belirtilir ve bu fizibilite çalışması franchisee’nin önüne konur. Bu fizibilite çalışmasının sonucu franchisee için karar aşamasıdır. Franchisee karar verdikten sonra sözleşme imzalanır. Bu sözleşme çok detaylı ve her hususu kapsayacak şekilde olmalıdır.
Sözleşmenin imzalanması ile birlikte franchisee’nin ödemeleri de başlamalıdır. Ödeme planı sözleşme ekibine verilmekte ve ödeme planı her firma bazında değişmektedir. Bu anlaşmalardan sonra franchisee’nin birim hazırlığı başlar. Bu birim hazırlığı mağazanın dekorasyonunu, franchisee’nin ve elemanlarının eğitimini içermektedir. Bazı franchisorlar birim hazırlığını üstlenerek anahtar teslimi her şeyi hazırlamaktadırlar. Anahtar teslim hazırlığın avantajı maliyetleri minimize edecek şekilde ana firmanın hazırlıkları yapması ve franchisee’ye yol göstermelidir. Hazırlıklar bittikten sonra franchisee işe başlar. Bu başlangıç süresince franchisee’ye yardımcı olmak amacıyla franchisor firmadan bir destek elemanı franchisee’nin yanında olur.
Kobifinans

Bayilik- Acentelik-Franchising

Elbette, bayilik ile franchising birbirinden farklı kavramlar. Bayiler franchise olamazlar, çünkü bayi kapısına kendi adını asar. Bunun için bayi ana firmaya para ödemez, aksine bayiye kar payı bırakılır. Bayi toptancıdan kendi adına aldığı malı müşterisine satan, tamamen bağımsız üçüncü şahıs yani üretici ile tüketici arasındaki aracıdır. Franchisee ise isim hakkını satın aldığı markanın çatısı altında belli bir ürün veya hizmeti, belli standartlar çerçevesinde üreten veya pazarlayan yatırımcıdır.
Franchisee bayilikten farklı olarak markayı kullanmak için başlangıçta veya franchising sözleşmesi boyunca bir bedel öder. Franchise alan ulusal reklam ve tanıtım kampanyalarına mali olarak katılır. Franchise işletmeler gerek işyerinin görüntü ve dekorasyonu olarak, gerekse işletmecilik prensipleri açısından birbirinin tıpatıp aynısıdır. Franchising sözleşmelerinde bayiliklerin aksine markayı kullanma süresi ve kullanma yetki alanı (yalnız bir mahal ve bölge) yer alır. Franchise ilişkisi, ana şirket-bayilik ilişkisi ile karşılaştırıldığında çok daha hassastır. Bağımlılık ve bağımsızlık kriterleri açısından incelendiğinde her ne kadar franchisee'den kendini bağımsız olarak hissetmesi istense de (ki büyük ölçüde böyledir) bayi ile karşılaştırıldığında bayi çok daha bağımsızdır. Bayi seçiminde bayiinin sahip olduğu dükkan veya işyeri bayiinin mali gücü gibi kriterler önem kazanırken, franchisee seçiminde şahsın kişisel özellikleri ve iş tecrübesi ön plana çıkar.
Franchising’in acentelikten farkı nedir?
Franchise şartlarının hiçbiri acentelikte yoktur. Acentelikte, marka ve isim birliği bulunmaz, destek sadece mal ve bölge ile sınırlı kalır. Satış veya cirodan bedel ödenmesi de söz konusu değildir. Acentelik ağırlıklı olarak ticari aracılık ve ilgili muamelelerin takibinden oluşur. İki sistem arasındaki farkı daha iyi anlamak için Türk Ticaret Kanunu’nun 116-134 maddelerindeki acentelik tanımına bakmak lazım. Bu maddelere göre; “Acente ana firma hesabına kendi adına ticaret yapar. Ana firmanın Türkiye'de şubesi yoksa ana firma adına da yapılabilir. Ana firma adına hak koruma amacı ile hareket eder, dava açar, kendisine dava açılır, para tahsil edemez (özel izin gerekir), mukavele yapamaz (özel izne tabi), piyasa hakkında ana firmaya bilgi verir, alım satım dışında yaptığı hizmetler karşılığını ana firmadan isteyebilir.”
Sözleşmenin akdi ile ‘Lump Surn Fees’ denilen bir ön ödeme yapılıyor. Ayrıca ‘Royalty’ adında devamlı ve belli dönemler halinde yapılan ödemeler söz konusu. Royalty ödemeleri genellikle brüt ciro üzerinden hesaplanıyor ve cironun bir oranı şeklinde saptanıyor. Nadiren aylık maktu ücretler halinde de belirlenebiliyor. Franchisor verdiği destek hizmetleri için ek ödemeler de isteyebiliyor. Ödemelerin ne şekilde yapılacağı da (nakit, açık hesap, akreditifli ödemeler) sözleşmenin bu başlığı altında düzenleniyor.
Yurtdışına franchising veren Türk firmaları nereden bulunabilir?
Bu konuda master lisan, master franchising gibi kavramlardan söz ediliyor... Bunlar farklı sistemler mi? Yurtdışına franchise veren firmalar bunu genellikle tüm ülkeyi tek bir girişimciye master franchising vererek yapıyor. Daha açık bir anlatımla master lisans; bir franchisor firmanın bir ülke ya da belli bir bölge için, bir başka kişiye ya da firmaya kendisi adına franchise verme yetkisini tanıması. Franchisor firma kendi ülkesi dışındaki ülkelerde tek tek franchise verme yerine, o ülke için bir master lisansör buluyor ve o ülke içinde franchise verme yetkisini devrediyor. Bu yetkiyi içeren sözleşmeler master lisans bazen yalnız bir ülkeye değil, birkaç ülkeyi kapsayabiliyor. Bildiğimiz kadarıyla ticari temizlik şirketi Jani-King, Türkiye’de bu yöntemle yapılanırken, bazı Türk firmaları da bu yöntemle dışa açıldı. Mado ve Hacıoğlu bu yöntemi tercih eden firmalardan. Size önerimiz, ilgilendiğiniz firmayı doğrudan arayarak, görüşmeniz olacak.
Franchising’in Türkiye’de yasal alt yapısı mevcut mu?
Başlangıçta ülkemizde franchising konusundaki hukuki düzenlemeler mevcut genel kanunlar çerçevesinde yürütülmekteyken, 1994 tarihli ‘Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’ ve bu kanun uyarınca 1998 yılında Rekabet Kurulu tarafından çıkarılan ‘Franchise Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ ile daha sağlıklı şekilde uygulama imkanına kavuşmuş durumda.
Kobifinans

SÖYLE SÖYLEYEBİLİRSEN VE ACUN GERÇEĞİ

Acun Ilıcalı ile ilgili bir ropörtajını yayımlamıştım.O adam da ilginç birşeyler var. Hazırladığı her proje bir şekilde başarılı oluyor. Gerek konuşma tarzı gerekse mimikleriyle tam bir pazarlama edasıyla hareket ediyor. Sunumları kusursuz. HeyEcanını izleyiciye öyle aktarıyorki tarz yapmış kendine.
Sohbetleri sıkıcı değil, dinlerken eğleniyor insan. En önemlisi de yapmacık değil.


Yaptığı tüm programlara sponsor olmak için savaşıyor tüm markalar ve son olarak SÖYLE SÖYLEYEBİLİRSEN. Daha taptaze bir meyve iken VARMISIN YOKMUSUN hiç korkmadan yeni bir projeyle yine ekranlarda.
Tüm eleştrilere rağmen adam işinin hakkını veriyor. Altyapısı genelde ABD ye ait olan programları Türkiye'ye uyarlamakta üstüne yok, dediğim gibi öyle hoş ikna ediyorki izleyici ilk programda ekrana kilitleniyor.
Bu programın mükemmel bir yapım olduğunu göstermez elbette (-ki bence değil)ancak bunu pazarlamayı iyi biliyor.Ne denirki; böyle bir pazarlama müdürü olan şirketin satışlarını tahmin edemiyorum..
Bir çok ülke gezmiş ve birçok kişiyle dialog kurmuş olmasının çok olumlu etkileri var bu yapısında. Böyle imkanlara birçok kişi sahip olamaz. Acun'un şansıda burada işte.
Her ne kadar başarısız bir öğrencilik geçirmişte olsa kendine güvenle bu eksikliğinide ortadan kaldırmış.
Sonuç olarak bir pazarlamacıda olması gereken tüm özellikleri taşıyor.

