kobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KOBİ’lerin Doğrudan Pazarlamadaki Başarısı İçin 10 Sır

9 Mart 2009 Pazartesi


Küçük olduğunuz gerçeğini avantaja çevirin:

Doğrudan pazarlamanın insancıllaştırılması büyük işletmeler için zor, küçük işletmeler için daha kolaydır. Siz binlerce mil uzakta da olsanız, müşterinizin yerel bir esnafla konuşuyormuş gibi hissetmesini sağlayın. Müşterilerinize küçük bir şirket olduğunuzu söyleyin. Sizi ve şirketinizi özgün yapan özellikleri net, berrak ve akılda kalacak şekilde belirtin. Neden müşteriniz olması için mükemmel bir şirket olduğunuzu ve bu özel ürünü/hizmeti satmaya nasıl hak kazandığınızı anlatın. Ürününüz ne kadar sıradan görünürse görünsün, onu parlatmanın bir yolunu bulun ki, müşterinizin onsuz yapamayacağı bir şey haline gelsin. Yaptığınız işe olan tutkunuzu müşterinizle paylaşın.
Küçük deneyin ama büyük düşünün:

Küçük bir deneme ve minimum harcama ile işe adım adım başlayabilirsiniz. Bu şekilde bütün paranızı tek bir kampanyaya yatırmaktan daha tedbirli davranmış olursunuz. Pazarlama planınız ise işiniz büyüdükçe izleyebileceğiniz bir yol çizmelidir. Her genişlemede, belirli bir sayıda yeni liste eklemeyi planlayın. Hedef ve planlarınızda esnek olun.


Müşterinizle devam eden bir ilişki geliştirin:

Şunu gözünüzde canlandırın. Çok hoşlandığınız biriyle ilk randevunuz. İyi vakit geçirdiniz, gecenin sonunda ‘İyi geceler’ deyip ayrıldınız. ‘Daha yeni çıktık, onun için yeni randevu için bir altı ay bekleyeyim’ mi dersiniz? Tabii ki hayır. ‘Çok güzeldi, tekrar görüşelim mi’ diye ilişkiyi sağlamlaştırmak istersiniz. Küçük bir işletme de aynısını yapmalıdır. Fakat bazı küçük işletme sahipleri, müşteri örneğin kendisinden bir kitap aldığında, ‘Altı ay içinde onu yeniden arayıp, yeni bir şey almaya hazır mı diye bakayım’ şeklinde düşünür. İlki biter bitmez, müşteriye ikinci bir randevu teklif etmelisiniz. Bu, onun ilişkiyi sürdürmeye, yani bir sipariş vermeye en niyetli olduğu andır. Her zaman sunacağınız bir şey olsun. Sunduğunuz hizmeti geliştirmek veya mevcutlara yeni ürünler eklemek için planlar yapın.
Garantiniz üzerinde durun:

Müşteriler bazen tanıdık bir markaya güvendikleri için büyük şirketlerden alım yapar. Özellikle daha önce hiç duymadıkları küçük bir şirketten ise alım yapmak istemeyebilirler. Garantiniz onlara ürünü iyi bir durumda teslim alacakları ve memnun kalmazlarsa bir yaptırımları olacağı konusunda güven verecektir.
Veritabanınızı başta itibaren iyi durumda tutun:

Büyük şirketler genellikle ilk müşteri listelerinde yeterli bilgi bulunmadığı için, veritabanlarını genişletmek için binlerce dolar harcar. Müşterilerin alımları ve onlarla ilgili işlemlerden bilgi çıkarabilmeli (sizden neyi, ne zaman ve kaç kere aldılar) ve toplayabildiğiniz kadar demografik ve psikografik veri toplamalısınız.
Pazarlama çabalarınıza işe yaramaları için şans verin:

Her kampanya veya bülten acil sonuçlar yaratmaz. Bazı küçük şirketler, doğrudan pazarlamada bir süre para kazanılmayacağını ne yazık ki anlayamıyor. Bu küçük şirketler için yutması zor, ama gerekli bir ilaç. Herkes, bir gecede milyon dolarlık başarı öykülerini duymuştur ama bunun istisnaları da vardır.


İpucu:


Doğrudan pazarlamada, çoğunlukla başlarda para kaybedebilirsiniz. Bunu para kaybı değil, eğitim kazancı olarak görün. Pazarı araştıran bir dedektifsiniz. Sonuç çıkmazsa da ipucunu izlemelisiniz. Eğer buna inanırsanız ödülünüzü alırsınız.


Küçük bir bütçeyi akıllıca kullanın:

Doğrudan pazarlamaya giren küçük bir şirketin en belirgin dezavantajı bütçesinin küçüklüğüdür. Bir kampanyaya başlarken, kaynakların dikkatlice değerlendirilmesi gereklidir. Bazen daha fazla para bulana kadar, pazarlama planlarını bekletmek ve daha iyi olabilir. Yalnızca bir test yapacak para varsa ve bu test de olumlu sonuç vermezse ne yapacaksınız?


Bütün seçeneklerinizi keşfedin:

Üretici iseniz ürününüzü bir başkasının katalogunda veya paket dolgusu olarak deneyebilirsiniz. Örneğin el sanatı ürünleri üretiyorsanız, bir el sanatları yayıncısına yaklaşabilir ve tamamlama paketlerinde sizin ürününüzün de bulunup bulunmayacağını sorabilirsiniz. Pakete girebilmek için onlara belli bir ücret ödemeniz gerekebilir ama bu size ürününüzü bir başkasının postası içinde ucuz yoldan deneme olanağı verir.


Fırsat önerinizi olabildiğince ilgi çekici yapın:

İnsanların satın alma alışkanlıklarını değiştirmek büyük çaba gerektirir. Çoğu küçük iş sahibi, ‘İndirim yapacak ya da hediye verecek gücüm yok’ der. Ürününüzü hediye veremiyorsanız, onu tam fiyatından alanlara eşantiyon olarak başka bir şey sunun. Bunun olası müşteri tarafından geri çevrilmesi zor bir şey olmasına dikkat edin.


Tedarikçilerinizle ilişkilerinizi geliştirin:

Doğrudan pazarlamada en önemli şeylerden biri, aynı müşterilerinizle olduğu gibi tedarikçilerinizle de ilişki kurmaktır. Ödevinizi yapın. Bölgenizdeki çeşitli basımevlerini, tasarımcıları vb. sizin özgün tasarımlarınız için kim gerekiyorsa onları belirleyin. Küçük şirket olmanın avantajını kullanın. Biraz dolaşırsanız, yeni başlayan birine bir şans vermek isteyen bir tedarikçi bulabilirsiniz. İşe başlamanız için size yardım etmeye istekli kaç tane tedarikçi olduğunu görünce şaşıracaksınız.


Uzman tavsiyesi alın:

Eğer çeşitli yayınlara reklam verecekseniz, onların reklam müdürlerine bu reklamın etkili olup olmayacağını, dergi veya gazetesinde göze çarpıcı bir yerde yayınlanması için yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını sorun. İnsanlara bir şey sorunca gururları okşanır ve bildiklerini paylaşmaktan zevk alırlar.


Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için, Lois K. Galler’in “Karlı Doğrudan Pazarlama” adlı kitabından derlenmiştir.

Kobi'lere Destek İçin Tüm Bankalar Devrede

26 Nisan 2008 Cumartesi


KOBİ'lere sağladığı kredi faiz desteği ile ilgili artık tüm bankalarla anlaşma yapabilecek.
Bakanlar Kurulu'nun ''Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi İşletmelerinin Geliştirilmesi ve Desteklenmesi Amacıyla KOSGEB Tarafından Uygun Koşullarda Finansal Destek Sağlanması Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'', Resmi Gazetenin bugünkü sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi.
Uygulama kapsamında, KOSGEB, bankaların KOBİ'lere kullandırdığı kredinin faiz giderlerinin bir kısmını karşılıyor. KOSGEB desteği niteliğindeki tutar, Başkanlık ile banka arasında yapılan protokol ile belirleniyor.
Yeni düzenleme ile Halk Bankası, Vakıflar Bankası ve Ziraat Bankası ile yürütülen sürecin kapsamı, ''Türkiye'de yerleşik bulunan yerli ve yabancı bankalar'' şeklinde genişletildi.
Kredi faiz desteğinin üst limiti de yükseltildi. Buna göre, yatırım, işletme sermayesi ve ihracat kredilerinin faizi için KOSGEB tarafından sağlanacak kredi faiz desteğinin üst limiti, esas ve usulleri KOSGEB'ce belirlenerek uygulanacak her bir destek programı kapsamında işletme başına 300 bin YTL'yi geçemeyecek.
Kredi vadesi için üst limit de 24 aydan 48 aya çıkarıldı.
Düzenlemeye göre, KOBİ'lere sağlanacak kredi faiz desteğine ilişkin başvuru, değerlendirme ve faiz desteğinden faydalanma koşulları ile iş ve işlem akışı KOSGEB ve bankalar ile yapılacak protokollerle belirlenecek.

ABD'li KOBİ'lerden Türkiye çıkarması

14 Nisan 2008 Pazartesi

Aralarında 100 milyon dolarlık ciroya sahip firmaların da olduğu, inşaat ve yapı malzemeleri, havacılık, enerji, ulaştırma, sağlık, çevre teknolojileri, savunma, güvenlik, yazılım, madencilik, telekomünikasyon ve otomotiv sektörlerinden ABD’li 65 KOBİ, yatırım ve işbirliği için Türkiye’ye geldi. ABD Ticaret Müsteşarlığı ve TAB/AMCham işbirliğiyle düzenlenen ve üç gün sürecek olan “Avrupa Ticaret Rüzgarıö konferansı başladı. ABD’li KOBİ’lerin katıldığı konferansta Türkiye’de ve Avrupa’da ticareti geliştirme konuları çeşitli yönlerden ele alınacak. Konferansın son günü ise Amerikan firmaları ile Türk iş ortakları arasında ikili görüşmeler gerçekleştirilecek.
GELEN KOBİ’LERİN HİÇ BİRİ AVRUPA’YLA İŞ YAPMAMIŞ
Türk/Amerikan İşadamları Derneği (TABA/AmCham) Başkanı Uğur Terzioğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, konferansın içeriğine ilişkin bilgi verdi. Terzioğlu, konferansa 65 ABD’li KOBİ’nin 80 temsilciyle katıldığını belirterek, konferansa katılan firmaların Amerika’nın büyük ticaret firmaları olduğunu söyledi. “Gelen firmaların hiç biri Avrupa ile hiç iş yapmayan firmalar, şimdi Türkiye ile yapmak istiyorlar" diyen Terzioğlu, katılımın KOBİ düzeyinde olduğunu ifade etti. Terzioğlu, Amerikalı KOBİ’ler büyüklüğünün Türkiye’deki gibi olmadığını, büyük firma olma yolunda olan firmalar olduğuna dikkat çekerek, gelen firmaların arasında ciroları 100 milyon dolarları bulan birçok KOBİ’nin bulunduğunu kaydetti. Bu firmaların uluslar arası ticareti bilmeyen ancak iç pazarda iyi olan KOBİ’lerden oluştuğunu vurgulayan Terzioğlu, “Türkiye’den dünyaya çıkmak istiyorlar. Türkiye Avrupa’da gümrüğe tabi değil, imalat ucuz, ihracatta da tercih edilen bir ülke; bu nedenle Türkiye’yi tercih ediyorlar" dedi.
TÜRKİYE’DE ÜRETİME DÖNÜK YATIRIM YAPACAKLAR
Terzioğlu, konferansa katılan Amerikalı KOBİ’ler içinde Türkiye’de üretime yönelik yatırım yapmak isteyen firmaların da bulunduğuna işaret ederek, “İş yapacak firmalar kalıcı ticareti hedefliyor. Konferansın son günü Türk şirketleriyle bire bir görüşme yapacak olan firmalar, bu görüşmelerden ya uzun vadeli ortaklıklar ya da mümessillikler doğacak. 500 civarı ikili görüşme yapılmasını bekliyoruz. Konferanstan somut sonuçlar çıkacağını umuyoruz. TABA üyelerinden 30 randevu alan firma var" diye konuştu. Türkiye’ye gelen ABD’li firmaların Amerika’da yaşanan mortgage krizinden etkilenmediklerini belirten Terzioğlu, konferansın ve sonrasındaki girişimlere ilişkin organize edilen bu projenin çalışmalarının 11 aydan bu yana sürdüğünü ifade etti. Terzioğlu, konferansın “hakiki ticaretin olduğuö bir konferans olduğunu vurgulayarak, konferans sonuçlarının ise Avrupa’dan gelen 28 ticaret müsteşarın katılımıyla 17 Nisan tarihinde düzenlenecek toplantıda ele alınacağını söyledi.
FLUKER: "TÜRKİYE’YE İLGİ BÜYÜK"
ABD Ankara Sefaret Ticaret Müsteşarı James Fluker de, konferansın Avrupa pazarını kapsayan bir konferans olarak düşünüldüğünü belirterek, konferansta Türkiye üzerinde durulduğunu kaydetti. James Fluker, konferansa 35-40 ABD’li KOBİ’nin katılmasını beklerken, 65 firmanın geldiğini ifade ederek, ilginin Türkiye ekonomisinin son 5 yılda aldığı mesafe ve giderek ekonominin güçlenmesine bağladı. Katılımın yüksek olması, Amerikalı firmaların Türkiye’de iş kurma konusunda istekliliğini gösteriyorö dedi. Fluker, konferansa katılan firmaların yarısının Türkiye’ye ilk kez gelenlerden oluştuğunu ifade ederken, yüzde 90’ının Türkiye’de iş yapmayı amaçladığını, yatırım ve ticaret yapmak için gelen firmaların da bulunduğunu kaydetti. Türkiye’de faaliyet gösteren 250 Amerikalı firma bulunduğunu bunlar dışında Türk ortaklıkları ve burada ofisi olmayan binlerce Amerikan firması olduğunu söyleyen Fluker, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 11.2 milyar dolar olduğunu ifade etti. Fluker, Türkiye’den Amerika’ya 4.6, Amerikan’dan Türkiye’ye de 6.6 milyar dolarlık ticaret yapıldığını vurgulayarak, amaçlarının Amerikanın Türkiye’ye ihracatını geliştirmek olduğunu söyledi. “Avrupa Ticaret Rüzgarı" konferansına, aralarında İtalya, Fransa, İngiltere, Avusturya, İspanya, Macaristan, Belçika, İsveç ve İsviçre’nin de bulunduğu 28 ülkenin ticaret müsteşarları da katılıyor. Üç gün sürecek olan konferans sonrası müsteşarlar, konferans sonuçlarını değerlendirecekleri bir toplantı düzenleyecekler.

