İzlanda'da hükümet, geçen yılki finansal çöküşten sonra ayakta kalan son bağımsız bankaya da el koydu.
İzlanda Finansal Denetleme İdaresi (IFSA), likidite problemi bulunan Straumar Burduras bankasına el koyulduğunu ve bankanın ticari faaliyetlerinin durdurulduğunu açıkladı. Açıklamada, bankadaki bütün mevduatın tamamen garanti altında olduğu belirtildi.
Bankadan yapılan açıklamada ise, “Güçlü sermaye durumu ve fon bankalarının desteğine rağmen, Straumur Burduras yatırım bankası, likidite durumunun, faaliyetlerini uzun süre sürdürmek için yeterli olmadığına inanıyor” denildi.IFSA'nın, bankanın yönetim kurulunun görevine son verdiği ve bankanın sorunlarının en iyi nasıl çözüleceğine karar vermek için bir komite atadığı belirtilen açıklamada, “bunun sonucu olarak Straumur Burduras kapandı” ifadesi kullanıldı.
Bankanın üst yöneticisi William Fall da görevinden istifa etti.İzlanda'da finansal sektör, küresel finansal krizin etkisini artık iyice hissettirmeye başladığı geçen yıl ekim ayında, milyarlarca dolar borç yüzünden batmış, hükümet üç büyük bankasına el koymuştu
KRİZ DERİNLEŞİYOR
9 Mart 2009 Pazartesi
İstanbul'un finans merkezi olması
5 Eylül 2008 Cuma
İSTANBUL Türkiye'nin finans merkezi. Türkiye'nin finans merkezi olması finans şirketlerinin neredeyse tümünün genel merkezlerinin İstanbul'da olmasından kaynaklanmıyor.
Ekonomik faaliyetlerin neredeyse yarısının İstanbul'da gerçekleşmesi İstanbul'u finansal merkez yapıyor. Finansal işlemlerin çoğunun İstanbul'da olması İstanbul'u özel kılıyor. Finansal şirketlerin neredeyse tümünün merkezlerinin İstanbul'da olması yoğun faaliyete yakın olma kaygısından kaynaklanıyor.
Şimdi, İstanbul'un bölgesel ya da küresel finans merkezi olması isteniyor. O halde, küresel ya da bölgesel finansal işlemlerin İstanbul'a çekilmesi hedefleniyor. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye'de kurulmuş hiçbir finansal şirketin merkezinin İstanbul'a taşınması gerekmez. Önemli olan finansal işlemlerin İstanbul'da gerçekleştirilmesidir. Küresel ve bölgesel finansla işlemlerde ağırlığı olan finansal kurumların İstanbul'a gelip başka ülkelerdeki işlemlerini İstanbul'da kayda geçirmeleridir.
DEĞİŞMELİYİZ
İstanbul küresel ve bölgesel finansal işlemleri gerçekleştirmek için çekici bir şehir midir? Bu sorunun yanıtının arkasında ne İstanbul'daki gayrimenkul fiyatlarıdır ne de İstanbul'un trafik sorunları vardır. Bu sorunun yanıtı Türkiye'nin finansla işlemlerde ne denli ucuz bir ülke olduğunda yatar.
Ucuzluk geniş bir kavramdır. Finansal işlemlerin vergiler dahil maliyeti önemlidir. Ama, aynı şekilde, hukuk sisteminin asgari maliyetle çabuk ve adil karar alması da önemlidir. Konunun bu yanlarını görmezden gelerek finans kurumlarını İstanbul'a taşımak İstanbul'u gereksiz kalabalıklaştırmaktan öteye gitmez.
Önce kafaları değiştireceğiz. Ardından, kamu finansmanını sağlam temellere oturtarak finansal aracılık faaliyetlerini bütçeye gelir sağlayan altın yumurtlayan tavuk olarak görmekten vazgeçeceğiz.
Kafaları değiştireceğiz ki; kredi kartından bankaların aldığı yıllık ücret, bir müşteriden haksız alınmış gibi olduğu için tüm bankalarca alınması yasaklanabilecek bir ortam oluşturulmasın; Faizler yüksek bulunduğu için kredi kartı borçlarına uygulanan faizlere devletin karışması söz konusu olmasın; Faizlerin yükselmesinden mağdur olduğu düşünen kesimler kısa vadeli faizleri artırdığı için para otoritesini mahkemeye vermesin.