Yeni pazarlama yöntemi: Ethno-marketing

Almanya’da perakende piyasasının doyuma ulaşması yeni pazarlama yöntemleri geliştirme yollarını açıyor. 15 milyona varan yabancı asıllı nüfusun tüketim harcamalarını ve tasarruflarını kendilerine yönlendirmek isteyen kuruluşlar “ethno - marketing” yöntemini geliştiriyorlar. Özellikle büyük tüketim harcaması yapma eğilimindeki Türk ve Türk asıllı nüfusu çekmek için reklamlarda Türkçe kullanımı giderek fazlalaşıyor. Toplam 2,7 milyon Türk ve ve bir o kadar da Türk asıllı genç nüfusun harcama kapasitesinin yılda 20 milyar Euro’nun üzerinde olduğu hesaplanıyor. Yalnızca 2,7 milyon birinci ve ikinci nesil Türklerin yılda 31 milyon şişe saç şampuanı, 28 milyon paket çamaşır deterjanı, 60 milyon şişe bebek maması ve 300 milyon paket bebek bezi aldıkları tespit edilmiş. Fakat hepsinden önemlisi de Türkler tarafından satın alınan 750.000 araç.
Volkswagen, Mercedes ve Opel firmaları satın alınan bu 750.000 araçtan paylarını alma çabasında. Volkswagen, “Volkswagen Türkçe konuşuyor” mottosu altında başlattığı Türkçe reklamları yanında 2007 yılında 20 adet Türkçe ve Almanca konuşan satıcıyı görevlendirmiş durumda. Bu satıcıların sayısı 2008 yılında 40’a çıkacak. İlk denemelerin Berlin’de başarı ile sonuçlanması üzerine, Türklerin çok sayıda bulunduğu Hamburg, Frankfurt, Stuttgart ve Münih’te de aynı yöntem uygulanmaya başlıyor. Pazarlamacılar anadilin müşterilere erişmek için en güçlü yol olduğunun farkına varmışlar. Bu sebepten Hürriyet, Milliyet, Zaman ve Türkiye gibi Türkçe basılan gazetelere verilen reklamlar da önemli yer tutmakta. Satıcıların Türkiye’de olan bitenler konusunda bilgi sahibi olmaları da müşteriyle yakınlaşmak için gerekli bir yol olarak görülüyor. Meselâ satıcının müşteriyle Türkiye futbol liglerinde alınan sonuçlar konusunda sohbet edebilmesi etkili bir yakınlaşma ve güven uyandırma aracı.
Türkler kadar, hatta daha da büyük bir tüketici grubu da eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen Ruslar. Rusların kazandıklarını, tasarruftan çok tüketime harcadıkları göz önünde tutulursa, bu nüfusun pazarlama açısından önemi anlaşılabilir. Rusça konuşan tüketici grubu 3,3 milyon kişi. Yıllık harcama kapasiteleri 37 milyar Euro olarak tahmin ediliyor. Berlin’de yayınlanan Rusça gazete ve dergilere pek çok Alman firması reklam vermekte. Zengin Rusların okudukları “Vsya Europa” adlı magazin dergisinde ise Bulgari, Rolex, Louis Vuitton gibi markaların Rusça reklamları görülmekte. Polonya’dan gelenlerin sayısı, resmi istatistiklere göre, 1,7 milyon; Yugoslavya’dan gelenler ise 1,4 milyon kişi.
Yalnızca mal satanlar değil hizmet sunanlar da ethno-marketing yöntemini keşfetmiş durumdalar. Almanya’nın en büyük bankalarından Deutsche Bank ve Hypovereinsbank müşterilerine Türkçe hitap ederek onları kendilerine çekme çabasındalar. Deutsche Bank pek çok şubesinde “Bankamiz” söylemiyle Türk müşterilere hizmet sunuyor. İlanlarında da, Türk usulü ince belli çay bardağı ve içinde çay kaşığı, Deutsche Bank logolu tabağında iki parça kesme şeker kullanıyor. Bu bankalar Türklerin Almanya’daki 20 milyar Euro’dan fazla olduğu tahmin edilen tasarruflarını kendilerine çekme çabasında.
Daha ilginç bir hizmet sunumu Huzur Evleri’nde. Birinci nesil Türk işçilerinin bakım ihtiyacının giderek artacağını hesaplayan Marseille Kliniği 2006 yılı sonbaharında Berlin’de Türkler için bir bakım ve huzur evi açtı. Türkçe ve Almanca yol göstericileri, mescidi, Tük aşçısı ve istek halinde ayın cinsiyetten olan bakıcıları ile Türk örf ve âdetlerine azami dikkat gösterilerek hizmet veriliyor.
Zor bir tüketici pazarı olan Almanya’da mallarını satmak isteyenler göçmenleri hiçbir şekilde ihmal edemeyeceklerini anlamış durumdalar. Resmi tahminlere göre önümüzdeki yıllarda göçmenlerin sayısı artış gösterecek. Buna karşılık yerli nüfus azalacak veya sayıca durağanlaşacak. Bu nedenle planlanan yeni pazarlama yöntemlerinin devamlılığından kimsenin şüphesi yok.
Deniz Gökçe/Akşam