KOBİ'ler sıkıntıyı üretime odaklanarak aşacak


Kapatma davası, ekonomide yaşanan sıkıntılara tuz biber oldu. En olumsuz etkilenense küçük işletmeler. Sıkıntı çok; ancak onlar enseyi karartmıyor. İşlerini daha iyi yaparak, ülke üzerinde oynanan oyunlara cevap vermeye hazırlanıyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Savcı kapatma davasını açar açmaz yurtdışındaki müşterilerimizden sipariş iptalleri gelmeye başladı. Bazıları da, nasıl bir ortama girdiğimizi düşündülerse, ‘üretime devam edebilecek misiniz?’ diye sordu. Bir kısmı ise fırsattan istifade, bizden indirim talep etti. Hukuki süreç henüz yolun başında; ama biz sonuçlarını yaşamaya başladık bile… Orta ölçekte sanayi üretimi ve yurtdışına ihracat yapan bir şirket yöneticisine ait ifadeler bunlar. AK Parti’yi kapatma davasının gözle görülmeyen, basına yansımayan ve ilk bakışta herkesi de ilgilendirmeyen etkileri hakkında ipuçları veriyor. Bu gibi büyük davaların, ne gibi ekonomik ve toplumsal yansımaları olabileceğinin de ön habercisi.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, siyasi istikrarsızlığa sebep olacak her olay ekonomiyi daha yakından ilgilendiriyor. Özellikle de, KOBİ diye adlandırılan küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri elbette. Onlar bu ülkenin ana gövdesini oluşturan ‘orta direğin’ de temsilcileri aynı zamanda. Derdimiz ekonomi olunca, orta direğin üreten kesimine yani küçük ve orta boy işletmelere mikrofon uzattık.
BU PASTALAR NEDEN SATILMADI?
Ekonomideki dalgalanma sadece makro ekonomik dengeleri, borsayı ve dövizi etkilemiyor. Sıkıntı adeta çarpan etkisi yaparak, en aşağılara doğru daha güçlü bir şekilde iniyor. Mehmet Sekizkardeş’in verdiği örnek bunun en güzel ispatı. Başakşehir’de şubeleri bulunan Görgülü pastanelerini işleten işadamı, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasını kabul ettiği gün yaş pastaları satamadıklarını söylüyor: “Talebe göre ürettiğimizden yaş pastalarımız her gün dükkânı kapatmadan bitmiş olurdu. Dava kabul edildiğinin ertesi sabahı işyerine geldiğimde bu kez pastaların satılmadığını gördüm. Olayın etkisi hemen kendini göstermişti. Benim ölçüm budur; sabah dükkânı açtığımda pastalar duruyorsa bir şeylerin yolunda gitmediğini anlarım.”
Gerilimin psikolojik etkileri azalınca pasta satışları yine artacak belki; ama iptal edilen veya ertelenen yatırımlarla, azaltılan istihdamın eski hâline dönmesi epey zaman alacak. Nitekim Mehmet Sekizkardeş üretimlerini, inşaatı yeni biten fabrikalarına taşıma kararı almışken, dava ile birlikte bundan vazgeçtiklerini belirtiyor. Tabii yeni işçi alımından da. Bu ilk tedbir; lakin devamı da var. Sıkıntının devamı durumunda, bir patron için en zor sürecin yani işçi çıkarmanın da başlayacağını söylüyor, üzgün bir ruh hâletiyle.
King Paolo markasıyla ayakkabı üreten Hüseyin Turan’a göre de bu tür krizlerin en önemli etkisi KOBİ’lerin yatırımları durdurması. Yerine taşınmaya ve istihdamı 70’den 250’ye çıkarmaya hazırlanan King Paolo da büyüme hedeflerini ertelemek zorunda kalmış. Buna rağmen enseyi karartmamakta kararlı Hüseyin Bey. Oturup ah vah etmektense, bu sıkıntıları da aşabilecek güçte olduğumuza inanmamız gerektiğini belirtiyor. Şu sözleri çok anlamlı: “Türkiye böyle bir sürece girdiyse onu düze çıkaracak olanlar da yine bizleriz. Bu tip zamanlarda daha dik ve kararlı olmamız lazım. Girişimcilerin bu gelişmelere verebileceği en iyi cevap, daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha fazla istihdam sağlamak ve işini daha iyi yapmak olmalıdır.”
ÜRETİMDEN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK
Aslında bütün sıkıntılara rağmen küçük ve orta boy işletmeler felaket tellallığı yapmak istemiyor. Ekonomideki olumsuzluklardan en fazla onlar etkilenmesine rağmen, istisnasız hepsi Türkiye’nin önünün açık olduğuna inanıyor. Kısa vadedeki olumsuzların ülkenin geleceğini karartabileceğini düşünmüyor hiçbiri. O sebepten olsa gerek Hüseyin Turan, “Biz işadamları olarak birliğimize, demokrasimize sahip çıkalım ve işimizi her zamankinden daha iyi yapmaya devam edelim. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar ancak böyle bozulabilir” diyor.
Türkiye’nin son yıllarda hızla dünya ile entegre olması, birçok küçük işletmenin kendi kabuğunu yırtarak uluslararası sulara açılmasını sağladı. Bunun en önemli faydası, ekonominin sıkıştığı durumlarda ortaya çıkıyor aslında. Artık Rami’de küçük bir mekânda üretim yapan bir şirket bile, kalite standartlarını yükseltip mallarını dünyanın farklı ülkelerine ihraç edebiliyor. Bu da içerideki sıkıntılı zamanlarda KOBİ’lerin ayakta kalmasını sağlıyor. Bugün İstanbul’un farklı semtlerinde faaliyet gösteren üreticileri dolaşsanız, hiç ummadığınız işyerlerinin ihracatçı firmalar olduğunu görebilirsiniz. Onlar belki ihracat şampiyonları sıfatıyla basına haber olamıyor; ama bu ülkenin 120 milyar dolar hedefine kilitlenmiş ihracat rakamlarının ağır işçiliğini yapıyor. Cenk Metal Sanayii de bu özelliklere sahip işletmelerden biri. Rami’de 31 kişinin çalıştığı bir aile firması Cenk Metal. Üretiminin yarısını ihraç ediyor. Yönetim Kurulu Başkanı Serhan Memmi’nin bugünlerdeki en büyük sıkıntısı, kapatma davasının getirdiği belirsizlik yüzünden önünü görememek. Serhan Bey’in de mevcut konjonktürden şikâyetleri var; ama bunlar sadece ekonomik değil. Birilerinin Türkiye’nin huzur içinde yaşamasını istemediğini düşünüyor. Bu kadar hadiseye rağmen ülkenin hâlâ ciddi sarsıntı geçirmemesini de önemsiyor. Onun bakışı açısı da Hüseyin Turan’ınkiyle örtüşüyor. Yapılabilecek en iyi işin, daha çok çalışıp para kazanmak, gerekirse bunca sıkıntıya rağmen kapasite artırmak olduğunu söylüyor. Küçük firmaların bu gibi durumlarda güç birliğine girmesi gerektiğinin de altını çizerek, işadamlarının başka seçeneği olmadığını vurguluyor.
ÖNCE KURAKLIK, SONRA HUKUK!
İşletmelerin tek gündem maddesi ve tabii tek sıkıntısı son zamanlardaki gerilimler ve çalkantılar değil elbette. Yurtiçi ve yurtdışındaki mevcut olumsuzluklar zaten yeterince bellerini büküyor. Küresel finans krizi dış piyasalarda daralmaya sebep olurken, küresel ısınmanın getirdiği kuraklık, özellikle hammadde girdisini tarımdan karşılayan işletmeleri doğrudan etkiliyor. Kuraklığın tetiklediği buğday, şeker, un, yağ gibi temel gıdalardaki fiyat artışları bugünlerde piyasadaki en önemli sorunlardan biri. Mehmet Sekizkardeş, zaten artan şeker fiyatları ile yükselen girdi maliyetlerinin üzerine gelen kapatma davasının, sıkıntılara tuz biber ektiğini belirtiyor. Türkiye’deki hane gelirlerinin yarıya yakın bölümünün gıda harcamalarına gittiği düşünülürse meselenin mali boyutu daha iyi anlaşılır.
ZARARIMIZI KİM KARŞILAYACAK?
Hammadde ihtiyacını tarımdan karşılayan diğer bir sektör de kuruyemiş. Ayçiçeği rekoltesindeki düşüşten en fazla canı yanan kuruyemiş sektörü, bugünlerde hem ürün temininde zorlanıyor, hem de artan giderlerini satış fiyatlarına yansıtamamanın sıkıntılarını yaşıyor. Sektörün köklü markalarından Papağan Kuruyemişleri’nin Yönetim Kurulu Başkanı Kani Emekçi, “Zaten sektörde bir daralma yaşıyoruz yaz aylarından bu yana. Hammadde sıkıntısı var. Bunlar devam ederken de bir de kapatma olayı çıktı. İnsanlar mahkeme davayı kabul ettiği andan itibaren ödemeleri kesti. Kimse belirsizlik ortamında para harcamak istemiyor” diyor. Davanın kuruyemiş satışlarını nasıl etkilediği konusunda henüz bir tespiti yok Emekçi’nin; ancak bu gelişmenin insanların borçlarını ödemekten bile kaçınmalarına sebep olduğunun altını çiziyor. 105 kişiyi çalıştıran Papağan Kuruyemiş’in bütün sıkıntılara rağmen geleceğe karamsar bakma durumunda olmadığının da altını çiziyor başarılı girişimci. Hızla gelişen ve 2,5 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan kuruyemiş pazarından daha fazla pay alabilmenin yollarını arıyor. Onun önerisi de diğerlerininkiyle aynı, bu süreçte herkes kendi işine odaklanmalı.
İnsanların borçlarını bile ödemekten geri durmasının sıkıntısını yaşayan isimlerden biri de, mobilyacı Mustafa Altundağ. Yenibosna’da mağazası bulunan genç işadamı, Yargıtay başsavcısı dava açana kadar günlük 4-5 milyar TL tahsilât yaptıklarını, dava açılır açılmaz bunun 1 milyara kadar indiğini söylüyor. Senetli borçların bile ödenmemesi ya da en azından geciktirilmesi planları bozduğu gibi, şirketlerin kendi ödemelerini de zora sokuyor elbette. Altundağ ilginç bir örnek daha veriyor kendi işinden: “Kapatma davası mart ayının tam ortasında açıldı. O güne kadar, martın ilk yarısı 85 milyar ciro yaptık. Mart ayının ikinci yarısı yani dava açıldıktan sonra ise ayı neredeyse sıfır ciro ile tamamladık. İnsanlar acil ihtiyaç olmadığı için mobilya alışverişini hemen erteledi.” Mobilyanın yanı sıra, inşaat işiyle de uğraşan Altundağ, davanın bu sektördeki etkilerini de birebir yaşayan bir girişimci. Satış için anlaştığı dairelerin davadan sonra elinde kaldığını belirterek, “İnsanlar konut kredisi alarak daire almak istiyordu. Davadan hemen sonra konut kredisi faizlerinde yükselme oldu ve müşteriler daireleri almaktan vazgeçti. Şimdi bizim zararlarımızı kim karşılayacak?” diye soruyor.
ÖNCE REKLÂM VE PROMOSYON FEDA EDİLİYOR
Ülkedeki belirsizlikten belki de en fazla reklam ve promosyon sektörleri etkileniyor. Şirketlerin sıkıntılı dönemlerde ilk feda ettikleri, reklâm harcamaları ile promosyonlar oluyor. Bu sebeple son gelişmeler Line Promosyon Genel Müdürü Ahmet Göğebakan’ı çok tedirgin ediyor. Yeni kurulan bir firma Line. 8 kişiyle yola çıkmış ve kısa sürede personel sayısını 15’e çıkartarak, ihracata başlamayı hedefliyor. Hatta ilk müşterilerini de Hollanda’da bulmuş. Orada ofis açmak için yer bile ayarlanmış. Kapatma davası ile birlikte büyüme ve yurtdışına açılma planlarını tekrar revize edeceklerini belirtiyor. Tabii bu durumda istihdamı arttırma projesi de rafa kaldırılmış durumda.
SİYASET MÜHENDİSLİĞİNİN BEDELİ!
Ahmet Göğebakan, “Sıkıntılı ve belirsiz dönemlerde müşteri promosyonu durdurmasa bile azaltma yoluna gidiyor. 100 bin liralık iş yaptıracaksa bunu hemen 10 bin liraya düşürüyor. Şirketler doğal olarak personel çıkarmamak için promosyonları kesiyor. Davayı duyar duymaz promosyon siparişlerinden vazgeçen müşterilerimiz oldu. Birileri yukarıda siyaset mühendisliği yapıyor; ama bedelini biz ödüyoruz” diyor. Genç girişimci, karamsar tabloya rağmen Türkiye’nin önünün açık olduğuna inanıyor ve ‘biz neler gördük, bu da geçer yahu’ demekten kendini alamıyor.
BİRİLERİ KRİZİ SATIN ALDI
Mecidiyeköy’deki diz üstü bilgisayar satış ve teknik servis işi yapan Notebook Pazarı’nın ortağı Hüseyin Kütüklüoğlu, dava açılmadan kısa süre önce piyasadaki sıkışmaya dikkat çekerek, “Şirket sahibi birçok arkadaşımla konuştum. Son yılların en kötü ocak ve şubat ayını geçirdiğimiz konusunda hemfikiriz. Dava açılmadan, kurumsal müşterilerimiz geri çekildi. Muhtemelen bazı gruplarda ve finans çevrelerinde kapatma davası açılacağının tüyoları vardı ve piyasa bunu daha o zamandan satın almıştı.” diyor. Kütüklüoğlu, Türkiye’de insanların cebindeki paraya göre değil, ülkedeki istikrara bakarak harcama yaptıklarını söylüyor. Yani huzur ortamı varsa para da harcanıyor. Son yıllarda insanların konut ve otomobil kredileri ile kredi kartlarına bu kadar borçlanmasının en önemli sebebi ülkedeki huzur ve istikrar ortamıydı. Sancılı durumlarda ise para olsa bile insanlar harcamak istemiyor.
Peki, bu durumda küçük işletmeler ne yapacak? Kütüklüoğlu, “Fazla hamle şansımız yok. Hiçbir şekilde yatırım yapmıyoruz. Dolandırıcılık olur korkusuyla internetten satış yapmayı bile kestik. Tek bir bilgisayar kaybetme lüksümüzün dahi olmadığı bir dönem bu. Hiç kıpırdamayıp bulunduğumuz pozisyonu korumak mantığı ile çalışıyoruz” diyor. Tüketici bu dönemde nasıl harcamak istemiyorsa, satıcı da daha garantici davranıyor ve fazla risk almamayı tercih ediyor.
İSTİKRARIN GARANTİSİ ORTA SINIF
Türkiye ekonomisinde, özellikle küresel dalgalanmanın etkisiyle zaten yaşanmakta olan sıkıntıların, kapatma davası ile ayyuka çıktığı bir gerçek. Ne üretici, ne satıcı, ne de tüketici önünü görebiliyor. Bunun sonucu herkes kabuğuna çekilince de, ekonomi kilitlenme tehlikesi yaşıyor. Görünen o ki, bütün sıkıntılara rağmen KOBİ’ler bu vartanın da atlatılacağına inanıyor. İşler sıkıntılı olsa da Türkiye’nin geleceğine dair karamsarlık yok. Bu da orta sınıfın Türkiye’de kalkınma, istikrar ve demokrasinin en önemli garantisi olduğunu ispatlamaya yetiyor zaten.
aksiyon