Kamu finansmanını sağlam temellere oturtalım ki; her finansal kazançtan devlet yüzde 5 kadar banka ve sigorta muamele vergisi almasın; harcamalar yoluyla ödenen dolaylı vergiler gelirler yoluyla tahsil edilen başka dolaylı vergilere mahsup edilebilsin; bankaların sağlığına yönelik düzenlemeler aynı zamanda Hazine'nin finansmanına kolaylık sağlamayı amaçlamasın; finansal kurumların noterlerle iç içe çalışması durdurulabilsin.
BİZ NEDEN GİDİYORUZ?
Bütün bunları şöyle özetleyebiliriz. Türkiye'de kurulu finansal kurumlar Türkiye'de gerçekleştirdikleri finansal işlemleri neden yurtdışındaki şube ya da iştiraklerinde kayda getirmeye çalışıyorlar? Bu nedenleri ortadan kaldırabildiğimiz zaman İstanbul'un coğrafi özelliklerini kullanarak küresel ya da bölgesel bir finans merkezi olma şansını artırabiliriz. Aksi takdirde, kendi kurumlarımızın kaçmaya çalıştığı yere başkaları neden gelsin ki?
Trafiğinin yoğun olması, ofis kiralarının yüksek olması gibi nedenlerin hiçbiri önemli değil. Dünyanın belli başlı finansal merkezlerinde trafik keşmekeş. Ofis kiraları dünya rekorları kırıyor. Yanıltıcı göstergelere takılmayalım.
Ercan KUMCU
ekumcu@hurriyet.com.tr
EKONOMİK KRİZ VE GÜNÜ KURTARMAK
Aylardan beridir piyasalarda likidite sıkıntısı yaşandığı bir gerçek. Bu gerçekliği görmezden gelmeye çalışmak ve herşey normalmiş gibi iş hayatına devam etmek ahmaklıktan öte değildir.
Real olmayan ekonomik göstergeler basında bas bas bağırsada , piyasada boğuşan onca küçük işletme sahipleri artık borç batağına batmış durumda.
Bırakın nakit akşını artık evraklarda bile sorun yaşayan kobiler bataklığın dibine kadar gelmiş.
Sohbet olanağı bulduğum bir çok küçük işletme sahibi satışların azlığından yada kar marjlarının oldukça düşük olmasından yakınıyor. Nedeni ise açık ; zararına satışlarla bu donma noktasındaki piyasada az da olsa tutunabilmek. Peki bu durgunluk en yoğun sezonu olması gereken yaz sezonunda böyle ise kış aylarında nasıl bir sonuç doğuracak merak ediyorum.
Verilen destekler , krediler yalnızca zamanı ötelemekte. Piyasalara müdahelede gecikilecek olursa kredilerin geri ödemesi 0 faizde olsa zor.
ibrahim koç
Merkez Bankası’nda taşınma hazırlığı başladı
4 Eylül 2008 Perşembe
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, banka merkezinin Ankara’dan İstanbul’a taşınması için çalışmalara başladıklarını açıkladı. İlk adım Levent’teki arsaya hizmet binası yapılması olacak. İkitelli’de de bir emisyon merkezi kurulacak
İşsizlik Oranları Arttı
17 Mart 2008 Pazartesi
Geçen yılın aynı döneminde işsizlik oranı yüzde 10,5 düzeyinde bulunuyordu.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) üçer aylık dönemler itibarıyla her ay açıkladığı Hanehalkı İşgücü Anketinin, “Kasım-Aralık 2007-Ocak 2008” dönemini kapsayan “Aralık 2007” sonuçlarına göre, bu dönemde işgücüne katılım oranı ise yüzde 46,2 olarak hesaplandı.
İşsizlik oranı kentlerde yüzde 12,2, kırsal kesimde yüzde 8,1 olarak belirlendi.
2005 yılından itibaren Hanehalkı İşgücü Anketinin tahminleri, hareketli üçer aylık dönem ortalamaları esas alınmak kaydıyla aylık olarak yayınlanıyor.
Bu seride ilgili üç aylık dönemin ağırlıkları, dönem ortası aya ilişkin nüfus projeksiyonları esas alınarak hesaplanırken, ifade kolaylığı açısından tahminler de dönem ortası ay adıyla ifade ediliyor.