PATRON ÇALIŞAN İLİŞKİSİ

İş ortamınızdaki en önemli kişi, patronunuzdur. Ancak düşündüğünüz sebeplerden ötürü değil..
Indiana Üniversitesi araştırma görevlilerinden biri olan Brad Gilbreath, patronla kurulan dostluk ilişkisinin depresyon ve kimi ruhsal bozuklukların oluşumuna zemin hazırladığını belirtmektedir. Yaptığı araştırmada Gilbreath, kişinin patronuyla ilişkisinin neredeyse eşiyle olan ilişkisi kadar önem taşıdığını ortaya koymaktadır. İyi anlaşılan çalışma arkadaşları ya da tatmin edici bir mevki bile, önem sıralamasında, kişinin patronuyla olan ilişkisinin önüne geçememektedir.
Yapılan anket çalışmaları, çalışanların neredeyse yarısı kadar bir oranının, üstleriyle olan ilişkilerinin sağlam olmadığını ortaya koymaktadır. Gallup ölçeğinden elde edilen verilere göre, patronla kurulan ilişkinin kötü olması, iş bırakma sebeplerinin başında gelmektedir. Üstlerle olan ilişkilerin maaş, çalışma saatleri ve günlük yapılması gereken işler gibi konuları da etkilediği bilinmektedir. Bu durum ise şu şekilde özetlenmektedir: Çalışanlar işlerini değil; patronlarını bırakırlar”.
Çalışanların, işverenleri hakkındaki düşünce ve hisleri, kimi zaman fiziksel sağlıklarını bile etkileyebilmektedir. Buckinghamshire Chilterns Üniversitesi’nden psikolog Nadia Wager bir çok çalışanın zaten bilmekte olduğu bir gerçeği belgelemeyi başarmıştır: Patrona karşı duyulan kin ve düşmanlık, insanın kanını kaynatmaktadır.
Hastane çalışanları arasında yapılan bir araştırmada Wager, iyi yönetim becerilerine sahip olmayan yöneticilerle uğraşmak zorunda kalan hemşirelerin uyumlu ve empatik yöneticilerle çalışanlara oranla, kan basınçlarının gün içinde daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak da bu hemşirelerin kalp hastalığına yakalanma risklerinin, diğerlerinden yaklaşık 20 kat daha fazla olduğunu tespit etmiştir.
Peki patronlar, bu türden bir dalgalanmaya ne şekilde sebep olmaktadırlar?
Philadelphia’daki Teleos Liderlik Becerileri Enstitüsü’nden Annie McKee, bunun sadece patronların zamlarda cimrilik etmesinden ya da çalışanlarına baskı uygulamasından kaynaklanacak kadar basit bir durum olmadığını belirtmektedir. McKee’ye göre, insanoğlu evrimleşme süreci içinde birbirinin duygusal ip uçlarını takip etme konusunda hassaslaşmıştır. McKee, “Duygular bulaşıcıdır. Patronun mutsuz olduğu bir durumda, olumsuzluğun, güvensizliğin ve stresin ortama dağılması an meselesidir” demektedir.
Case Western Reserve’de organizasyonel psikoloji profesörü ve aynı zamanda McKee ile birlikte çalışmalar yürüten Richard Boyatzis, duygu bulaşmasında iki türden yakın ilişkinin rol oynayabileceğinden bahsetmektedir: Yakın eş ilişkileri ve güç ilişkileri.
Romantik ilişkilerde, duygular simbiyotiktir. Eğer eşlerden birisi kendisini iyi hissetmiyorsa, diğeri de acı çeker. Birinin duygudurumu iyiyse, bu diğerini de yükseltecek bir etken olacaktır. Ancak, işveren - çalışan ilişkisi içinde duyguların tek bir yönü vardır: Aşağı. Bir üstün olumsuz hali, çalışanlarını adeta boğacaktır.
Boyatzis, benzer şekilde mutlu ve üretken patronlarla çalışan kişilerin ise hem iş hem de özel yaşamlarında mutlu ve üretken olabileceklerinden bahsetmektedir.
Totemin dibindeki kişi olmak, kendi risklerini de beraberinde getiren bir durumdur. Bir çalışan, ihtiyacı olan kaynaklara ulaşmak için patronuna ihtiyaç duymaktadır. Çalışan – işveren ilişkisindeki güç dengesizliği nedeniyle çalışanlar kendilerini patronlarının ruh haline ve davranışlarına uydurmak zorunda kalmaktadırlar.
Bir çalışan için, patronunun duygu durumunu çok yakından takip etmek tehlikeli olabilmektedir. Ancak patronun duygusal durumunu bir saplantı haline getirmek kimi insanlar için diğerlerine nazaran daha büyük bir sorun teşkil etmektedir. Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi için yapılmış klasik bir araştırma kimi insanların, vücut dilindeki ufak bir değişme, ses tonu ya da yüz ifadesi gibi sözel olmayan ip uçlarına karşı daha duyarlı olduklarını, bazılarınınsa söylemden daha fazla etkilendiklerini ortaya koymaktadır.
Bu kişiler, karşılarındaki insanların sakladıkları duygu ve düşünceleri fark edebilen kişilerdir. Psikoloji terminolojisinde duygusal zeka denen bu kavram, kişi karşısındakinin olumsuz duygular içinde olduğunu hissetiğinde bir sorun haline gelebilmektedir. Örneğin, kişi, patronunun kendisinden hoşlanmadığını düşünmek yerine bunu kesin bir gerçek olarak kabul edebilmektedir.
Boyatzis çalışanlara, eldeki projeye ya da bitirme tarihine odaklanmamış bir duygusal bağlantı kurmalarını önermektedir: “Patronunuzun yaptığınız işle ilgili olarak gerçekten neyi sevdiğini bulmaya çalışın. Karşınızdaki insanın neye değer verdiği ya da neyin hayalini kurduğu ile ilgili konuşmak, onu daha iyi tanıyabilmenize olanak sağlayacaktır”.
Tüm bunlar ilişkinin bir dönüm noktasını başarıyla atlatmasını sağlayabilmektedir. Ancak bu şekilde olmazsa da, araştırma zaten açıkça göstermektedir ki; kötü bir patron için değmez!
Psychology Today'den çevrilmiştir.
Kaynak :veritaspsikiyatri

GELECEKTE TİCARET

Artık tek bir konuda uzmanlaşan ve "cash" (nakit) çalışan köşe başı ticaret mekânlarını çevremizde daha sık göre­ceğiz.
Gıda da zeytinyağıyla yapılan börek ve baklava dükkânları dikkat çekerken, or­ganik fastfood büfeleri açıldığına şahit olacağız. Klasik pizzacıların bir bölümü henüz keşfedilmemiş otantik değerlerimizi öne çıkaracaklar. Konya usulü "etli ekmek" ve pide içinde ayaküstü servis edilen "fı­rın kebap" köşelerini gürünce de hiç ya­dırgamayacağız. Balık ve deniz ürünleri işleyen tipik fastfood mekanları artacak, sadece de­niz kabukluları veya otantik tarzda balık üzerine çalışan yerler ortaya çıkacak.
Taze makarna işleyen İtalyan tipi res­toran sayısı artarken, etnik mutfak ör­neklerinde patlama yaşanacak. Köşe başı işler konusunda elektronik sektörü de nasibini alacak: Her yerde ileri teknoloji ürünlerini satan mağazala­rın arttığını göreceğiz. Cep telefonu satıcıları çeşitlendirmeye gidip birer tekno­loji merkezi haline dönüşecekler. Semt manavları evrimleşecek, kültür balıkçılığının gelişmesiyle "balıkçı ma­nav" karışımı modern "fresh" sergileri ortaya çıkacak. Bu yerlerde semt pazarı niyetine yal­nız meyve sebze ve balık satılan peraken­deci tezgahların bulunduğu halka açık haller, açılacak.
Klasik kuyumcu mağa­zaları pek yakında yük­sek güvenlikli "jewellery shops" lar içinde konuş­lanıp bijuteri bölümünün değerli parçaları olacak. Metropol kentlerde hobi mağazaları ve köşe başı sanat galerilerinin çoğalışına şahit olacağız. Mevcut dershaneler elektronik ortamda ser­vis vermeye başlayacak, on-line bağlantılar ev içinde sınıf çalışmaları yapılacak.
Kaynak: Kobifinans

KIDEM TAZMİNATINDA YENİ DÖNEM

Geçen hafta Bakanlar Kurulu'na sunulan ve 30 Ocak'ta toplanması planlanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda (EKK) ele alınacak 'İstihdam Paketi'nde, kıdem tazminatı konusunda 3 alternatif üzerinde duruluyor.Bu alternatiflerin ilkinde, kıdem tazminatının kaldırılarak işsizlik sigortasının genişletilmesi öngörülüyor. Ancak bu uygulamanın işsizlik ve kayıtdışılığı teşvik edeceği belirtiliyor. Her üç alternatifte de kazanılmış haklarının korunarak, yürürlük tarihinden sonraki çalışmaların yeni sisteme tabi olması planlanıyor.
1- İşsizlik sigortası
Birinci alternatifte, kıdem tazminatı kaldırılarak işsizlik sigortasında sigortadan yararlananların sayısının 3 kat artması öngörülüyor. İşsizlik ödemesinin tavanının, brüt asgari ücretin iki katına kadar artırılması tartışılıyor.İşsizlik sigortasından yararlanma sürelerinin prim ödenen gün sayısının yarısına kadar uzatılacağına, İşsizlik sigortasındaki bu genişlemeleri karşılamak üzere, İşsizlik Sigortası İşveren Priminin 5-6 puan artırılması gereğine işaret ediliyor. Ancak bu uygulamanın işsizlik ve kayıt dışılığı artıracağı ifade ediliyor.
2- Ortak fon oluşumu
Paketteki ikinci alternatifte, her işçi için yatırılan primlerin ortak bir fonda toplanması ve işçilerin mevcuttaki kadar kıdem tazminatı alması değerlendiriliyor. Fonda yeterli tutar olmadığında Hazine'den karşılanması planlanan bu alternatifte, prim oranı artırılsa da sistemin ilerleyen yıllarda açık vereceği dikkate alınarak, kamuya getireceği yüklerin sürdürülebilir olmadığına işaret ediliyor.
3- Katılımlı fon
Katılımlı Fon başlığı altında ele alınan üçüncü alternatifte ise işçilerin bireysel hesaplarında izlenerek nemalandırılacak 'katılım esaslı' fon kurulması üzerinde duruluyor. Bu kapsamda işverenin, işçiye kıdem tazminatı ödemek yerine her ay işçinin fondaki hesabına, ücretin belirlenecek oranında (yüzde 3-5) prim yatırması, işçinin de işten ayrıldığında fonda biriken parayı nemasıyla birlikte alması tartışılıyor.Söz konusu alternatifte işçilerin mevcuttaki kadar kıdem tazminatı alamaması ihtimalinin doğabileceği, ancak işsizlik sigortasının da bunu telafi edecek ölçüde genişleyeceği düşünülüyor.