KOBİ Borsası yıl sonu faaliyete geçiyor

22 Mart 2008 Cumartesi

SPK Başkanı Erol, en geç 2009 yılı başına kadar KOBİ Borsası’nı faaliyete geçireceklerini söyledi.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansta CNBC-e’nin sorularını yanıtlayan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Turan Erol, KOBİ Borsası’nın İMKB bünyesinde alt borsa olarak kurulmasının daha ağırlıklı seçenek olduğunu söyledi. Erol, borsaya ilk yıl 20-30 küçük ve orta ölçekli şirketin gelmesini hedeflediklerini belirtti.

SPK Başkanı, 2007’de girişim sermayesi ve özel sermayeli şirketlerin Türkiye’deki yatırımlarının 2.8 milyar doları bulduğunu söyledi.İMKB Başkanı Hüseyin Erkan da toplantıdaki konuşmasında, halka açık olmayan KOBİ’lerin girişim sermayesi ve özel sermayeli şirketlerden finansman sağlayabilmeleri için yıl içinde bir işlem platformu oluşturmayı düşündüklerini söyledi. Erkan, hisse senetleri piyasasının yeni seriyle milli gelire oranının yüzde 30 olduğunu, bunu diğer gelişmekte olan ülkelerdeki yüzde 80 düzeyine çıkarmak istediklerini söyledi. Erkan, “Bu amaçla SPK ile birlikte İSO 1000’deki tüm şirketlerin kapılarını çalmaya hazırız” dedi.

KOSGEB DEĞİŞİYOR

14 Mart 2008 Cuma

KOSGEB'i yeniden yapılandıran Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, 2008 yılında KOBİ'lere 110 milyon YTL geri dönüşsüz, 46 milyon YTL geri dönüşlü bütçe ayırdı. Bakanlık bütçenin bir kısmıyla yaklaşık 450 milyon YTL'lik kredi kullandırmayı hadefliyor

KOBİ’ler ihya olacak

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, yeni süreçte proje bazlı hizmet vereceklerini ve KOBİ’lere balık tutmayı öğreteceklerini söyledi.
35 işletme geliştirme merkezi, 20 teknoloji geliştirme merkezi, 77 sinerji odağı ve ülke genelinde 67 ilde teşkilatlanan KOSGEB’te devrim niteliğinde düzenlemeye gidiliyor. Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, kalıcı, sonuç almaya odaklı değişim yapacaklarını belirterek, “KOSGEB’in, yetkili organı İcra Komitesi’nin Aralık ayında yaptığı toplantıda, önemli kararlar aldık. Bu çerçevede, KOSGEB’i baştan aşağı yeniden yapılandırıyoruz. Yapılandırmaya dönük eylem planımızın ana fikri, KOBİ’lere ‘balık vermek değil, balık tutmayı öğretmektir.’ Bunu yapabilmek için öncelikle kurumun hiyerarşik yapısında, görev ve fonksiyonlarında değişiklikler yaptık” dedi.
Çalışmaları yaparken KOSGEB’in 17 yıllık tecrübesini de göz önüne aldıklarını duyuran Zafer Çağlayan, şu bilgileri verdi: “Göreve geldiğim günden itibaren KOSGEB’in aksayan organizasyon yapısı ve personel politikalarının ıslah edilerek yeniden yapılandırılmasını, bu ülkenin ve KOBİ’lerin geleceği açısından birinci öncelik olarak belirledim. Zira, etkin bir organizasyon ve personel politikasına sahip KOSGEB, ülkenin en ücra köşesinde yer alan KOBİ’lere bile hizmet götürmek konusunda sıkıntı çekmeyecek kapasiteye ulaşacaktır.”

Koordinasyonsuzluk düzeltilecek

KOSGEB’te temel sorunu merkez ile taşra arasındaki koordinasyon eksikliği olarak açıklayan Bakan Çağlayan, etkin bir koordinasyon sağlamak üzere sahada faaliyet gösteren 35 İşletme Geliştirme Merkez Müdürlüğü (İGEM) ve 20 Teknoloji Geliştirme Merkez Müdürlüğü’nün (TEKMER) koordinasyonunun sağlanması ve takibi için iki yeni daire başkanlığı kurduklarını açıkladı.
Kurulan KOBİ Araştırma Dairesi ile, KOBİ'lerin ihtiyaç duyduğu konularda araştırmalar yapılmasını ve KOBİ'lerimize yol haritası çıkarılmasını temin ettiklerini ifade eden Çağlayan, yenilikleri şöyle aktardı: “KOSGEB kariyer sistemini yeniden düzenleyerek uzmanlaşmaya dayalı yeni bir sistem getirdik. KOBİ Uzmanlığı ihdas ettik. Ayrıca 25 olan unvan sayısını 16’ya, müdürlük, daire başkanlığı ismi altında faaliyet gösteren toplam 34 birimi de 30’a düşürdük. İcra Kurulu kararıyla yapmış olduğumuz bu düzenlemeleri kalıcı hale getirmek için öncelikle, 12 Nisan 1990 tarihli KOSGEB kuruluş kanununu ele almış bulunmaktayız. Kuruluş kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hazırlıklarını başlattık. Kanunla beraber gerekli yönetmeliklerin çıkarılması için de çalışmalarımız sürüyor. Bu çerçevede 8 yönetmeliğin revize edilmesi, 1 yönetmeliğin iptali ve 2 yeni yönetmelik ihdası söz konusudur. KOSGEB Destek Modelleri’nin planlandığı ve geliştirildiği birimler olan 8 adet Araştırma Merkezi, daha fonksiyonel, yatayda ve dikeyde daha organize olacak şekilde yapılandırılmıştır.”

Kaynaklar etkinleşti

Yeniden yapılandırılma sürecinin bakanlığa ekstra yük getirmediğini ifade eden Çağlayan, iyileşmeyle birlikte kaynakların daha etkin kullanılmasının sağlandığını ifade etti. Çağlayan, “KOSGEB’in KOBİ’lerin ihtiyaçlarını, potansiyellerini belirlemesinde gözü kulağı konumunda olan Bölge Sanayi Geliştirme Merkez Müdürlükleri (BSGM) ile İşletme Geliştirme Merkez Müdürlükleri’nin (İGEM) fonksiyonlarını birleştirdik ve İşletme Geliştirme Merkez müdürlüğü olarak faaliyetlerini devam ettirmesini sağladık. Bunu yaparken, aynı ilde faaliyet gösteren merkez müdürlüklerini, merkez müdürlüğü olmayan illere taşıdık. Böylece destek ağını yeni harcama yapmadan hatta tasarruf sağlayarak yaygınlaştırdık” diye konuştu.

KOSGEB’ten KOBİ’ye 450 milyon YTL kredi

KOSGEB’in 2008 yılı bütçesinde; 110 milyon 55 bin YTL geri dönüşsüz, 46 milyon 786 bin YTL geri dönüşlü destek bütçesi bulunuyor. 110 milyon 55 bin YTL’lik geri dönüşsüz destek bütçesinin 55 milyon YTL’lik miktarı KOBİ’lere kredi faiz desteği olarak sağlanacak. Çağlayan, 55 milyon YTL kredi faiz desteği ile KOBİ’lere 2008 yılı içinde yaklaşık 450 milyon YTL’lik kredi kullandırmayı öngördüklerini söylüyor. Çağlayan, ayrıca; orta yüksek ve ileri teknoloji sektörlerinde faaliyet gösteren ihracat yapan, yenilikçi, istihdam yaratan bin adet KOBİ’nin yatırım projelerine, işletme başına olmak üzere yaklaşık 100 bin YTL’lik kredi faiz desteği ve 10 bin YTL’lik diğer KOSGEB Destekleri sağlanacağını duyuruyor.

Destekler artacak

KOSGEB, 2007 yılında 11 bin 733 KOBİ'ye; eğitim, danışmanlık, teknoloji geliştirme ve yenilik, kalite geliştirme, bilişim, pazar araştırma ve ihracatı geliştirme, uluslararası işbirliği geliştirme, girişimcilik, bölgesel kalkınma ve finansman ana başlıkları altında toplam 193 milyon YTL destek sağladı. Yine KOSGEB'in 2007 yılında sağladığı; İhracat Destek Kredisi, İstihdam Destek Kredisi, Deri Sektörü OSB'ye Taşınma Destek Kredisi, Gıda Sektörü Makine Teçhizat Destek Kredisi ve E-KOBİ Bilişim Kredisi ile KOBİ'ler için toplam 1 milyar 243 milyon YTL'lik kredi hacmi yaratıldı.
Çağlayan, 2007 yılında KOSGEB vasıtasıyla 12 bin 706 işletmeye toplam 165 milyon YTL'lik kredi verildiğini, 1 milyar 243 milyon YTL'lik kredi hacmi yaratıldığını belirterek söz konusu desteklerin önümüzdeki yıl içinde de artarak devam edeceğinin altını çizdi. KOSGEB’nin KOBİ’lere kaynak yaratmak için Kredi Garanti Fonu sistemini Türkiye’ye getirdiğini hatırlatan Çağlayan, “Kredi Garanti Fonu, KOBİ'lerin geliştirilmesi ile teminat ve kefalet problemlerini çözme konusunda çok önemlidir. Kredi Garanti Fonu A.Ş. bugüne kadar bin 200 işletmeye kredi garantisi vermiştir. Bu, önemli bir rakam olmakla birlikte, işletme sayımızla karşılaştırıldığında maalesef çok düşük kalmaktadır. Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak için, 2008 yılında Kredi Garanti Fonu A.Ş.'nin sermayesini yükseltip, sağladığı teminat miktarı ve teminat sağlanan işletme sayısını artırmayı, illerde şube açarak, KOBİ'lere daha rahat ve yerinde hizmet vermeyi amaçlıyoruz” açıklamasını yaptı.

KOSGEB, savunma sanayini destekleyecek

KOSGEB desteklerinin 2008’de sektörel ve proje bazlı olacağını ifade eden Çağlayan, 2008 itibariyle sektör ve projelerin desteklenmesi hususunda ilk aşamada; KOBİ’lerin kamu alımlarındaki payının artırılmasını sağlayacaklarına açıkladı. Bu noktada ilk aşamada savunma sanayine önem verileceğinin altını çizen Çağlayan, Ar-Ge ve yenilikçiliğin desteklenmesi kapsamında sektörel bazda teknoloji tabanlı oluşumlar ve etkinliklerin destekleneceğine işaret etti.
Yenilikçi proje yarışmalarının düzenleneceğini duyuran Çağlayan, beklenen gelişmeleri şöyle özetledi: “Orta ve ileri teknoloji sektörlerinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin yatırım projeleri desteklenecek. AB program ve projelerinden optimum düzeyde yararlanılması sağlanacak. KOBİ’lerin enerji verimliliği konusundaki yenilikçi ve geleneksel sektörlerdeki KOBİ’lerin yatırım projeleri desteklenecek. Pilot proje olarak havacılık ve gemi inşa yan sanayi sektörlerinde kümelenme projesi yapılacak.”
Sektörel ve proje bazlı destek sağlama stratejisinin; mikro ve küçük işletmelerin göz ardı edilmesine vesile olacağı eleştirilerini de yanıtlayan Çağlayan, şöyle konuştu: “Biz, verilecek desteklerin bölgesel ve sektörel bazda olması, öncelikle de Ar-Ge ve inovasyon bazlı KOBİ’lerin desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca girişimci potansiyelimizin sahaya çıkartılması da son derece önemli. Çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde buna dönük desteklerimiz olacak. İstihdamın beşiği olan bu işletmelerimize istihdam desteği vermeye de devam edeceğiz. KOBİ’lerimize, onların katma değerdeki paylarının yükseltilmesine yönelik olarak ihracat desteği verilmesine yönelik faaliyetlerimizi de sürdüreceğiz. Bu anlamda sektörel ve proje bazlı destek sağlamak mikro ve küçük işletmelerin bu destekleri kullanımını engelleyici bir durum oluşturmamaktadır.”

KOSGEB'te 2007 yılı kredilerinin dağılımı:

- 5.255 işletme İhracat Kredisi’nden yararlandı, sağlanan 24 milyon YTL'lik destekle 632 milyon YTL kredi hacmi yaratıldı.- 6.800 işletme İstihdam Kredisi'nden yararlandı, sağlanan 124 milyon YTL'lik destekle 562 milyon YTL kredi hacmi yaratıldı, 26 bin 124 kişiye istihdam oluşturuldu.- Deri sektörü OSB’ye Taşınma Destek Kredisi'nden 103 işletme yararlandı, verilen 4 milyon YTL'lik destekten 12 milyon YTL'lik kredi hacmi oluşturuldu.- Gıda Sektörü Makine Teçhizat Kredisi'nden 396 işletme yararlandı, verilen 12 milyon YTL’lik destekle 35 milyon YTL kredi hacmi oluşturuldu, söz konusu işletmelere 750 yeni makine ve bin 500 yeni istihdam olanağı sağlandı.
www.kobi-efor.com.tr

KOSGEB desteği ile 1688 kişiye iş olanağı

7 Mart 2008 Cuma

Geçtiğimiz yıl 443 KOBİ'ye sıfır faizli istihdam kredisi desteği için kaynak sağlayan KOSGEB İzmir İşletme Geliştirme Merkez Müdürlüğü, İzmir'de 1213, Manisa'da ise 475 kişiye iş imkanı yarattı. KOSGEB kullanılan 36.8 milyon YTL istihdam kredisi için bütçesinden 7.7 milyon YTL faiz desteği aktardı. İstihdam kredisi desteği ile Türkiye genelinde iş sahibi olan kişi sayısı ise 26 bini aştı.
KOSGEB İzmir İşletme Geliştirme Merkez Müdürü Kazım Akgün, sıfır faizli kredi desteklerinin yanı sıra stratejik yol haritası hazırlayarak onaylatan işletmelere sundukları desteklerden yaklaşık 1200 KOBİ'nin faydalandığını söyledi. İzmir'in İstanbul'dan sonra destekleren en fazla faydalanan il olduğunu belirten Akgün, "İzmir'de 740 KOBİ istihdam, ihracat ve gıda makina teçhizatı için 71.5 milyon YTL sıfır faizli kredi kullandı" dedi. 2004 yılından bu yana sıfır faiz kredi desteği uygulamasının devam ettiğini hatırlatan Akgün, en yoğun kredi kullanımının 2007 yılında gerçekleştiğini belirtti.
İhracat destek kredilerinde 387 KOBİ'ye 42.6 milyon YTL'lik kredi hacmi yaratıldığını ifade eden Akgün, sıfır faizli ihracat kredisi kapsamında 2.1 milyon YTL, gıda sektörü makine- teçhizat kredi desteği için ise 26 KOBİ adına ilgili bankalara 736 bin YTL faiz karşılığı kaynak aktarıldığını dile getirdi. Akgün, "Manisa da ise toplam 182 KOBİ 16.8 milyon YTL sıfır faizli kredi kullandı ve bu krediler için KOSGEB 2.8 milyon YTL kaynak sağladı" dedi. KOSGEB'in İzmir ve Manisa'da reel sektöre 11 milyon YTL civarında kredi faiz desteği sağladığına dikkat çeken Akgün, genel destekleri ile birlikte bu iki ilin KOSGEB bütçesinden 13 milyon YTL yakın kaynak aldığını söyledi.
70 bin KOBİ var
Türkiye genelinde KOSGEB'in veri tabanında 70 bine yaklaşan sayıda KOBİ'nin kayıtlı olduğunu dile getiren Akgün, bunun 4 bin 200'ünün İzmir, 1000 tanesinin de Manisa işletmeleri olduğunu belirti.
İzmir İşletme Geliştirme Merkez Müdürlüğünün sorumluluk sahasının İzmir ve Manisa'yı kapsadığını söyleyen Akgün, yakın bir zamanda Manisa'da yeni bir Merkez Müdürlüğünün faaliyete geçeceğini açıkladı.
Akgün, bir KOBİ'nin KOSGEB desteklerinden faydalanması için öncelikle elektronik ortamda KOSGEB veri tabanına kaydını yaptırması ve KOBİ Beyannamesini sunması gerektiğini söyledi. İşletmelerin sıfır faizli kredi destekleri dışında kalan KOSGEB Desteklerini kullanılabilmesi için stratejik yol haritası denilen 3 yıllık bir plan hazırlaması gerekliliğine dikkat çeken Akgün, Stratejik yol haritasını hazırlatmış ve onaylatmış işletmelere 22 adet destek sağlıyoruz" diye konuştu.
(referans)

Yabancı yatırımcı hangi sektöre geliyor?

30 Ocak 2008 Çarşamba

İstanbul Ticaret Odası (İTO) İstanbul'da yeni kurulan yabancı ortaklı şirketlere ait değerlendirme raporunu açıkladı.
İTO'nun şirket kuruluş sicil kayıtlarına dayanarak yaptığı istatistiklere göre, 2007 yılında 3.071 yabancı yatırımcı tarafından toplam 410 milyon 315 bin 784 YTL'lik sermaye tutarında şirket kuruldu. Bu dönemde İstanbul'da yeni şirket kuruluşunda taahhüt edilen yabancı sermaye 329 milyon dolar oldu.
2007 yılının ikinci yarısında yabancı ortaklı firma kuruluşlarının sayısı, birinci yarıya göre daha fazla olurken, yabancı sermaye değerinde birinci yarıya göre azalış kaydedildi.
"EN ÇOK YABANCI YATIRIMI MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİ ÇEKTİ"
Açıklamaya göre, İstanbul'a gelen yabancı yatırımcı sayısının yüzde 41.39'u, taahhüt edilen sermayenin yüzde 42.22'si üç ana sektörde yoğunlaştı. En çok yabancı yatırımcı çeken sektörler sıralamasında, yüzde 21.65 ile müşavirlik hizmetleri, yüzde 10.03 ile inşaat, yüzde 9.70 ile de Elektrik-elektronik ve bilişim sektörleri ilk sırayı paylaştı.
Yabancı sermaye değerlerinde ise toplam yabancı sermayenin yüzde 17.44'ü müşavirlik hizmetleri, yüzde 13.39'u inşaat, yüzde 11.38'i kimya-plastik, kauçuk sektörlerine yönelik kullanılırken, geri kalan yüzde 57,78'i diğer sektörlere dağıldı.
2007 yılında sermaye değeri itibariyle en çok yabancı yatırımcı çeken sektör sıralamasında ilk üçte yer almayan tekstil-giyim, 2006'da ise sermaye değeri itibariyle en çok yabancı yatırımcı çeken sektör olmuştu.
Yabancı ortak sayısı ile taahhüt edilen yabancı sermaye arasındaki doğru orantılı ilişkiyi işaret edilen açıklamada, özellikle müşavirlik hizmetleri ve inşaat sektörlerinde katılım gösteren yabancı ortak sayısı diğer sektörlere göre fazla olduğu belirtildi. Aynı durum sermaye değerlerinde de gerçekleşti.
En az yabancı sermaye girişi olan sektör toplam içerisinde yüzde 0,19 pay oranı ile kağıt, kağıt ürünleri basım sektörü, en az sayıda yabancı ortak alan sektör ise 18 katılımcının bulunduğu ve yüzde 0.59 pay oranı ile deri ve saraciye sanayi oldu.
"IRAK, YABANCI SERMAYE DEĞERİNDE İKİNCİ SIRADA"
Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi; "İTO sicil kayıtlarına, 'yabancı sermaye değerine' göre bakıldığında 2007 döneminde Hollanda sermayesi yüzde 12.54 ile ilk sırada yer aldı. Hollanda'yı Irak, Fransa, Kore ve Almanya sermayeleri takip etti. Ortak sayısı itibariyle 2007'de ağırlık yüzde 14.78 oranıyla Almanya'nın oldu. Hollanda ve İngiltere yüzde 12.05 ve yüzde 7.36 oranları ile Almanya'yı takip etti. Irak'ın yatırımlarında kimya-plastik kauçuk sektörü ilk sırada yer aldı. Irak, 2006 yılındayabancı ortak sayısı ve değeri itibariyle ilk 15'te yer almamıştı.
2007 yılında İTO yeni kayıt yaptıran firma kuruluşuna katılım gösteren ortakların yüzde 58,06'sı AB ülkelerinden olurken, bu ülkeler toplam taahhüt edilen yabancı sermayenin yüzde 49.08'ini karşıladı.
AB'nin 201 milyon 379 bin 957 YTL'lik sermaye tutarını, 72 milyon 965 bin 192 YTL ve yüzde 17.78 pay ile Ortadoğu ülkeleri ikinci sırada, 49 milyon 172 bin 188 YTL ve 11.98 pay ile de diğer Avrupa ülkeleri üçüncü sırada takip etti. Uzakdoğu Asya ülkelerinden yatırımda bulunmak isteyenlerin oranı yüzde 9.10 ile dikkat çekici oranda gerçekleşti. Uzakdoğu Asya ülkeleri içinde en büyük payı yüzde 7.52 ile Kore alırken bu ülke özellikle Tekstil-Giyim sektörü yatırımıyla dikkat çekti."
mynet

KOSGEB DESTEKLERİ VE YENİ DÜZENLEME

Sanayi Bakanı Çağlayan, KOSGEB kaynaklarının etkin kullanımı için finans birimi kurdu. Bakan, özel sektörün model alındığını belirterek, "kayırma ve keyfilik" döneminin sona ereceği sinyalini verdi..
Küçük ve orta boy işletmeleri (KOBİ) desteklemek amacıyla kurulan, ancak kaynaklarını etkin kullanamadığı için eleştirilere hedef olan KOSGEB'e patron eli değdi. Özel sektörden siyasete atılan Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, kurumun fon kaynaklarının verimli kullanımı için finans birimi kurdu. Çağlayan, 81 ilin sanayi profilini ana hatlarıyla çıkardıklarını, sektörel ve proje bazlı teşvik dönemi başlayacağını söyledi. Çağlayan, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı'nın (KOSGEB) 2007 faaliyetleri ve 2008 programı ve yeniden yapılanma sürecini değerlendirdi. Çağlayan, KOSGEB'e personel alımında "keyfilik ve kayırma" eleştirilerini anımsatarak, bundan sonra eleman alımının sınavla yapılacağını ve terfi ve atamaların yeniden düzenleneceğini söyledi. Çağlayan, "Eleman alımında objektif kriterler oluşturulamamış. Bu da keyfilik ve kayırmak eleştirilerine neden olmuştur. Bakanlığım döneminde kurum, politik müdahalelerden uzak, teknik özellikleri ön plana çıkmış bir kurum olacak" dedi.
'KOBİ'LERİ BORSAYA GETİRECEĞİZ'
Yeni bir teşvik sistemi üzerinde çalışıldığını söyleyen Çağlayan, 81 ilin sanayi profilini genel hatlarıyla çıkardıklarını belirterek, teşviklerin bundan sonra sektörel ve proje bazında olacağını kaydetti. Çağlayan, "Hangi sektörlerin öncelikli olacağı belirlenecek. Sadece enerji, istihdam, vergi desteği değil, demiryolu gibi altyapı destekleri de önemli" dedi. KOBİ'lerin borsaya açılmasının önemine de dikkat çeken Çağlayan, "Öncelikle bilançolarının açık olması gerekiyor. Meclis gündemindeki Türk Ticaret Kanunu ile şirketlere yönelik yapısal düzenlemeler geliyor. Daha şeffaf bir yapıya sahip olacaklar. Bu borsaya açılmaları noktasında önemli olacak" diye konuştu.
sabah

KOSGEB yeniden yapılanacak

SANAYİ ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, KOSGEB’i baştan aşağı yeniden yapılandırdıklarını bildirdi. Çağlayan, "Özellikle KOSGEB’e eleman alımı bundan sonra kariyer planlaması çerçevesinde sınavla yapılacak, ayrıca terfi ve atamalar yeniden düzenlenecek" dedi. Çağlayan şöyle konuştu: "Yıllık yaklaşık 222 milyon YTL’lik bir bütçesi olan bu büyük kurumda sübjektif uygulamalar, ’işe göre adam değil, adama göre iş’ uygulamasını gelenek haline getirmiş. Bugüne kadarki yapıda bazı yetkiler suistimal edilmiş. Diğer kamu kurumlarıyla uyumlu olmayan unvanları kaldırdık."