Cep telefonu tüketimi hızlanıyor

Kimilerine göre doyma noktasına gelen cep telefonu pazarı, üretici firmaların açıkladığı istatistiklerle yalanlanıyor. 2007 yılına dair global satış bilgilerini açıklayan Sony Ericsson, önceki yıla göre yüzde 18 artışla 100 milyon cep telefonu sattığını duyurdu.

Cep telefonu üreticilerinin ortalama yüzde 9 artış kaydettiğini açıklayan Sony Ericsson, satışların yarıdan fazlasının müzik çalabilen telefonlara ait olduğunu ilân etti. Sadece Sony Ericsson markasının geçen yıl 15 milyar dolar ciro yaptığı dikkate alındığında, gelişmekte olan ülkelerin cari açık hesabına ne kadar büyük bir katkı yaptığı ise gözlerden kaçmıyor. Gıda ve tekstil gibi temel ihtiyaçların üretimine yoğunlaşan birçok ülke, daha çok özenti ile beslenen cep telefonu tüketim hızı nedeniyle giderek fakirleşiyor…

NASIL İŞ YAPILIR? NASIL BÜYÜME SAĞLANIR?

TOKİ, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri ile konut projeleri yapan Kuzu, 17 bin konutu bitirip teslim etti.
Katır sırtında müteahhitlikten 600 milyon YTL ciroyu yakaladı .
Abdülkerim Kuzu ve 3 kardeşinin yol inşaatı ile temelini attığı Kuzu Grubu, ikinci kuşağın yönetiminde inşaattan kargo taşımacılığına 8 şirket, 3 bin 550 çalışan ve 600 milyon YTL'lik ciro büyüklüğüne ulaştı..
Siirtli Abdülkerim Kuzu ve 3 kardeşi, 1943 yılında Kurtalan-Beşiri yolunu kazma kürekle yaparken, 600 milyon YTL'lik bir topluluğun temellerini de attıklarını tahmin ediyorlar mıydı bilemiyorum ama o 4 kardeşten bayrağı devralan ikinci kuşaktan 4 kardeş bunu başardı. Siirt'ten başarı hikayesi olarak sayfamıza Kuzu Kardeşleri alıyoruz. 1943 yılında Kuzu İnşaat'ı kuran Abdülkerim Kuzu ve 3 kardeşi, kamu müteahhitliği yaparak yollar, sağlık ocakları, hastaneler, okullar, jandarma karakolları inşa etti. Abdülkerim Kuzu 1980 yılında vefat ettikten sonra, ortaklık bitti.
KAZMA KÜREK ÇALIŞTILAR
Kuzu Grubu Başkanı Gökçen Kuzu gerisini şöyle anlatıyor: "Babam vefat ettiğinde Türkiye 1 litre mazota muhtaç vaziyetteydi. Makine parkı 1 sene yattı. Makine parkını sattıktan sonra, parayı amcalarımla paylaştık. Garip, Güven ve Özen Kuzu kardeşlerimle, payımıza düşen 15 milyon lira ile Siirt'te nalburiye dükkanı açtık. Biraz ilerledikten sonra müteahhitliğe başladık. 1981'de Siirt İl Özel İdaresi İşhanı'nın ihalesini aldık. 1986'da 10 komando tabur binası yaptık. Babam ve amcalarım Kurtalan Beşiri yolunu kazma kürekle yapmışlardı. Biz de Şırnak Dereler mevkiindeki tabur binasını katır sırtında gerçekleştirdik." Kuzu Kardeşler, 1990 yılında Siirt'ten Ankara'ya gider, ülke genelinde iş koşturmaya başlarlar. Ülkedeki krizlerden etkilenip sıkıntıya düşseler de, Gökçen Kuzu'nun deyimiyle ailenin birliği ve dirliği sayesinde ayakta kalmayı başarırlar. Bugün 8 şirketten oluşan Kuzu Grubu'nun 3 bin 550 çalışanı, 600 milyon YTL cirosu bulunuyor.
Kaynak : Sabah

Fortis 1 milyar dolar zarar bekliyor

FORTİS 2007 yılı net kárının 4 milyar Euro’dan 3 milyar Euro’ya inebileceğini içeren bir açıklama yayınladı. Ancak, bazı analistler Fortis’in gerçek zararının bundan da fazla olabileceği konusunda uyarıyor. Rakibi ABN Amro’yu alacağı sırada da karının yüzde 10 düştüğünü açıklayan Fortis subprime’a bağlı kayıplarının yüksek olmasını bekliyor. Banka hisselerinni değerinin 2011’e kadar yüzde 12 artış göstermesini hedeflediklerini açıklamıştı.

SEKTÖRÜNDE DÜNYA MARKASI

Çaycumalı Zeki Yurtbay’ın 1951’de kurduğu ilk tuğla fabrikası yanlış inşaat yüzünden açılmadan yıkıldı, sonra kurduğu iki fabrikası rakipleri tarafından yakıldı.
1990’da ise iki oğlu trafik kazasında öldü. Bunlara rağmen yılmayan ve tüm enerjisini yatırıma ve üretime harcayan Zeki Yurtbay Eskişehir’deki seramik fabrikasında yaptığı yeni yatırımlarla kapasiteyi artırdı. Geçen yıl 100 milyon YTL ciro yapan Yurtbay Seramik 40 ülkeye ihracat yapıyor.
BABASININ ’alacak karşılığı’ başladığı ’tuğla imalatında’ işin başına 14 yaşında geçen ve 1951’de kárlı bir işletmeye dönüştüren Zeki Yurtbay’ın hayatı acımasız rekabetle birkaç kez sarsıldı. İlk fabrikası 1955’te açılmadan çöken Zeki Yurtbay’ın daha sonra yeniden inşa ettiği tuğla fabrikası ise 1960’larda iki defa ’rakipleri tarafından’ yakıldı. "Bu gerçeği ancak 40 yıl sonra öğrendim" diyen Zeki Yurtbay’ın en değerli varlıkları olan oğulları Oktay ve Olcay ise 1990’da Düzce’deki tuğla fabrikasına giderken elim bir trafik kazasında vefat etti. Şu anda iki torunu ve yeğeni ile yoluna devam eden Zeki Yurtbay, seramikte Türkiye’nin en büyük üreticilerinden biri olmayı başardı. Eskişehir’deki seramik fabrikasında 2007’de yaptığı kapasite artışı yatırımlarını da devreye alan Zeki Yurtbay yıllık üretim kapasitesini 21 milyon metrekareye çıkardı. Zeki Yurtbay, oğulları için "Ya her gün mezarlarına gideceksin ya da acını içine gömüp kendini işine vereceksin. Ben ikincisini tercih ettim.Onların adına da Çaycuma’da 24 derslikli Oktay Olcay Yurtbay Anadolu Meslek Lisesi yaptırdım" diyor.
100 MİLYON YTL CİRO
Seramik cirosunun 2007’de 100 milyon YTL’yi geçtiğini söyleyen Yurtbay Seramik Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Yurtbay, grupta yaklaşık 1.500 kişinin çalıştığını belirtiyor ve şöyle konuşuyor: "40 ülkeye ihracat yapıyoruz. Ciromuzun yüzde 40’ını da ihracattan yapıyoruz. Aslında kurlar biraz daha yukarıda olsa ciromuzu 2008’de 150 milyon YTL’ye çıkarabiliriz. Çünkü ihracatın artması büyük ölçüde kurlara bağlı durumda. Sektörümüzde çok sayıda fabrika zor durumda. Biz ise yüzde 80 kapasiteyle çalışıyoruz ve yatırımlarımızı, daha fazla talep edilen, fiyatı daha yüksek ürünlere yöneltiyoruz. 2004’ten beri sırlı granit üretiyoruz. Şimdi granit üretimi için de 5-6 milyon Euro’luk biryatırım yapacağız. Böylece granite de girmiş olacağız. Tuğlada ise kapasitesi en yüksek grup biziz. Düzce’deki fabrikamız Delta Tuğla Türkiye’nin en iyi fabrikalarından birisi. Ayrıca biz tüm fabrikalarımızda co-generation sistemle kendi enerjimi üretiyoruz."
VİTRİFİYE VE YAPI KİMYASALLARI:
Yurbay Seramik olarak yakın dönem için vitrifiye ve yapı kimyasalları üretimine de girmeyi planlandıklarını anlatan Zeki Yurtbay, "Bu konudaki çalışmalarımız dasonuçlanmak üzere. Öyle sanıyorum ki 2009’da bu konuda üretime başlayabiliriz" diye konuşuyor. Türkiye’nin seramik üretim kapasitesinin iç pazartalebine göre çok yüksek olduğunu vurgulayan zeki Yurtbay şunları söylüyor: "Yaklaşık 350 milyon metrekarelik kapasite oluşmuş durumda. Ancak talep 80-90 milyon metrekare civarında. bu yüzden de ortalama kapasite kullanımı yüzde 30’larda."
Kaynak : Hürriyet