KOBİLERDE TEŞVİK VE BÜYÜMEYE ETKİSİ

28 Ocak 2008 Pazartesi

Teşvikli iller arasına alınmasının ardından mevcut Organize Sanayi Bölgesi (OSB) tamamen dolarak 3 bin 500 kişiye istihdam sağlanan Bartın’da, genişletilen sanayi bölgesiyle 4 bin kişiye daha iş imkanı sağlanması planlanıyor. Yaklaşık 15 kilometrelik bölümü Bartın kent merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülen Bartın ırmağına ’yük boşaltma iskeleleri’ kurulması projesiyle, kente gelen yük gemisi sayısının iki katına çıkması hedefleniyor.
2003 sonunda 5084 sayılı kanun kapsamına alınan Bartın’da, işçi sigorta primleri, işveren payı ve gelir vergisi stopajının Hazine tarafından karşılanması, enerji desteği ve ücretsiz arazi tahsisi temin edilmesiyle özellikle OSB’ye yatırımcıların ilgisi arttı. OSB’nin mevcut 748 bin 947 metre kare alanının ağaç, plastik, tekstil, metal ve inşaat sektörüne yönelik 26 fabrikayla yüzde 100 doluluk oranına ulaşmasıyla 3 bin 500 kişiye iş sağlanan kentte, yatırımcıların bölgeye ilgisinin devam etmesi üzerine sanayi bölgesinin genişletilmesi kararlaştırıldı.
Gümrük limanının bölgede bulunması, Karadeniz’e açılan en yakın limana sahip olunması dolayısıyla pazara ve ham maddeye ulaşım kolaylığı, Ankara’ya 2,5 ve İstanbul’a 4,5 saat mesafede yer alması da Bartın’ın yatırımcılar için cazibe merkezi haline gelmesini sağladı. Sanayi bölgesine eklenen 450 bin metre karelik ek alanın da kamulaştırılmasının tamamlanmasıyla fazla sayıda istihdam sağlayacak ve ihracata yönelik firmalara tahsisler yapılarak, 4 bin kişiye daha iş imkanı oluşturulması hedefleniyor.
Yaklaşık 15 kilometrelik bölümü kent merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülen Bartın Irmağı’na, yük boşaltma iskeleleri kurulması projesiyle de gelen yük gemisi sayısının iki katına çıkması amaçlanıyor.
OSB İŞSİZİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRDÜ
Bartın Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Mehmet Kemik konuyla ilgili yaptığı açıklamada, genişletilen OSB alanında öncelikle 2 haddehanenin inşasına başlandığını, çok sayıda talep karşısında seçici davrandıklarını söyledi. Özellikle demir-çelik sektörüne yönelik firmalara öncelik vereceklerini, emek yoğun sektörlerin yatırımını sağlayacaklarına dikkati çeken Kemik, şöyle konuştu: "Demir-çelik sektörünü OSB’nin genişlemesiyle bölgemize getirmeye çalışıyoruz. Yeni haddehanelerden biri 6 ay içinde faaliyetine başlayacak ve ihracata yönelik çalışacak. Böylece, kentimizin sanayi çeşitliliği ve katma değeri artacak, istihdam sorununa da önemli katkı sağlanacaktır. Şu anda ilde sanayi bölgesinin dışındaki fabrikalarla tekstilde 4 bin 500 kişi çalışıyor. Yeni sanayi alanımıza olan tekstil fabrikası taleplerini ise ilçe ve beldelere yönlendiriyoruz. 2003’ten günümüze kadar ticari ve istihdam anlamında önemli gelişmeler oldu. Ancak, kentimiz için bu yeterli değil. Halen göç durmadı. İlimizin 1991’de 215 bin olan nüfusu şimdi 170 binlerdedir. Yörenin sorunlarını çözmek için çabalıyoruz."
DENİZ AŞIRI TİCARET
Kentin, teşvik kapsamında ve kalkınmada öncelikli yöre olması, gümrük limanı bulunması, ucuz iş gücünün yanı sıra enerji, sosyal, kültürel ve turistik altyapı gibi özelikleriyle yatırımcıların son dönemlerde ilgisini çektiğine işaret eden Kemik, şöyle devam etti: "OSB’ye 2008’de doğal gazın gelmesini bekliyoruz. Böylece, daha fazla müteşebbis şehrimize akın edecektir. İhracat rakamlarının artmasına da önemli katkı sağlıyoruz. Bartın Limanı, Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarının yanı sıra İç Anadolu Bölgesi’ndeki bazı kentlerin ihraç limanı haline geldi. Rusya ve Ukrayna’ya çimento ve alçı gibi ürünler gönderiliyor. ABD, İngiltere ve Fransa’ya da profil ve çeliğin yanı sıra bazı Avrupa ülkelerine konfeksiyon ihracatı yapılıyor. Kentimizdeki mobilya fabrikalarından Yunanistan’a her hafta 2 konteyner mobilya gidiyor. İhracat rakamları da artıyor. Bizim gibi illerin deniz aşırı ülkelerle liman önceliğinin ortaya konulması gerekiyor. Bartın’da önceliğimiz limanla entegre yatırımların artırılmasıyla teşviğin verdiği imkanları da geliştirmek."
IRMAĞA İSKELE YAPILABİLİR
Kemik, hazırladıkları projeyle limanın yanı sıra Bartın Irmağını da harekete geçirmeye hedeflediklerini belirtirek şunları kaydetti: "Irmağın bir bölümüne kadar olan alanda, iskeleler oluşturulabilir. Karadeniz’de yükleme boşaltma yapan Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan gibi ülkelerden gelen gemilerin alt kısımları düzdür. Bunlar genellikle kanal gemileri ve ırmağımızda da yükleme boşaltma yapmaya uygunlar. Irmağa yapılacak 2-3 iskeleyle limanın yükleme oranını yüzde 35-40 artırabiliriz. Bununla ilgili projeyi geliştirdik. Ulaştırma Bakanlığı ve ilgili yerlere sunduk. Proje hayata geçirilirse yıllık 600-700 gemiyi geçen liman trafiği bin 200-bin 400’ü bulur."
Bartın’ın cazibe merkezi olması için demir yolu, bölünmüş yollar, doğalgaz ve enerji yatırımları gibi eksiklerinin tamamlanması gerektiğini ifade eden Kemik, "Kente özellikle dışarıdan gelen yatırımcıya ihtiyaç var. Zonguldak’ın Çaycuma ilçesindeki Filyos Projesinin hayata geçmesi bölgeye katkı sağlayacaktır" dedi.
Kentlerin sosyal ve ekonomik gelişiminde üniversitelerin katkısının yadsınamayacağını ifade eden Kemik, şunları söyledi: "Bartın’a üniversite kurulması için girişimlerimiz sürüyor. Ticari entegrasyon için üniversitenin kurulması gerektiği düşüncesiyle Başbakan’dan büyükelçilere kadar 5 bin 500 kişiye mektup gönderdim. Mektuplar sayesinde kamuoyu oluşturmayı da başardım. İlimizde üniversite kurulması sosyal hayatın yanı sıra yeni iş yerlerinin açılması ve ticari faaliyetlerin gelişimini sağlayacaktır. Bölgemizi her açıdan cazibe merkezi haline getirmeliyiz. Üniversite kurulması konusunda milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz."

KOBİ VE BÜYÜME AZMİ

KOBI'ler büyümeye azimli
Denetim, vergi ve yönetim danşmanlığı alanlarında hizmet veren Deloitte Türkiye'nin yürüttüü "KOBİ Ölçeğinde Aile Şirketleri" adlı araştırma, KOBİ'lerin büyüme konunda kararlı olduklarını ancak rekabet güçlerini artırmak için uyguladıkları stratejilerden umulan performansı elde edemediklerini ortaya koydu. 100 milyar doları aşkın ihracat ve 400 milyar doların üstünde milli gelir yaratan Türk sanayi şirketlerinin yüzde 98'den fazlasını KOBİ'lerin oluşturduğunu ortaya koyan araştırmaya 100'ü aşkın KOBİ sahibi ve üst düzey yönetici katıldı. Buna göre bugünkü konumlarını kurucularına borçlu olan KOBİ'ler pazar değerleri ve büyüme potansiyeli konusunda hayli iyimser tahminlerde bulunuyor. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi, şirket değerlerinin bugünkünün üstüne çıkabileceğini söylüyor. Bu eğilim KOBİ'lerin büyüme konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor. Ancak büyüme eğiliminde bulunan KOBi'ler, kısa vadede yetenekli insan kaynağını istihdam etmekte, kadrolarında tutmakta ve büyümeleri için gerekli finans kaynaklarına ulaşmakta sıkıntı çektiklerini de ifade ediyor. Uzun vadede ise KOBİ yöneticilerini endişelendiren en önemli konu, çetin rekabet ortamında ayakta kalabilmek.
"İstediğimiz seviyede değiliz"
Büyüme hedefleyen KOBİ'ler ürün yenileme, yönetim becerilerini geliştirme ve teknolojiden daha fazla yararlanma gibi stratejik önemi yüksek konulara yoğunlaşıyor. Fakat bu uygulamalara dair sonuçların, KOBİ'lerin performanslarına yeterince yansımadığı da araştırmadan elde edilen bir diğer sonuç. Araştırmanın sonuçlarını yorumlayan Deloitte Türkiye Danşmanlık Hizmetleri Direktörü Cem Sezgin; "Türkiye'nin son yıllardaki büyümesinde önemli pay sahibi olan KOBİ'ler, giderek zorlaşan küresel rekabet koşullarıyla karşı karşıya. Küresel rekabet altında KOBİ'lerin kendilerini güçlendirecek fırsatlardan yararlanabilmeleri, risk ve tehditlerden kendilerini koruyabilmeleri gerekiyor. Bunun için bir dizi kurumsal önlemler alırken, yeni stratejiler geliştirmeye de yöneliyorlar" dedi. Deloitte'un araştırmasına katılan KOBİ sahipleri ve üst düzey yöneticilerin yüzde 67'si, şirketlerinin henüz istedikleri potansiyele ulaşmadıklarını ifade ediyor. Buna karşılık şirket sahiplerinin yarısından fazlası değer artışının yüzde 50'nin, yüzde 24'lük bir kesimi de yüzde 100'ün üzerinde olacağını tahmin ediyor. Araştırmadan çıkan ilginç bir diğer sonuç ise "Şirketinizle ilgili en çok neye değer veriyorsunuz?" sorusuna verilen yanıtlardan çıktı. KOBİ sahibi işadamlarının yüzde 66'sı "işin sağladığı mücadele ve başarı ortamı" yanıtını verirken, yüzde 14'lük bir oran "size kendi kaderinizi kontrol etme olanağı sağlaması" seçeneğini tercih etti. Katılanların sadece yüzde 20'si şirketin aileleri için yaratacağı finansal gelecek ve kariyer fırsatları cevabını veriyor. KOBİ sahiplerinin önünde, başka bir şirket tarafından satın alınma ve birleşmeler dahil olmak üzere değişik gelişim modellerinin yer aldığı gerçeği de araştırmanın bir diğer önemli sonucu.

KOBİ “Türk Ekonomisi” Demektir

24 Ocak 2008 Perşembe

Finansbank Yönetim Kurulu Üyesi ve Denetim Komitesi Başkanı “KOBİ’ler ekonomimizin çok büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor. Onlara verilen destekler çeşitlenerek artmalı.”
Finansbank Yönetim Kurulu Üyesi ve Denetim Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aysan, Türkiye’nin en önemli ekonomistlerinden biri… Başarılarla dolu 40 yıllık akademik ve profesyonel kariyerinde, bugün geldiği noktada kendini bir “kurumsal yönetim misyoneri” olarak tanımlıyor. Ekonominin bel kemiği olan KOBİ’lerin kurumsal yönetimi benimsemelerinin, yalnızca kendileri için değil, Türkiye ekonomisi için de hayati bir önem taşıdığına inanıyor. “Kurumsal Yönetim ve Risk” adlı bir kitap çalışmasına da imza atan Aysan’la KOBİ’lerin Türk ekonomisi için önemi ve kurumsal yönetim hakkında keyifli bir söyleşi yaptık.
KOBİ’ler Türk ekonomisinin dinamosu olarak tanımlanıyor. Sizce KOBİ’ler ne kadar önemli olduklarının farkında mı?
Evet, genellikle farkındalar. Ancak siyaset mekanizmasında yaşanan aksaklıklar nedeniyle onların ihtiyaçlarıyla özel olarak ilgilenildiği söylenemez. KOBİ’ler ekonomimizin çok büyük bir bölümünü oluşturuyor. Ancak kredi hacmine baktığımızda da çok az pay aldıklarını görüyoruz. Eğer onlara destek vermezsek ekonomimize de destek vermemiş oluruz. Dolayısıyla bu anlamda daha etkin ve somut adımlar atılmalı. KOBİ’leri desteklemek, Türk ekonomisini desteklemektir.
Türkiye’de KOBİ’lerin bankalarla olan ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
KOBİ’lerimizde fazla kayıt bulamazsınız. Oysa biz onlardan iyi hesap tutmalarını, iyi rapor yazmalarını bekliyoruz. Bankacılar inceledikleri işletmeleri tüm finansal boyutlarıyla değerlendirir, yeri geldiğinde derecelendirir. Ancak KOBİ’ler de “koşmaktan” rapor yazmaya ya da muhasebe işlemlerini düzeltmeye fazla vakit bulamıyor. Gerçi son yıllarda bu yönde önemli adımlar atıldı. KOBİ’lere bu yönde çeşitli eğitimler verildi, önerilerde bulunuldu, onlar da öğrendiklerini uygulamaya başladı. Ancak yine de alınacak yol var. Öte yandan bankalar için kritik bir konu da kaynak kullanımı. Bankalar kısıtlı kaynaklarla çalışır ve doğal olarak kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak ister. Bu nedenle de az sayıda büyük hacimli firmaya kredi vermeyi tercih ederler. Bu konuda da en önemli eksik yeterince kalkınma bankamızın olmaması. Bizde ağırlıklı olarak ticaret bankaları var. Bu bankalar da az gelişmiş sanayi kuruluşlarına kredi vererek onları büyütmeyi hedeflemiş, kaynakları bununla sınırlı. Hâlbuki bizim çok sayıda yatırım bankamız olsa, KOBİ’lere işletme kredisi, yatırım kredisi verenlerin sayısı artsa, o zaman KOBİ’ler daha iyi gelişir. Diğer yandan ticaret bankalarının KOBİ’lere danışmanlık yapmaları, bir nevi ortakları olmaları lazım. Bugün Finansbank olarak KOBİ’lere verdiğimiz danışmanlık hizmetini yakında tüm bankalar takip edecek ve danışmanlık yapacak. Bankaların bu yöndeki çalışmaları devletçe desteklenmelidir.
Konu KOBİ’ler olduğunda en fazla gündeme gelen konulardan biri de Basel II uygulaması. 2009’da başlatılacak olan bu uygulama KOBİ’leri nasıl etkileyecek?
Basel bir sermaye yeterliliği projesidir. Basel II uygulaması özünde şunu getiriyor: Şirketlerin kredilendirilmesinde bankaların yeterliliği kadar başka unsurlara da bakılmalı. Bankalar kredi verdikleri müşterileri kadar iyi olabilirler. Eğer kredi müşterileri kötüyse kendileri de kötü olur. Bu durumda müşterilerini ayrıntılı olarak tanıyıp değerlendirmeleri gerekiyor. Basel II’ye göre bankalar, kredi değerlemesinde notları düşük olan şirketlere daha yüksek faiz uygulayacak, bu kurala uymayan bankalar yüksek kredi riski için daha yüksek sermaye ayırmak zorunda bırakılacaklar. Bu yüzden Basel II bankalardan müşterilerinin risk derecesini iyi tanımlamalarını bekliyor. “Eğer başka bağımsız kuruluşlar yapmıyorsa siz derecelendirme yapacaksınız. Müşterinizi finansal tablolarıyla değerlendireceksiniz. Aldığı nota paralel faiz uygulayacaksınız. Reytingi düşükse yüksek faiz, iyiyse düşük faiz uygulayacaksınız.” diyor. Bu, KOBİ’lerimizi çok ilgilendiriyor. Bugün Basel II’nin finansal ölçülerini uygularsanız birçok şirketin reytingi düşük çıkar. Dolayısıyla KOBİ’lerin yapması gereken şey, faizleri düşürmek için yapılarını, notlarını yükseltecek şekilde düzenlenmeleridir. Şeffaflık, kurumsallık gibi etkenler bu süreçte çok önemli rol oynayacak.
Kısa bir süre önce “Kurumsal Yönetim ve Risk” adlı bir kitabınız yayınlandı. Kurumsal yönetim KOBİ’ler için, özellikle de Basel II arifesinde büyük önem taşıyor…
Kesinlikle! KOBİ’ler yapıları küçük, profesyonel çalışanı çok az ve adeta aileyle iç içe girmiş insanlardan oluşan yapılardır. Kültürleri, gelişmeleri ve büyümeleri kurumsal yönetime karşıdır. Oysa KOBİ’ler kurumsallaşmalı. Başarılı KOBİ’ler bu ilkeleri uygulamalılar. Bizim geleceğimiz buna bağlı!
KOBİ’ler kurumsal yönetime geçmek için nasıl bir yol izlemeli?
Kurumsal yönetimin 4 unsuru vardır. Öncelikle ortaklar arasında küçüklük-büyüklük farkı olmayacak. Hisse oranı ne olursa olsun, her ortağa eşit davranılmalı. İkincisi, şeffaflık. Yapılan iş ortaklarla ilgilidir ama yaratılan katma değer herkesle ilgilidir. Kar ve zarar açıklamaları çok önemlidir. 3. unsur yönetim kuruludur. Bugün Türkiye’de pek çok şirkette yönetim kurulu yok.
Olanların birçoğu ise işlevsiz, yalnızca alınan kararların altına imza atıyorlar. 4 unsur, ortakların dışındaki menfaat gruplarının bilgi edinme hakkıdır. ‘KOBİ’ler kurumsallaşsın’ demek elbette kolay değil. Bu 4 unsurun yavaş yavaş hayata geçirilmesi gerek. Kurumsal yönetim kum saati gibidir. Kumlar tek tek birbirinin üzerine eklenir. Kısa sürede tamamlanmaz, zamana ihtiyaç vardır. Uygulanabilir, teknik programlar oluşturmalıdır. Ben de kitabımda böyle bir uygulamayı anlatıyorum. Burada öne çıkan bir diğer önemli unsur da kültür. Bizim kültürümüzde babaya saygı ve her şeyi “devlet babadan” beklemek vardır. Yetkileri dağıt-maktan çekiniriz. Bu kültürün küresel ekonominin gereklerine adapte olabilmesi gerekiyor. Yeniliklerle ve farklılıklarla uyum içinde hareket edebilmeliyiz. Onun için şirket birleşmelerine çok önem vermek lazım.
Şirket büyüdükçe yapılanlar tek bir insanın kabiliyetlerinin dışına çıkar. Bu da profesyonelleri devreye sokar. İş kişilere bağımlı kalmaz. Tabii tüm bunlar tek başına yeterli değil, bir yandan da KOBİ’lere verilen destekleri çeşitlendirmek gerekiyor.
Ne gibi destekler bunlar?
Bilgi desteği, ucuz yatırım kredisi, verginin azaltılması, devlet desteği, ucuz enerji gibi birçok yolu olabilir… Ama bence bunlardan en önemlisi, birleşmeler konusunda verilecek destektir. “KOBİ’ler arası birleşmeleri” destekleyerek, büyümelerine ön ayak olmalıyız.
KOBİ’ler arası birleşmelerin ne gibi faydaları olur? Şu an şirketlerin büyük çoğunluğu kollektif ya da limited şirket. Ancak birleşmeler aracılığıyla KOBİ’lerimizi anonim şirketler haline getirmeliyiz. Birleşen firmalardan 10 yıl hiç vergi almama gibi önlemler düşünülmelidir. Birleşmenin sağlayacağı sinerji ve katma değer bu önlemlere değer. Örneğin Yeni Zelanda hükümeti diyor ki; ‘10 ila 20 işçi çalıştıran firmalardan vergi almayalım, ya da düşük vergi alalım, onların gelişmesini sağlayalım. 50 kişiye geldiklerinde değerlendirelim.’ Bu çok değerli bir yaklaşımdır. Kurumsal yönetim ilke ve kuralları tüm dünyada borsaya kote şirketler için yapılmıştır. Yeni yeni, ‘Acaba küçük firmalarda uygulayabilir miyiz?’ diye endişe etmeye başladık. Bir yolu bulunabilir.
2008 yılına ilişkin beklentileriniz neler?
Sizce ekonomi nasıl bir yol izleyecek?Ekonomimizde son yıllarda yaşadığımız olumlu gelişmelerin en önemli nedenlerinden biri enflasyonu kontrol altına alabilmemizdi. Enflasyondaki bu durumun, şartlar ne olursa olsun devam ettirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bütçe disiplinini sağlayabilmek için çok önemli fedakarlıklarda bulunduk. Yine bu yönde hareket etmeliyiz. Sosyal Sigortalar, KİT’ler ve Belediyelerin açıklarının kapatılması yönünde adımlar atıldı. Hedef bütçe açığını azaltmak olmalı. Enflasyonu belirli sınırlar içinde tutabilirsek önümüzdeki sene yüzde 5’lerde bir büyüme yakalayabiliriz.
Dr. Mustafa AYSAN
Kaynak: KobiFinans Dergisi 17. sayı

Ar-Ge'ye büyük destekler geliyor

21 Ocak 2008 Pazartesi

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, "Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı" ile Ar-Ge faaliyetlerine yönelik başta vergisel teşvikler olmak üzere önemli destekler verileceğini belirtti.
Ekren, "Bu tasarıyla yenilikçiliğe odaklanmış, istihdamı gelişmiş, katma değeri yüksek ürünler üreten ve ithalata bağımlılığı olmayan, bu sayede verimliği ve rekabet gücü yüksek bir ekonomik ortam oluşturulmasına, ihracatın artırılmasına, yenilikçilik kapasitesinin geliştirilmesine, teşebbüsün, yenilikçiliğin ve verimliliğin teşvik edilmesine uygun bir ortam sağlanmış olacaktır" dedi.
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu, komisyon başkanı Soner Aksoy başkanlığında toplandı. Komisyonda, "Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı" ele alındı. Burada bir sunum yapan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, rekabet gücünün uzun dönemde sürdürülebilir büyüme içinde zorunlu bir koşul olduğunu söyledi. Türkiye'de ve tüm sektörlerde uluslararası rekabet avantajı sağlayacak bir yapıya kavuşmak ve bunun için özel sektör ve kamunun stratejik işbirliği yapmasının da kaçınılmaz olduğuna işaret eden Ekren, yasanın ana felsefesinin ekonomi yönetiminin ve devletin, Türkiye'de faaliyette bulunan firmaların bölgesel ve küresel rekabete hazır olabilmeleri için rekabet halinde olduğu ülkelerle mukayeseli ve sürdürülebilir bir avantajının kurulması ve korunabilmesi için alınabilecek inisiyatifler olduğunu söyledi.
AR-GE ÇALIŞANLARI SAYISI YETERSİZ
Uluslararası rekabeti belirleyen unsurların başında teknoloji seviyesinin geldiğine işaret eden Ekren, teknoloji seviyesinin transfer edilebildiği gibi üretilmesinin zor da olsa mümkün bir süreç olduğunu belirtti. Ekren, "Temel felsefe, mümkün olduğu kadar fazla oran ve sektörde teknolojik üretimi sağlayacak ve bunu günlük hayatta uygulama olanağı sağlayacak bir ortamın oluşturulmasıdır. Ar-Ge, teknoloji ve insan kaynaklarına yapılan yatırımların verimliliği artırdığı kuşkusuzdur" dedi.
Bakan Ekren, bu yasanın aynı zamanda Ar-Ge konusunda uzmanlaşmış, bu alanda faaliyette bulunmak isteyen şirketlerde çalışan personel sayısını, üniversitelerdeki kaliteli insan gücünü ve bağımsız bilim adamlarının da doğmasına imkan sağlayacak bir sürecin de ilk adımı olduğunu vurguladı.
Ülkelerin gayrı safi yurt içi hasılalarından (GSYİH) Ar-Ge'ye ayırdıkları payın önemine de dikkat çeken Ekren, Türkiye'de GSYİH oranı ile Ar-Ge harcamalarının payının 2005'te yüzde 0.79, AB ülkelerinde ise bu oranın ortalama yüzde 1.74 olduğunu söyledi. Türkiye'de faal bir kişiye düşen tam zaman eşdeğeri Ar-Ge personeli sayısının da 2005'te 2.23 olduğunu kaydeden Erken, bunun 9.9 olan AB ortalamasının oldukça altında olduğunu dile getirdi.
Türkiye'deki Ar-Ge personelinin yüzde 30.4'ünün özel sektörde görev yaptığını, AB ülkelerinde bu oranın 2004'te yüzde 51.5 olduğunu belirten Ekren, Ar-Ge konusunda Türkiye'de hem kamu sektörünün hem de özel sektörün ciddi adımlar atması gerektiğini söyledi. Özel sektörün iş yaptığı alanlarda kamunun iş yapmaması prensibinin Ar-Ge için de geçerli olduğunu vurgulayan Ekren, mümkünse özel sektörün ağırlıklı olmasını istediklerini kaydetti.
AK Parti döneminde Ar-Ge'ye ayrılan bütçe payında önemli gelişmeler olduğunu ifade eden Ekren, TÜBİTAK'a 2002'de Hazine'den yapılan yardım miktarının 100.8 milyon YTL iken, 2005'de 675.4 milyon YTL'ye, 2006'da 768.4 milyon YTL'ye, 2007'de de 772 milyon YTL'ye yükseldiğini söyledi.
TASARININ KAPSAMI VE GETİRDİKLERİ
Bakan Ekren, bu kanun tasarısıyla Türkiye'deki teknoloji geliştirme bölgeleri, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Teknoloji Serbest Bölgesi, 50'den fazla Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge Merkezleri, minimum Ar-Ge personeli çalıştırma koşulu aranmaksızın uygun bulunan Ar-Ge projeleri, birden fazla şirketin daha fazla katma değer üretmeye yönelik rekabet öncesi işbirliği projesi, teknoloji alanında orijinal bir fikri olan ancak bu fikri hayata geçirmek için sermayeye ihtiyaç duyan ve teknik alanda eğitim görmüş kişilere verilecek tekno-girişim sermayesine ilişkin destek ve teşvikleri düzenlediğini anlattı.
Kanun tasarısı kapsamında yatırımcılara herhangi bir sektör ya da faaliyet kolu ayrımı yapılmaksızın 2023 yılına kadar sağlanması öngörülen destek ve teşvikleri de sıralayan Erken, şunları kaydetti: "2023 yılı kritik bir yıl. Önceki hükümetlerin ve bizim de 2023 yılındaki temel hedefimiz Türkiye ekonomisinin dünyanın ilk 10 ekonomisine girmesini başarmaktır. Bunun da en hızlı sağlanacak temel enstrümanı teknoloji, Ar-Ge ve yatırımların önünü açmak ve onlara uygun ortamı hazırlamaktır. Bu çerçevede yapılacak Ar-Ge harcamalarının yüzde 100'ü yapıldığı yılda ve ayrıca amortisman yoluyla da amortisman süresince vergi matrahından düşülecektir. Böylece Ar-Ge harcamalarının yüzde 200'ünün vergi matrahından indirilmesi de mümkün olacaktır. Ayrıca büyük miktarda Ar-Ge yapma imkanı olan firmaların Ar-Ge harcamalarını her yıl biraz daha artırmalarını teşvik etmek amacıyla, 500'den fazla Ar-Ge personeli çalıştıran işletmelerin her yıl bir yıl öncesine göre ilave olarak yaptıkları Ar-Ge harcamasının yarısının daha vergi matrahından indirilmesine olanak sağlanmaktadır. Böylece, örneğin Ar-Ge harcamaları her yıl bir önceki yıla göre yndn aynı zamanda Ar-Ge konusunda uzmanlaşmış, bu alandüzde 50 artıran bir firmanın vergi matrahından indirebileceği tutar, Ar-Ge harcamalarının yüzde 225'ine ulaşması mümkün olacaktır. Ar-Ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinin yüzde 80'inin, doktoralı olanlarda ise yüzde 90'ının alınmasından vazgeçilecektir. Ar-Ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanacak sigorta primlerinin işveren hissesinin yarısı, 5 yıl süreyle bütçeden karşılanacaktır. Teknoloji alanında orijinal bir fikri olan ancak bu fikri hayata geçirmek için bir miktar sermayeye ihtiyaç duyan ve teknik alanda eğitim görmüş kişilere, teminat aranmaksızın 100 bin YTL'ye kadar tekno-girişim sermayesi desteği sunulacaktır. Ar-Ge faaliyetleriyle ilgili düzenlenecek kağıtlardan damga vergisi alınmayacaktır. Teknoparklardaki mevcut vergisel teşviklere ilave olarak buralarda çalışan Ar-Ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanacak sigorta primi, işveren hissesinin yarısı da bütçeden karşılanacaktır. Asgari 50 adet Ar-Ge personeli çalıştırma şartı taşımasa bile Ar-Ge harcaması yapan tüm işletmelerin yaptıkları harcamanın yüzde 100'ü vergi matrahından düşülecektir."
AR-GE'YE AYRILAN PAY ARTIRILACAK
Hazırlanan söz konusu kanun tasarısıyla sürdürülebilir büyümenin sağlanması ve mukayeseli rekabet avantajının devamının amaçlandığını belirten Ekren, Ar-Ge faaliyetlerinin GSYİH içindeki payının yükseltilmesini amaçladıklarını ve 2013'te hedefin yüzde 2 olarak planlandığını söyledi. Ekren, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminin artırılması, verimliliğin artırılarak üretim maliyetlerinin düşürülmesi, araştırmacı ve nitelikli işgücü istihdamının desteklenmesi, yurt dışındaki Türk araştırmacıların yurt içinde istihdam edilmesi, Ar-Ge kapsamındaki doğrudan yabancı yatırımların ülkeye girişinin hızlanması ve rekabet öncesi işbirliği projelerinin geliştirilmesi ve teşvik edilmesinin de hedeflendiğini söyledi.
Ekren, "Bu tasarıyla yenilikçiliğe odaklanmış istihdamı gelişmiş, katma değeri yüksek ürünler üreten ve ithalata bağımlılığı olmayan, bu sayede verimliliği ve rekabet gücü yüksek bir ekonomik ortam oluşturulmasına, ihracatın artırılmasına, yenilikçilik kapasitesinin geliştirilmesine, teşebbüsün, yenilikçiliğin ve verimliliğin teşvik edilmesine uygun bir ortam sağlanmış olacaktır" diye konuştu.