KAHVE YATIRIMI

28 Ocak 2008 Pazartesi

Markiz Pastanesi'ni devralarak adını duyuran Finli kahve zinciri Robert's, Türkiye'de 4 milyon dolar yatırımla bir kahve kavurma fabrikası kurmaya hazırlanıyor
SERKAN ARMAN
Birbiri ardına Türkiye'ye gelen yabancı kahve zincirleri, artık üretime de başlıyor. 2006 yılında Türkiye pazarına giren Finlandiyalı kahve zinciri Robert's Coffee, üretimini Türkiye'ye taşımaya hazırlanıyor. İskandinav ülkelerinde çok yaygın olan zincir, ilk olarak Türkiye'de 4 milyon dolarlık yatırımla bir gurme (özel) kahve kavurma fabrikası kuracak. Ancak asıl amaç, Finlandiya'daki tüm kavurma tesislerini bir süre sonra Türkiye'ye taşımak. Uzun yıllar Finlandiya'da yaşayan İzzet Günaydın tarafından Türkiye'ye getirilen Robert's Coffee, ünlü Markiz Pastanesi'ni devralmasıyla adını duyurmuştu. Bu yıl sonu 20 şubeye ulaşması beklenen zincir, yine yıl sonunda Türkiye'de üretime geçen ilk kahve zinciri unvanını da almaya hazırlanıyor. İzzet Günaydın, "Türkiye'de gurme kahve kavuran tesis yok. Komşu ülkeler de franchise alanımızda olduğu için kavurduğumuz kahveyi ihraç da edeceğiz. Asıl amaç tüm kavurma tesislerini Türkiye'ye taşımak. Şu an teşvik bölgelerinde arazi bakıyoruz. Robert's Coffee kavurma makinelerini yenileyecek. Boşa çıkan makineler ve Finli ustaları Türkiye'ye gelecek" diyor.
Telve'ler ısmarlanıyor
Zincirin sahibi Robert Paulig de, arazi incelemelerine katılmak için şubatta Türkiye'ye gelme kararı aldı.Öte yandan, Robert's Coffee'nin bir süre sonra operasyon merkezini de Türkiye'ye taşıyabileceği belirtiliyor. Yani, zincirin ticari kısmının Türkiye'den, üretim kısmının ise Finlandiya'dan yönetilmesi gündemde. Bu durumda, zincirin hangi ülkelere açılacağı ile ilgili kararları Türkiye merkezi verecek. Robert's Coffee'deki Türk rüzgârı kendini Türk kahvesiyle de hissettirecek. Şirket, dünyadaki tüm şubelerine Arçelik'in Telve makinesini ısmarlayarak Türk kahvesini mönüsüne katma hazırlığında. Kahveden şampuan ve selülit kremi gibi ürünler de üreten Robert's Coffee, bunları da yakında Türkiye'de satışa sunacak.

Ar-Ge'de 34 Türk şirketi

Ar-Ge çalışmalarında uluslararası işbirliği platformu olan Eureka Programı'na bu yıl 34 Türk firması dahil oldu.
TÜBİTAK Eureka Üst Düzey Temsilcisi Okan Kara, Avrupa'nın önde gelen firmaları tarafından sıkça kullanılan programda Türkiye'nin büyük bir atak yaparak geçtiğimiz yıl 12 olan katılımcı firma sayısını neredeyse üçe katladığını kaydetti. Kara, Eureka desteği kapsamında yapılacak projelerde büyük firmaların Ar-Ge harcamalarının yüzde 60'ının, KOBİ'lerin masraflarının ise yüzde 75'inin hibe yoluyla desteklendiğini söyledi. Kara, desteklerde süre ve bütçe sınırlaması olmadığına dikkat çekti. Bu yılki program etkinliklerinden ilkinin 6 Şubat'ta İstanbul'da yapılacak yazılım sektörü kümesi (ITEA2) tanıtım toplantısı olacağını kaydeden Kara, kümenin Alcatel-Lucent, Phlips, Nokia, Airbus gibi büyük firmaların liderliğinde kurulduğunu ifade etti. Bu küme programı, 2007-2015 yılları arasında 8 proje çağrısı açarak sektörde 3 milyar euronun üzerinde Ar-Ge hacmi yaratmayı ve 200'ün üzerinde de proje oluşturmayı hedefliyor. Bir keşfi kutlarken kullanılan bir ünlem olan "eureka (evreka)" kavramından yola çıkan programın üyelerini 18 ülke ile Avrupa Birliği (AB) oluşturuyor.
Ar-Ge hacmi 25 milyar euro
TÜBİTAK'ın verilerine göre, Euroke Programı 1985 yılından bu yana 2 bin 500'den fazla Ar-Ge projesini desteklerken 25 milyar euronun üzerinde Ar-Ge hacmi yarattı. Pazar odaklı ve kısa sürede ticarileşebilecek ürün ile süreçlerin geliştirilmesine yönelik çalışan programın "kümeler, şemsiyeler ve Eurostars" olmak üzere 3 alt programı bulunuyor.Gözde teknoloji alanlarındaki firmaların bir araya gelerek oluşturdukları yapılanmaların kurulduğu küme programında, sektördeki büyük firmaların bir araya gelmesiyle uzun vadeli stratejik projelerin desteklenmesi amaçlanıyor. Bu program firmalara Avrupa'nın lider firmalarıyla geleceğin teknolojilerine şekil veren ekipte birlikte çalışma imkanı tanıyor. Programda farklı teknoloji alanları için oluşturulmuş faal olarak çalışan 5 farklı küme bulunuyor. Bu kümeler ise şunlar: ITEA2 (yazılım çözümleri, servis yazılımları ve gömülü yazılımlar), CELTIC (telekomünikasyon çözümleri, mobil iletişim, internet altyapıları), CATRENE (mikroelektronik), EURIPIDES (akıllı sistemler) ve EUROGIA (yenilenebilir enerjiler). Bu kapsamda önümüzdeki ay İstanbul'da yapılacak ITEA2 tanıtım toplantısında kümenin Yönetim Kurulu Başkanı Rudolf Haggenmüller ile Program Koordinatörü Erik Rodenbach da birer sunum yapacak ve Philps'in Ar-Ge stratejisi katılımcılarla paylaşılacak.Eureka'nın sektörel yapılanma sağlayan "Şemsiye programları" aracılığıyla ise stratejik öneme sahip teknoloji alanlarında ülkeler arasında yakın işbirliği sağlanırken, ikili ve çoklu projeler yaratılması amaçlanıyor. Türkiye, ilk aşamada stratejik alanlar olarak belirlediği imalat teknolojileri, tarım ve çevre teknolojilerinden oluşan 3 sektör şemsiyesinde etkin görev almayı hedefliyor. TÜBİTAK, firmaların Ar-Ge çalışmalarında uluslararası firma ve araştırma merkezleriyle işbirliğinin yanı sıra Türkiye'nin 2010 yılına kadar Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranını yüzde 2'ye çıkarma hedefini yakalaması için de Eureka Programı'na katılımın artırılmasını önemsiyor.Ar-Ge çalışmalarında uluslararası işbirliği platformu olan Eureka Programı'na bu yıl 34 Türk firması dahil oldu. Euroke Programı 1985 yılından bu yana...