KOBİ'ler, teşviklere damga vurdu

Hazine, yatırım teşviklerini artık orta düzey KOBİ'lere yönelik hazırlıyor.
Bu anlayış içerisinde küçük ve orta düzey girişimcinin palazlanmasını sağlayacak teşvikler kapsamında, geçen yıl 846 adet belge verildi.
Sanayi Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığı’nın derlediği kesin olmayan verilere göre, geçen yıl tarım sektörüne 43, madencilik sektörüne 19, enerji sektörüne de 1 adet belge verildi. İmalat sektörü 675 belge ile en ilgi gören alan olurken, hizmetler sektörü de 108 belge aldı. Belgelere konu toplam yatırım tutarı 782 milyon 481 bin YTL olarak hesaplandı.
Bu rakamın 245,8 bin doları da dövizden oluşuyor. İmalat sanayi sektörünün toplam yatırım tutarı 617,5 milyon YTL, hizmetler sektörünün 103,3 milyon YTL, tarım sektörünün 33,6 milyon YTL, madencilik sektörünün de 27,6 milyon YTL düzeyinde bulunuyor. Bir teşvik alan enerji sektörünün yatırım tutarı ise 249,4 bin YTL gözüküyor.
Bu arada bir takım istisna ve kredilerden yararlanma anlamını taşıyan bu teşviklere konu yatırımların tamamlaması durumunda, 16 bin 64 kişiye istihdam imkanı sağlanacak.
Bu istihdamın sektörler itibariyle dağılımına bakıldığında, imalat sanayinde 12 bin 880, tarım sektöründe 777, madencilik sektöründe 683 hizmetlerde de bin 762 kişi iş imkanına kavuşmuş olacak.
İÇ ANADOLU'DA HAREKET
Türkiye'nin sanayi bölgesi olan Marmara'da faaliyet gösteren KOBİ'lere verilen 276 teşvik ilk sırada yer alırken, İç Anadolu'nun 168 belge ile ikinci sırada yer alması, orta Anadolu'nun da artık sanayileşme çabasını ciddi biçimde sürdürdüğü yorumlarına neden oldu.
Ege Bölgesi'ne 144, Akdeniz Bölgesi'ne 114 teşvik belgesi verilirken, Karadeniz Bölgesi 69, Doğu Anadolu Bölgesi 26, Güneydoğu Anadolu Bölgesi de 49 adette kaldı.
Teşviklerin mahiyetleri irdelendiğinde, komple ve yeni yatırımla, tevsi yatırımlarına daha fazla ilgi gösterildi. Devir, restorasyon, araştırma ve geliştirme, çevre koruma, yap işlet gibi alanlarda teşvik alan olmadı. Toplam 846 teşvikten 461'sini komple yeni yatırımlar oluşturdu. Tevsii 290, tamamlama 29, yenileme 16, finansal kiralama 17 teşvik aldı. Gerisini, kalite, düzeltme, dar boğaz giderme, modernizasyon, entegrasyon gibi alanlar oluşturdu.
mynet.kobi

Yeni Girişimci Desteği

Bu Desteğin Amacı ve Kapsamı

Bu prosesin amacı, ekonomik kalkınma ve istihdam sorunlarının çözümünün temel faktörü olan girişimciliğin desteklenmesi, yaygınlaştırılması ve başarılı işletmelerin kurulmasını sağlamak amacıyla yeni girişimcilerin desteklenmesidir. Bu amaçla destek başvurusunda bulunma hakkı kazanmış yeni girişimciler verilen toplam en fazla 44000 YTL desteği kapsar.
Bu Destekten Beklenen Yararlar
Yeni girişimcilerin işletmelerini kurarken yaşadıkları mali sıkıntılara çözüm getirmek.
Bu Destekten Kimler Yararlanabilir?
KOSGEB tarafından üniversitelerde gerçekleştirilen Genç Girişimci Geliştirme Programından mezun olan veya KOSGEB tarafından verilen iş kurma danışmanlığı veya uygulamalı eğitim desteğini alan veya KOSGEB’in işbirliği ve denetimi çerçevesinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, İŞKUR, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, belediyeler ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odaları tarafından ulusal ve uluslar arası projeler kapsamında düzenlenen girişimcilik eğitimine katılanlar veya İş Geliştirme Merkezlerinde (İŞGEM) yer alan girişimcilerden son bir yıl içinde işletmesini kuranlar.
Destek Oranı ve Üst Limiti Nedir?
-İş Kurma (Geri ödemesiz): 4.000 (dört bin)YTL
-Sabit Yatırım (Finansal kiralama giderleri için geri ödemesiz): 10.000 (on bin) YTL, kalkınmada öncelikli yörelerde %70, normal yörelerde % 60, gelişmiş yörelerde %50
-Sabit Yatırım (Geri ödemeli): 40.000 (kırk bin) YTL, kalkınmada öncelikli yörelerde %90, normal yörelerde % 80, gelişmiş yörelerde %70
Destek Unsurları ve Şartları:
Yeni Girişimcilerin destek sözleşme tarihinden itibaren en fazla 3 yıllık süre içerisinde iş kurmaya yönelik başlangıç giderleri ile makine-teçhizatı ve donanım giderlerini karşılamaya yönelik olarak verilir.
1)İş kurmaya yönelik başlangıç giderleri, işletmesinin yasal kuruluşu sırasında yapmış olduğu harcamaların karşılanması amacıyla verilir.
2)Sabit Yatırım Giderleri için,
a)Yeni girişimcilerin alacakları makine-teçhizat ve ofis donanımlarının giderlerini karşılamak üzere teminat karşılığı verilen ilk 12 ayı geri ödemesiz dönemden sonra, birinci taksidi 12 sonu %20, ikinci taksidi 18 ayın sonu %20, üçüncü taksidi 24 ayın sonu %20, dördüncü taksidi 30 ayın sonu %20, beşinci taksidi 36 ayın sonu %20 olacak şekilde geri tahsil edilecek destektir. Geri ödemeli destekte yararlanıcıya hiçbir faiz uygulanmaz.
b)Finansal kiralama yolu ile alacakları makine-teçhizat ve ofis donanımlarının, kiralama süresi en fazla 4 yıl olacak şekilde, faturada yer alan peşin bedeli ve KDV dışında kalan kiralama giderlerini karşılamaya yönelik olarak verilecek geri ödemesiz destektir.
•Yararlanıcılar, iş kurma ve sabit yatırım giderleri desteğinden her ikisini de isteyebilir, ancak sabit yatırım desteğinde geri ödemeli
(a) sabit yatırım desteği ile geri ödemesiz finansal kiralama
(b) seçeneğinden birini tercih edecektir.
•Yararlanıcının ortak şirket kurması veya kurulu bir işletmeye ortak olması durumunda hisse oranının en az %51 olması şartı aranacaktır.
Bilgi Almak ve Destek Başvurusu İçin KOSGEB Uygulama Merkezleri

Bilimsel Araştırma Kurumları ve KOBİ’ler

14 Ocak 2008 Pazartesi

Halen teknoloji geliştirme bölgelerin­deki sanayi firmalarına 2013 yılı sonuna kadar kurumlar ve katma değer vergisin­den istisna tanınıyor. Ayrıca burada çalı­şan personel vergilerden muaf... Ancak Türkiye’deki araştırmacıların yüzde 75’i halen yükseköğretim kurum­larında çalışan akademisyenlerden olu­şuyor. Henüz Türkiye’de spesifik olarak şirket ve birey bazında bilimsel araştırma kurumu yok denecek kadar az. Gelişmiş ülkelerde ise araştırmacıların yüzde 70’i özel sektörde ve bunun önem­li bir bölümünü özellikle bağımsız araş­tırmacılar oluşturuyor. Bu gelişmeler çerçevesinde ülkemizde de çok yakın gelecekte özel araştırma şirketleri kurulacak ve bu timler özellik­le KOBİ’lere hizmet verecekler. Halen ülkemizde 2 milyonu aşan işlet­me bulunmakta olup, bunlar özel araş­tırma şirketleri için potansiyel pazar ni­teliği gözlem ve beklentiler özellikle tele­komünikasyon ve yazılım konusunda yo­ğunlaşacak. Ülkemizin genç ve müteşeb­bis bir nüfusa sahip olması bu konuya büyük ilgi doğmasına yol açacak. Bu dinamik nüfus potansiyelinin gelişmiş teknolojileri kullanmaya yatkın ol­ması ise araştırma şirketleri açısından en büyük kazanç olacak. Kaynak: Para Dergisi/Nur Demirok

KOBİ'lerde Muhasebe Ve Finansman

12 Ocak 2008 Cumartesi

KOBİ'lerde Muhasebe ve Finansman

Ege CANSEN
Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı / Danışman

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin, kısaca KOBİ’lerin mutlak büyüklükleri, ülkeden ülkeye veya aynı ülke içinde, yöreden yöreye değişir. Birçok Avrupa ülkesindeki işletmelerin yüzde doksanı KOBİ olarak tasnif edilmektedir. Bununla birlikte, içinde bulundukları çevreye göre değerlendirildiğinde KOBİ, netice itibariyle bir KOBİ’dir. Bu ifadenin yönetim bilimi açısından, özel bir anlamı vardır.
O da şudur: Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde fonksiyonel iş bölümü zayıftır. KOBİ’ler yapılan üretimin teknolojisi hakkında ciddi bir bilgi birikimine sahip olmakla birlikte, genel işletmecilik teknikleri hakkında daha kısıtlı bilgiye sahiptir. Bu bir eksikliktir. Bu yazıda KOBİ’lerin bu noksanlarını gidermede işe yaracak önemli bilgiler verilecektir. Küçük veya orta boy bir işletmede asgariden üç fonksiyon vardır. Bu fonksiyonlar bağımsız bölümler halinde örgütlenmemiş olabilir. Bu durum o fonksiyonların var olmadığı anlamına gelmez.
Bunlar, sırasıyla:1.Üretim, 2. Pazarlama ve 3. Finansman’dır. Bu üç fonksiyondan da katma değer yaratılabilir.
Yani, para kazanılır. Bir KOBİ’yi, sadece üretim bilgisiyle yönetmeye çalışmak, en azından pazarlama ve finansmandan doğabilecek karlardan mahrum kalmaktır. Daha vahimi, o fonksiyonlardaki aksaklıklardan dolayı, işletmenin ciddi zararlara uğraması ihtimali yükselmiş olur. Unutulmasın! Gerçeğin varlığı, bizim onun farkında olup olmamamıza tâbi değildir.

KOBİ’lerde pa
zarlama, başlı başına ele alınması gereken yaşamsal derecede önemli bir konudur. Onu bir tarafa bırakıp, bu yazıda sadece, muhasebe ve finansman fonksiyonu üzerinde duracağım. Muhasebe ve finansman, büyük işletmelerde iki ayrı fonksiyondur. Dolayısıyla iki departman halinde teşkilatlandırılma yapılır. Küçük ve orta işletmelerde ise bu iki fonksiyon, maliyet yani ekonomik şartlar yüzünden tek bir bölüm alarak örgütlenebilir.
Muhasebe Nedir?
Kavramsal ve kuramsal tanımıyla muhasebe, bir ölçme disiplinidir. Muhasebenin daha çok bilinen işlevi ise yasal veya işletme açısından gerekli kayıtları tutmaktır. Esasen doğru dürüst kayıt tutulmadan, ölçme yapılamaz. Muhasebe fonksiyonunun, işletmenin yönetim sistemindeki rolü ‘kontrol’dür. ‘Muhasebeci, işletmenin kontrolörüdür.’ Muhasebecinin gerekli kontrolleri yapabilmesi için de hem ölçme yöntemlerini bilmesi, hem de kayıt tutması gereklidir.
Muhasebenin ölçmeye çalıştığı şeyler iki başlık altında toplanır. Birinci gruba ‘akım hesapları’ denir. Bunlar bilinen deyişiyle gelir ve gider kalemleridir. Akım hesaplarının sonucu, aylık ve yıllık ‘Kâr-Zarar Cetveli’nde (veya Gelir Tablosu’nda) yer alır. Ölçülen şeylerin ikinci grubu ise iktisatçıların sevdiği tabirle ‘stok hesapları’nda yer alan kalemlerdir. Bunlar işletmenin ‘varlıkları’ ile ‘borçları’nın kümülatif sonuçlarından oluşur.

Bu hesapların kümülatif net bakiyelerinin yazıldığı tabloya da ‘Bilanço’ denir. Bilanço bir denkliktir. Bu denklikten, ‘bilanço denklemi’ çıkar. Bu denklem, ‘varlıklar eksi borçlar eşittir sermaye’ şeklinde ifade edilir. Yılbaşı sermaye rakamı ile yıl sonu sermaye rakamı arasındaki fark yıllık ‘kar’a eşittir. (Sermaye hesaplarının kendi içinde yer alan artış, azalışları hariç olmak üzere) Bilanço’dan elde edilen kar rakamı ile Gelir Tablo’sundan çıkartılan kâr rakamının birbirini tahkik etmesi gerekir. Muhasebede ‘bilanço tutturmak’ diye geçen tâbir, K/Z cetveli bakiyesinin bilançoya yerleştirilmesiyle denkliğin sağlanmasıdır. Muhasebede çift taraflı (muzaaf-double entry) kayıt tutma sistemi, insan aklının en önemli icatlarından biridir. Bu icadı kullanmamak, bir işletme sahibi için gaflettir.
Yukarıda verilen bilgilerden çıkarılması gereken dersler şunlardır:
Her KOBİ’nin, ne kadar küçük olursa olsun, bağımsız ve yetkili bir muhasebecisi yani kontrolörü olması gerekir. İşletme, patron değildir. İşletmenin kasasıyla, patronun cebi ayrıdır. KOBİ patronunun bildiği ama muhasebecinin haberinin olmadığı hiçbir alım, satım veya işlem yapılamaz, hiçbir ödeme sözü verilemez. Muhasebeci, patron dahil herkesin yaptığı sarfiyatı kontrol edebilmeli, yani herkesten hesap sorabilmelidir.Muhasebeci, üretimle ilgili her türlü fiziki bilgiye sahip olmalıdır. Mamul reçetesi, işçilik adam saatleri veya birim üretim için enerji kullanımı dahil üretim süreçleriyle ilgili maliyet unsurlarını ezbere söyleyebilmelidir. Şirkette tek bir muhasebe olmalıdır. El defteri, ece ajandası, dosya kapakları, not kağıtları veya hafızaya kaydetme gibi ‘ek kayıt sistemleri’ yaşatılmamalıdır. Hazırlanan her ‘Gelir Tablosu’ ile birlikte bir de ‘Bilanço’ çıkartılmalıdır. Bilançoya bağlanmayan hiçbir Kâr/Zarar hesabının doğruluğundan emin olunamaz.Finansman Nedir?Finansman ‘parasını bulmak’ demektir. Bedava para yoktur. Bulunan her paranın bir maliyeti vardır. Ama, pahalı veya ucuz para vardır. İlk hesaplara göre, karlı duran bir iş, pahalı para ile yapılırsa kurtarmayabilir. Paranın maliyeti arttıkça, bazı işler (yatırımlar) kardan zarara döner. Büyüme yani işlere ve yatırımlara girme kararları para maliyetine göre verilir. Bizatihi, soyut olarak, karlı veya zararlı iş yoktur. Kârlılık para maliyetinden bağımsız düşünülemez.
Finansmancı, kaça olursa olsun para bulan kişi değildir. İşi kurtaracak maliyet ve riziko limitleri içinde parayı bulabilen kişidir. Finansman, parasını bulmaktır ama zamanında bulmaktır. Zamanında bulunamayan para işe yaramaz. Dolayısıyla, finansmancı, parayı zamanında bulan kişidir. Bu sürecinin en önemli aleti ‘nakit akımı planlamasıdır’. İşletmede her sürecin, her projenin, her yatırımın, her yeni kampanyanın parası ayrı ayrı hesaplanmalı, ayrı projelendirilmeli, farklı finansman modelleriyle bulunmalıdır. Stok veya alacak finansmanı için bulunan parayla yatırım yapılmaz. Finansmanda ‘yavuz-havuz’ yöntemi geçerli değildir.

İşletme yönetiminde yapılan tüm hatalar, (yanlış yatırım, yanlış fiyatlandırma, yanlış stok politikası, yanlış vadelendirme, maliyete ve terminlere hakim olamama, israf ve hırsızlık) kendini ‘nakit sıkışıklığı’ şeklinde belli eder. İşletmelerde parasızlık veya para sıkışıklığı denilen hastalık, kendi kendine doğmuş ve kendi başına halledilebilecek bir soyut sorun değildir. Eğer bir işletmede parasızlık varsa, işletmenin tamamı ve tüm süreçleri ele alınmalıdır.

En çok karşılaşılan şikayet türü ‘işletme sermayesi yetersizliği’dir. Bu kocaman bir yalandan başka birşey değildir. İşletme sermayesi yetersizliği, karsızlığın kamufle edilmiş adıdır. Her kârlı iş, kendi işletme sermayesini kendisi yaratır. Sürekli işletme sermayesi sıkıntısı çeken firmaya para verilmez. Verdikçe daha çok para batırır. Çünkü orada kan kaybı vardır. Çare, yöneticileri veya yönetim biçimini veya patronun zihniyetini değiştirmektir.

Kaynak: KobiFinans Dergisi 3. sayı

KOBİ’ler Ve Finans Sorunları

KOBİ’ler Ve Finans Sorunları Bugün Türkiye’de sanayi kuruluşlarımızın çözüm bekleyen sorunları var.Bu sorunların çok daha fazlasını Kayseri’de bizim küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz (KOBİ) yaşıyor. Dünyada çok hızlı bir değişim var. Bizim insanımız bu değişimi çok iyi yakalıyor. Öyleyse onları etkileyen hızla ülke ekonomisinin büyümesine katkı sağlayan KOBİ’lerin problemlerini çok acil olarak çözmemiz, Türkiye’deki bütün problemleri bir kenara bırakarak öncelikle bunların problemleriyle ilgilenmemiz lazım.
Biz odalar olarak zaman zaman temsil ettiğimiz kesimler adına hükümete raporlar veriyoruz. Hazırladığımız raporların başında öncelikli olarak KOBİ’lerin çözüm bekleyen sorunlarını içeren raporlar geliyor. 30-40 senedir bu işlerin içindeyim. Tüccar, esnaf ve KOBİ’ler sıkıntıda. Oysa Türkiye’deki sanayi kuruluşlarının yüzde 95’ini KOBİ’ler oluşturuyor. Şayet Türkiye son 5 yılda büyüme gösteriyorsa, ekonomisi büyüme kaydediyorsa bunun mimarları hiç şüphesiz KOBİ’lerdir. Bizler oda ve sivil toplum kuruluşları olarak hazırladığımız raporlarda sıkıntıları, çözüm bekleyen sorunları dile getirmeye çalışıyoruz. Özenle ve dikkatle hazırladığımız bu raporları, özellikle bizimle ilgili bakanlıklara veriyoruz. Bir bakıma bu makamları bilgilendirerek sorunlara çözüm yolları aramaları konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Onlara düşen KOBİ’lerin sorunlarını Türkiye’nin birinci gündem maddesi haline getirerek çözmeleridir. KOBİ’ler bütün dünyada olduğu gibi bizim ekonomimizin de hayati organlarıdır. Dünya ekonomisindeki son gelişmelere ve değişimlere baktığımızda KOBİ’lerin, bir ülkenin ekonomik kalkınmasında temel dinamiği oluşturduğu bir gerçektir.
Ekonomide dinamizm, sağlıklı rekabetçi bir piyasa geliştirmek ancak KOBİ’lere gelişme imkanları sağlandığı oranda olacaktır. KOBİ’ler için ülkemizde mali disiplin sağlanmalıdır. Bu diğer işletmeler için de geçerli olmalıdır. Sorunların çözümlenmesi için özelleştirmeler de amacına uygun biçimde yine hızlı bir şekilde yapılmalıdır.
Devletin, KOBİ’leri ve dolayısıyla bu alandaki girişimciliği, kredilerle desteklemek dışında mevcut vergi oranlarını aşağıya çekerek, bu işletmeler üzerindeki vergi yükünü düşürmesi de çok daha doğru bir politika olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda biz meslek kuruluşları olarak ısrarcıyız. KOBİ’lere, mevzuat engelleri ve maliyet yükleri ortadan kaldırılarak Avrupa Birliği ile eşit şartlarda rekabete girme olanağı sağlanmalıdır.
Biz hiçbir zaman komplekse girmedik. Türk sanayicisinin, Türk girişimcisinin hedefinde Avrupa Birliği var. Nitekim Avrupa Birliği üyesi ülkelerle rekabet edebilecek nitelikte ürünler üretiyorlar ama aşırı maliyet fiyatlarından dolayı, onlarla ciddi sayılabilecek bir rekabete girmekten yoksun kalıyorlar.
Kısacası KOBİ’lerin finans imkanları sağlıklı bir yapıya kavuşturulmalı. Finansman mevzuatı öncelikle bu işletmelerin gelişimini hedeflemeli ve bu doğrultuda teşviklerle, vergi kanunlarıyla bu kuruluşlarımızın önü mutlaka açılmalıdır. Kayseri Ticaret Odası olarak, KOBİ’lerin sorunlarıyla mümkün olduğunca yakından ilgileniyoruz. Mevcut yapılanmalarına ya da gelişmelerine yönelik bilgilendirme toplantıları, kurslar, seminerler düzenleyerek sıcak ilişkiler içinde olmaya çalışıyoruz. Zira bu tür toplantıların, Kayseri’deki KOBİ’lerin gelişmesine katkı sağlayacağı inancındayız.
Kaynak:www.bankaciyiz.biz/KOBİFİNANS

HSBC'den kobilere destek kredisi

11 Ocak 2008 Cuma


Malatya Ticaret ve Sanayi Odası ile Malatya Esnaf ve Sanatkar Odası (MESOB) ile HSBC arasında Küçük ve Orta Boy İşletmeler’e (kobi) yönelik kredi anlaşması imzalandı. HSBC Genel Müdür Yardımcısı Erol Sakallıoğlu, imza töreninde yaptığı açıklamada, 40 bin YTL’ye kadar kredi almak isteyen kobilerle esnafa kefilsiz ve ipoteksiz kredi imkanı tanıyacaklarını, yüzde 1,75 faiz oranı ile 4 yıla kadar vade yapabileceklerini söyledi.
2 yıldır kobilere avantajlı kredi imkanı sunmak için çalışmalar yaptıklarını anlatan Sakallıoğlu, "Daha fazla müşteri edinmek için başta kobiler olmak üzere ticaretle uğraşanlara uygun koşulda kredi imkanı sunuyoruz" dedi.
2001 yılında yaşanan ekonomik krizden bu yana kobilere verilen kredi olanaklarının arttığına dikkati çeken Sakallıoğlu, kobilerin aldığı kredi payının yüzde 2-3’lerden yüzde 10-15’lere yükseldiğini, bu oranının yeterli olmamakla birlikte iyi olduğunu, ileri ki yıllarda daha iyi olacağını söyledi.
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Hüseyin Erkoç da imzalanan protokolle kobilere mümkün olan en düşük seviyede kredi imkanı sunulacağını, böylelikle kobilerin ticaret hayatındaki etkinliklerinin artacağını ifade etti.
Malatya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği Başkanı Şevket Keskin ise alınan kredinin küçük esnafın işini büyütmesine katkı sağlayacağını belirtti.
İmzalanan protokolle kobiler ve MESOB’a bağlı küçük esnaf spot, rotatif, ticari finansman, ticari iş yeri, ticari araç ve iş geliştirme gibi nakit krediler ile teminat mektubu ve akreditif gayri nakdi kredi imkanlarından faydalanabilecek.
Kobilerle küçük esnaf daha avantajlı faiz oranları ile ihtiyaç duydukları sermayeyi veya ticari desteği HSBC İşletme Bankacılığı ile sahip olabilen kobiler, aynı zamanda çek karnesi, şirket ticaret kartı, otomatik fatura ödemeleri ve üye iş yeri uygulaması gibi nakit yönetim ürünlerinden yararlanabilecekler.
Kaynak: AA