GİRİŞİMCİLİK VE REKLAM,TANITIM

2006 yılında Amerika pazarına Cocaine’i süren Jamey Kirby, ürünün tartışmalı ismine gösterilen tepkilerle marka bilinirliğini arttırarak, ürünün pazarda en çok sözü edilen içeceklerinden biri olmasını sağladı.
Bu oldukça başarılı bir pazarlama stratejisiydi. Fakat kısa süre sonra Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bu pazarlama stratejisi hakkında bazı konuları gündeme getirince Redux, tüm içecekleri piyasadan çekti ve Cocaine ismini kaldırıp yerine NoName (isimsiz) adıyla beyaz kutulu içecekler koydu. Jamey Kirby "İsmi kaldırınca, FDA içecekle, içeceğin etiketi ya da pazarlamasıyla ilgili bir sorun bulamadı. Şimdi Ocak’ta Cocaine ismini tekrar koyacağız ve ABD pazarına döneceğiz." Redux bu süreci de başarılı bir şekilde değerlendirmesini bildi. Cocaine artık bilinirliğini daha da arttırmıştı. Redux’un kurucusu ve ana hissedarı Jamey Kirby (43), Cocaine isminin tamamen bir marka stratejisi olduğunu ve medyanın ilgisini çekmek için bu ismi bulduklarını kabul ediyor: "Enerji içeceğinin geleneksel lansmanını yapacak paramız yoktu. Cocaine ismini kullanarak medya ilgisini garantiledik."
Redux fimasının kuruluşu hakkında bilgi verir misiniz?
- Redux 2006 Haziran’ında kuruldu. Ocak 2006’da bir enerji içeceği üretmek istediğime karar verdim. İlk sermayeyi oluşturmak için birkaç arkadaşımla görüştüm. Şirketi kurduğumuzda eşim ve ben çoğunluk hissedarlarıydık. Şu an iki markamız var; Cocaine Energy Drink ve Brawndo: Susuzluk Gidericisi. İlk 6 ayda şirketin cirosu 4 milyon dolar civarıydı.
Enerji içeceğine Cocaine ismini vermek kimin fikriydi?
- Ocak 2006’da enerji içeceği konsepti üzerine çalışmaya başladım. Reboot gibi birçok fikir geldi aklıma. Bir gece ofisimde geç saatlere kadar çalışıyordum, birdenbire aklıma Cocaine ismi geldi. O anda, ismin bu olacağını ve çok da başarılı olacağını anladım. Sonra, Cocaine gibi bir isim taşıyan içeceği yapacak bir kimyacı bulmam gerekti. Sürecin ilk 5 ayında, tüm işleri ben yaptım. Teneke yapımcısını buldum, kimyacıyı buldum, paket tasarımlarını buldum, ilgili yasaları ve etiket şartlarını okudum ve çalıştım. Teneke üstündeki resmi ben tasarladım ve ürettim. Tasarımı yapmak için 3 hafta günde 18 saat çalıştım.
Enerji içeceğine böyle bir isim vermek bir pazarlama stratejisi miydi? Markanın bilinirliğini sağlamaya nasıl katkısı oldu?
- Enerji içeceğinin geleneksel lansmanını yapacak paramız yoktu. Cocaine ismini kullanarak medya ilgisini garantiledik. Enerji içeceklerinin temel hedef kitlesi 15-25 yaş arası gençlerdir. Onlar tartışmalı konuları ve tasvip edilmeyen ürünleri sever. 15-25 yaş arasındaki insanlar ürünümüzü sevdiği sürece diğer insanların ne düşündüğüne önem vermedik.
Bu isim gençlere ne ifade ediyor?
- Marka, temel olarak 15-20 yaş arası gençlere hitap ediyor. Ama tüm dünya, Cocaine’le bir aşk/nefret ilişkisi içinde. Markanın başarılı olması için bu duygusal yönü ön plana çıkardık.
İSMİNİ DEĞİŞTİRİNCE FDA PEŞİMİZİ BIRAKTI
Cocaine ismi yasaklandığında nasıl atlattınız bu süreci? - İsim, resmi olarak yasaklanmadı. Hükümet bize ismi hiçbir zaman değiştirtmedi. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), teneke kutumuz ve pazarlama stratejimiz hakkında birkaç konu gündeme getirdi. Bu sorunları düzelttik, tüm içecekleri piyasadan çektik ve Cocaine ismini kaldırıp yerine beyaz kutulu içecekler koyduk. Stratejimiz, içeceğin isimsiz satılması ve Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin üründe yine de sorun bulup bulmayacağına bakmaktı. Altı ay sonra, FDA içecekle, içeceğin etiketi ya da pazarlamasıyla ilgili bir sorun bulamadı. Şimdi Ocak’ta Cocaine ismini tekrar koyacağız ve ABD pazarına döneceğiz. Eğer FDA yine peşimize düşerse, onları ifade özgürlüğümüzü ihlal ettikleri için mahkemeye vereceğiz. İsimsiz haliyle içecekte bir sorun bulamadılar, demek ki sorun sadece isimde.
No Name ne kadar başarılı oldu?
- No Name fazla başarılı değildi, zaten amacı da o değildi.
Yasaklamadan sonra ürünün bilirliği daha mı artmış oldu?- Cocaine’in marka bilinirliği arttı. Bizim amacımız zaten ABD pazarına Cocaine’le dönmek. Süreç şu an başlamış durumda.
İSMİ İNSANLARI ONU DENEMEYE TEŞVİK EDİYOR
Pazara yeni giren bir ürün için marka bilinirliği nasıl sağlanır? Markaya verilen ismin önemi nedir?
- Cocaine ismini verirken politikacıların, toplum aktivistlerinin ve iyilik meleklerinin bunu bir sorun haline getireceğini biliyorduk. Bu durum karşılığında medya ilgisini getirdi. İlk 8 haftada, medyada 100 milyon dolar değerinde, ücretsiz bir şekilde yer aldık. Bunun yüzde 80’i, ürünün satışa çıkmasından sonra 2 hafta içinde oldu. Satışa çıkmamızın ve çıktığımızı duyurmamızın ardından, dünyanın her yerinden binlerce medya talebi ve e-mailler aldık. Talebi karşılamak için yeterli paramız ve ürünümüz bile yoktu. Sanırım, Cocaine enerji içeceğinin, tarihte en hızlı markalaşan ve dünya çapına ulaşan ürün olduğunu söylemek yanlış olmaz. Diğer taraftan ürünün ismi, insanları, ürünü denemeye teşvik ediyor. Ürünün kalitesi de insanları onu tekrar almaya yönlendiriyor, aynı gerçek kokain gibi.
Web sitemiz ve MySpace profilimiz aracılığıyla da internet pazarlamacılığını kullandık. Çok başarılı bir kampanya oldu. MySpace sayfasında, "İlki bedava" sloganını kullanarak, isteyenlere ücretsiz deneme ürünleri yolladık. Hayranlarımız YouTube’da ve MySpace’te hakkımızda yüzlerce video hazırladı. Ürün lansmanımız bir fenomen oldu. Böyle bir şey kolay kolay gerçekleşmez.
19. yy’da kokain içeren Mariani şarapları da çok tartışılmıştı
Kokain, koka yaprağından elde edilen bir alkaloiddir. Alışkanlık yapan bir uyarıcıdır. Satışı ve tüketimi yasaktır. Güney Amerika yerlilerinin tıpta kullandığı kokaini batı dünyasına tanıtan Sigmund Freud olmuştur. Freud, alkol ve uyuşturucu bağımlısı hastalarına kokain kullanımını tavsiye etmiş, zamanın ünlü doktorlarından, dostu morfinman Ernst von Fleischl’in morfin ve kokain kullanımından ölümüne sebep olmuştu. Bu arada, 1880’li yıllarda kokain çok moda olmuş, kokainli purolar, sigaralar, içkiler hatta çikletler piyasaya çıkmıştı. En meşhur kokainli ürün 1863’te Korsika’da Bordo şarabına koka katılarak hazırlanan Mariani şarabıydı. Thomas Edison, Jules Verne, Emile Zola, Galler Prensi, hatta Papa 13.Leo bu şarabın tiryakisi ve savunucusu olmuşlardı. Alkol ve koka içeren bu şarap çok tutulup fakat muhafazakár çevrelerin tepkisini çekince, kimi girişimcilerin alkolsüz bir koka içeceği fikrini geliştirdiği rivayet edilir.
kaynak:morfikirler

KOBİLERDE TEŞVİK VE BÜYÜMEYE ETKİSİ

Teşvikli iller arasına alınmasının ardından mevcut Organize Sanayi Bölgesi (OSB) tamamen dolarak 3 bin 500 kişiye istihdam sağlanan Bartın’da, genişletilen sanayi bölgesiyle 4 bin kişiye daha iş imkanı sağlanması planlanıyor. Yaklaşık 15 kilometrelik bölümü Bartın kent merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülen Bartın ırmağına ’yük boşaltma iskeleleri’ kurulması projesiyle, kente gelen yük gemisi sayısının iki katına çıkması hedefleniyor.
2003 sonunda 5084 sayılı kanun kapsamına alınan Bartın’da, işçi sigorta primleri, işveren payı ve gelir vergisi stopajının Hazine tarafından karşılanması, enerji desteği ve ücretsiz arazi tahsisi temin edilmesiyle özellikle OSB’ye yatırımcıların ilgisi arttı. OSB’nin mevcut 748 bin 947 metre kare alanının ağaç, plastik, tekstil, metal ve inşaat sektörüne yönelik 26 fabrikayla yüzde 100 doluluk oranına ulaşmasıyla 3 bin 500 kişiye iş sağlanan kentte, yatırımcıların bölgeye ilgisinin devam etmesi üzerine sanayi bölgesinin genişletilmesi kararlaştırıldı.
Gümrük limanının bölgede bulunması, Karadeniz’e açılan en yakın limana sahip olunması dolayısıyla pazara ve ham maddeye ulaşım kolaylığı, Ankara’ya 2,5 ve İstanbul’a 4,5 saat mesafede yer alması da Bartın’ın yatırımcılar için cazibe merkezi haline gelmesini sağladı. Sanayi bölgesine eklenen 450 bin metre karelik ek alanın da kamulaştırılmasının tamamlanmasıyla fazla sayıda istihdam sağlayacak ve ihracata yönelik firmalara tahsisler yapılarak, 4 bin kişiye daha iş imkanı oluşturulması hedefleniyor.
Yaklaşık 15 kilometrelik bölümü kent merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülen Bartın Irmağı’na, yük boşaltma iskeleleri kurulması projesiyle de gelen yük gemisi sayısının iki katına çıkması amaçlanıyor.
OSB İŞSİZİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRDÜ
Bartın Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Mehmet Kemik konuyla ilgili yaptığı açıklamada, genişletilen OSB alanında öncelikle 2 haddehanenin inşasına başlandığını, çok sayıda talep karşısında seçici davrandıklarını söyledi. Özellikle demir-çelik sektörüne yönelik firmalara öncelik vereceklerini, emek yoğun sektörlerin yatırımını sağlayacaklarına dikkati çeken Kemik, şöyle konuştu: "Demir-çelik sektörünü OSB’nin genişlemesiyle bölgemize getirmeye çalışıyoruz. Yeni haddehanelerden biri 6 ay içinde faaliyetine başlayacak ve ihracata yönelik çalışacak. Böylece, kentimizin sanayi çeşitliliği ve katma değeri artacak, istihdam sorununa da önemli katkı sağlanacaktır. Şu anda ilde sanayi bölgesinin dışındaki fabrikalarla tekstilde 4 bin 500 kişi çalışıyor. Yeni sanayi alanımıza olan tekstil fabrikası taleplerini ise ilçe ve beldelere yönlendiriyoruz. 2003’ten günümüze kadar ticari ve istihdam anlamında önemli gelişmeler oldu. Ancak, kentimiz için bu yeterli değil. Halen göç durmadı. İlimizin 1991’de 215 bin olan nüfusu şimdi 170 binlerdedir. Yörenin sorunlarını çözmek için çabalıyoruz."
DENİZ AŞIRI TİCARET
Kentin, teşvik kapsamında ve kalkınmada öncelikli yöre olması, gümrük limanı bulunması, ucuz iş gücünün yanı sıra enerji, sosyal, kültürel ve turistik altyapı gibi özelikleriyle yatırımcıların son dönemlerde ilgisini çektiğine işaret eden Kemik, şöyle devam etti: "OSB’ye 2008’de doğal gazın gelmesini bekliyoruz. Böylece, daha fazla müteşebbis şehrimize akın edecektir. İhracat rakamlarının artmasına da önemli katkı sağlıyoruz. Bartın Limanı, Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarının yanı sıra İç Anadolu Bölgesi’ndeki bazı kentlerin ihraç limanı haline geldi. Rusya ve Ukrayna’ya çimento ve alçı gibi ürünler gönderiliyor. ABD, İngiltere ve Fransa’ya da profil ve çeliğin yanı sıra bazı Avrupa ülkelerine konfeksiyon ihracatı yapılıyor. Kentimizdeki mobilya fabrikalarından Yunanistan’a her hafta 2 konteyner mobilya gidiyor. İhracat rakamları da artıyor. Bizim gibi illerin deniz aşırı ülkelerle liman önceliğinin ortaya konulması gerekiyor. Bartın’da önceliğimiz limanla entegre yatırımların artırılmasıyla teşviğin verdiği imkanları da geliştirmek."
IRMAĞA İSKELE YAPILABİLİR
Kemik, hazırladıkları projeyle limanın yanı sıra Bartın Irmağını da harekete geçirmeye hedeflediklerini belirtirek şunları kaydetti: "Irmağın bir bölümüne kadar olan alanda, iskeleler oluşturulabilir. Karadeniz’de yükleme boşaltma yapan Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan gibi ülkelerden gelen gemilerin alt kısımları düzdür. Bunlar genellikle kanal gemileri ve ırmağımızda da yükleme boşaltma yapmaya uygunlar. Irmağa yapılacak 2-3 iskeleyle limanın yükleme oranını yüzde 35-40 artırabiliriz. Bununla ilgili projeyi geliştirdik. Ulaştırma Bakanlığı ve ilgili yerlere sunduk. Proje hayata geçirilirse yıllık 600-700 gemiyi geçen liman trafiği bin 200-bin 400’ü bulur."
Bartın’ın cazibe merkezi olması için demir yolu, bölünmüş yollar, doğalgaz ve enerji yatırımları gibi eksiklerinin tamamlanması gerektiğini ifade eden Kemik, "Kente özellikle dışarıdan gelen yatırımcıya ihtiyaç var. Zonguldak’ın Çaycuma ilçesindeki Filyos Projesinin hayata geçmesi bölgeye katkı sağlayacaktır" dedi.
Kentlerin sosyal ve ekonomik gelişiminde üniversitelerin katkısının yadsınamayacağını ifade eden Kemik, şunları söyledi: "Bartın’a üniversite kurulması için girişimlerimiz sürüyor. Ticari entegrasyon için üniversitenin kurulması gerektiği düşüncesiyle Başbakan’dan büyükelçilere kadar 5 bin 500 kişiye mektup gönderdim. Mektuplar sayesinde kamuoyu oluşturmayı da başardım. İlimizde üniversite kurulması sosyal hayatın yanı sıra yeni iş yerlerinin açılması ve ticari faaliyetlerin gelişimini sağlayacaktır. Bölgemizi her açıdan cazibe merkezi haline getirmeliyiz. Üniversite kurulması konusunda milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz."

Performans Kriteri ; İNSAN YÜZÜ

Diyelim ki şirketinize genel müdür arıyorsunuz... Patron da olsanız çalışan da, herkes gibi sizin de hayaliniz ve beklentiniz işi geleceğe taşıyacak, şirketi başarıdan başarıya koşturacak, bilançonun kâr hanesini çok haneli rakamlarla dolduracak, 'en başarılı' sıralamalarını alt üst edecek birini bulup genel müdür koltuğuna oturtmak İş bu kadar zorlu, beklenti de bu kadar yüksek olunca bu seçimi kime yaptırırdınız? Dirseklerini mülâkat teknikleri, işe alım yöntemleri üzerine çürütmüş bir insan kaynakları uzmanını mı kullanırdınız yoksa bizzat kendiniz mi yapardınız bu hassas seçimi? Peki her iki ihtimalin de yanlış seçim olduğunu söylesem!
Şirketin en tepe yöneticisini seçmede sokaktan geçen herhangi birinin, sizden ya da işe alım konusunda tecrübeli bir insan kaynakları uzmanından çok daha başarılı olabileceğini söylesem Hatta bu iddiamı yeni açıklanan bir araştırmaya dayandırsam... Haklısınız, kulağa pek bir gerçek dışı geliyor ve farkındayım ki, pazar pazar sinirlenmeye de başladınız ama önce izin verin anlatayım İngiliz The Economist dergisinde yeni yayınlanan bir araştırmaya göre "şirketin tepe yöneticisinin dış görünüşü (daha net olarak yüzü ve kafatası yapısı), iş performansı hakkında da en doğru bilgiyi veriyor". Amerika'daki Trufts Üniversitesi psikologları tarafından gerçekleştirilen araştırma, basit bir fotoğrafın bile yöneticinin becerisiyle ilgili pek çok bilgi içerdiğini ortaya koyuyor.
Nalini Ambady ve Nicholas Rule isimli iki akademisyenin yaptıkları deney kısaca şöyle:
Amerika'da, toplam bin şirketin başarı oranlarına göre sıralandığı Fortune dergisi listesinin en tepesindeki ve en altındaki 25'er şirketin genel müdürlerinin fotoğrafları 100 öğrenciye gösteriliyor. 100 öğrencinin 50'sinden, fotoğrafına baktıkları "yöneticinin şirket yönetmekte ne kadar başarılı olacağını tahmin etmeleri" isteniyor. Geri kalan 50 öğrencinin ise fotoğraftaki yöneticileri dört açıdan (beceri, baskın kişilik, sevilebilirlik, yüz olgunluğu- yani yetişkin görünüşlü mü yoksa bebek yüzlü mü oldukları) notlaması isteniyor. Tesadüf eseri, Amerika'nın en önemli 1000 şirketi sıralamasının en tepe ve en alt noktasında bulunan 25'er şirketin yöneticilerinin tümünün beyaz erkekler olması, cinsiyet, deri rengi vb. önyargı yaratması muhtemel faktörleri araştırmadan otomatikman elemiş. Fotoğraflardaki yöneticilerin yaş farklılıkları ve kiminin fiziksel olarak daha çekici olması yüzünden oluşabilecek önyargıları elemek içinse başka bir grup öğrenci kullanılmış. Bu öğrencilerden elde edilen yaş ve çekicilik verileri, birtakım istatistik teknikler kullanılarak araştırma sonuçlarından çıkarılmış. Böylece ortaya oldukça ilginç bir araştırma sonucu çıkmış: Yüz ve kafatası yapısı, insanların kişiliğiyle ve iş performansıyla ilgili doğru bilgi taşır! İş dünyasını hiç tanımayan insanlar (öğrencilerin hiçbiri dünyanın en meşhur işadamlarından Warren Buffet'ı bile tanımayacak kadar konuya uzak) bile (makul bir isabet oranıyla) sadece fotoğrafını gördükleri birinin bile iş yaşamındaki başarısı hakkında doğru bir değerlendirme yapabilmiş. Çok yakında Psychological Science adlı bilim dergisinde yayınlanacak olan bu araştırma sonuçları net biçimde şunu gösteriyor: Öğrencilerin, bir yöneticinin liderlik potansiyeli hakkındaki hükümleriyle beceri, baskın kişilik, sevilebilirlik ve yüz olgunluğu konularındaki değerlendirmeleri, o şirketin kârlılığıyla doğrudan orantılı. Başka bir ifadeyle karlılık oranı yüksek şirketlerin yöneticilerinin fotoğrafları, öğrenciler tarafından "liderlik potansiyeli yüksek" olarak değerlendirilmiş. Aynı yöneticiler ayrıca "beceri, baskın kişilik, yüz olgunluğu" alanlarında da yüksek puan almış. Ancak sevilebilirlik ve güvenilir olmakla, başarı arasında hiçbir bağlantı bulunamamış. Yani tatlı bir yönetici olmanın kâr üzerinde hiç etkisi yok! Algılanan liderlik potansiyeliyle şirket kârlılığı arasında net bir bağlantı bulan bu araştırmanın sonuçları, insan kaynakları alanında çalışmayan (hatta konuya tamamen yabancı insanların) anlık değerlendirmelerinin, işin uzmanlarına (performans değerlendirmesi yapan kişinin yöneticiyi daha önceden tanıması, tarafsızlığını kaybetmesine neden oluyormuş) göre daha isabetli olabileceğini göstermesi bakımından önemli. O zaman bu bilgiler ışığında tekrar soruyorum: Şirketinize genel müdür seçerken kimin yargısına daha çok güvenirsiniz? Kendinizinkine mi, işin uzmanına mı yoksa sokaktaki adama mı?
Sabah / işte insan

KOBİ VE BÜYÜME AZMİ

KOBI'ler büyümeye azimli
Denetim, vergi ve yönetim danşmanlığı alanlarında hizmet veren Deloitte Türkiye'nin yürüttüü "KOBİ Ölçeğinde Aile Şirketleri" adlı araştırma, KOBİ'lerin büyüme konunda kararlı olduklarını ancak rekabet güçlerini artırmak için uyguladıkları stratejilerden umulan performansı elde edemediklerini ortaya koydu. 100 milyar doları aşkın ihracat ve 400 milyar doların üstünde milli gelir yaratan Türk sanayi şirketlerinin yüzde 98'den fazlasını KOBİ'lerin oluşturduğunu ortaya koyan araştırmaya 100'ü aşkın KOBİ sahibi ve üst düzey yönetici katıldı. Buna göre bugünkü konumlarını kurucularına borçlu olan KOBİ'ler pazar değerleri ve büyüme potansiyeli konusunda hayli iyimser tahminlerde bulunuyor. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi, şirket değerlerinin bugünkünün üstüne çıkabileceğini söylüyor. Bu eğilim KOBİ'lerin büyüme konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor. Ancak büyüme eğiliminde bulunan KOBi'ler, kısa vadede yetenekli insan kaynağını istihdam etmekte, kadrolarında tutmakta ve büyümeleri için gerekli finans kaynaklarına ulaşmakta sıkıntı çektiklerini de ifade ediyor. Uzun vadede ise KOBİ yöneticilerini endişelendiren en önemli konu, çetin rekabet ortamında ayakta kalabilmek.
"İstediğimiz seviyede değiliz"
Büyüme hedefleyen KOBİ'ler ürün yenileme, yönetim becerilerini geliştirme ve teknolojiden daha fazla yararlanma gibi stratejik önemi yüksek konulara yoğunlaşıyor. Fakat bu uygulamalara dair sonuçların, KOBİ'lerin performanslarına yeterince yansımadığı da araştırmadan elde edilen bir diğer sonuç. Araştırmanın sonuçlarını yorumlayan Deloitte Türkiye Danşmanlık Hizmetleri Direktörü Cem Sezgin; "Türkiye'nin son yıllardaki büyümesinde önemli pay sahibi olan KOBİ'ler, giderek zorlaşan küresel rekabet koşullarıyla karşı karşıya. Küresel rekabet altında KOBİ'lerin kendilerini güçlendirecek fırsatlardan yararlanabilmeleri, risk ve tehditlerden kendilerini koruyabilmeleri gerekiyor. Bunun için bir dizi kurumsal önlemler alırken, yeni stratejiler geliştirmeye de yöneliyorlar" dedi. Deloitte'un araştırmasına katılan KOBİ sahipleri ve üst düzey yöneticilerin yüzde 67'si, şirketlerinin henüz istedikleri potansiyele ulaşmadıklarını ifade ediyor. Buna karşılık şirket sahiplerinin yarısından fazlası değer artışının yüzde 50'nin, yüzde 24'lük bir kesimi de yüzde 100'ün üzerinde olacağını tahmin ediyor. Araştırmadan çıkan ilginç bir diğer sonuç ise "Şirketinizle ilgili en çok neye değer veriyorsunuz?" sorusuna verilen yanıtlardan çıktı. KOBİ sahibi işadamlarının yüzde 66'sı "işin sağladığı mücadele ve başarı ortamı" yanıtını verirken, yüzde 14'lük bir oran "size kendi kaderinizi kontrol etme olanağı sağlaması" seçeneğini tercih etti. Katılanların sadece yüzde 20'si şirketin aileleri için yaratacağı finansal gelecek ve kariyer fırsatları cevabını veriyor. KOBİ sahiplerinin önünde, başka bir şirket tarafından satın alınma ve birleşmeler dahil olmak üzere değişik gelişim modellerinin yer aldığı gerçeği de araştırmanın bir diğer önemli sonucu.