İstihdam 315 bin kişi azalırken, işsiz sayısı 10 bin kişi eksilerek 2 milyon 436 bin oldu. Genç nüfusta işsizlik oranı 0,3 puan artışla yüzde 20,6’ya çıktı.
Tarım dışı işsizlik oranı 0,3 puan gerileyerek yüzde 13 olurken, genç nüfusta işsizlik oranı 0,3 puan artışla yüzde 20,6’ya çıktı.
İstihdam 315 bin kişi azalarak 20 milyon 443 bine inerken, işsiz sayısı 10 bin kişi azalarak 2 milyon 436 bin oldu. İşgücüne katılma oranı 1,3 puan düşerek yüzde 46,2’ye geriledi. İstihdam oranı da aynı oranda azalarak yüzde 41,2’ye geriledi.
İŞSİZLİK ORANI KENTTE AZALIRKEN KIRSALDA ARTTI
Türkiye genelinde işsiz sayısı, geçen yılın Aralık ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre 10 bin kişi azalarak 2 milyon 436 bin kişiye indi.
İşsizlik oranı ise 2006'nın aynı dönemine göre 0,1 puan arttı ve yüzde 10,6 seviyesinde gerçekleşti.
Kentsel yerlerde işsizlik oranı 0,3 puanlık azalışla yüzde 12,2, kırsal yerlerde de 0,6 puan artışla yüzde 8,1 oldu.
Aralık 2007 döneminde genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 20,6 olarak hesaplandı. Bu oran 2006 yılının aynı dönemde yüzde 20,3 idi.
Türkiye'de tarım dışı işsizlik oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,3 puan azalarak yüzde 13 olarak gerçekleşti.
Bu dönemdeki işsizlerin 74,9'u erkek nüfustan oluşurken, işsizlerin yüzde 57,8'i lise altı eğitimli durumda bulunuyor.
Bunların yüzde 27,4'ü bir yıl ve daha uzun süredir iş ararken, işsizlerin yüzde 83,7'i daha önce bir işte çalışmış durumda.
Bu dönemde istihdam edilenlerin ise yüzde 75,3'ü erkek nüfustan oluşurken, bunların yüzde 60,5'i lise altı eğitimli durumda.
İstihdam edilenlerin yüzde 59,9'u ücretli, maaşlı ve yevmiyeli, yüzde 27,8'i kendi hesabına ve işveren, yüzde 12,3'ü ücretsiz aile işçisi konumunda.
TÜİK'e göre, kayıt dışı istihdam edilenlerin oranı, Aralık döneminde 2006 yılının aynı dönemine göre 3,7 puanlık azalışla yüzde 43,4 olarak gerçekleşti.
Bu dönemde, 2006'nın aynı dönemine göre tarım sektöründeki kayıt dışılık yüzde 87,9'dan yüzde 85,4'e, tarım dışı sektörde de yüzde 32,7'den yüzde 30,1'e geriledi.
İŞ GÜCÜNE KATILIM GERİLEDİ
Aralık 2007 döneminde iş gücüne katılım oranı ise önceki yılın aynı dönemine göre 1,3 puanlık azalma ile yüzde 46,2 oldu. İş gücüne katılma oranı erkeklerde 0,8 puanlık azalışla yüzde 70,2, kadınlarda ise 1,9 puanlık azalma ile yüzde 22,6 olarak ölçüldü.
Kentsel yerlerde iş gücüne katılma oranı 1,1 puanlık azalmayla yüzde 44,4, kırsal yerlerde ise 2 puanlık azalışla yüzde 49,2 oldu.
Toplam iş gücünün yüzde 17,6'sını 15-24 yaş grubundakiler oluştururken, lise altı eğitimlilerde iş gücüne katılma oranı yüzde 44,8, yüksek öğretim mezunlarında bu oran yüzde 77,5 olarak hesaplandı.
Lise altı eğitimlilerde erkeklerin iş gücüne katılma oranı yüzde 70 iken, kadınlarda bu oran yüzde 18,9 oldu.
Yüksek öğretim mezunlarında, erkeklerde iş gücüne katılma oranı yüzde 83,4, kadınlarda yüzde 68,4 olarak ölçüldü.
Aralık 2007 döneminde iş gücü dışında olanların yüzde 37,8'i daha önce bir işte çalıştı.
Daha önce bir işte çalışıp, söz konusu dönemde iş gücü dışında olanların (10 milyon 90 bin kişi) yüzde 30,8'i emeklilik, yüzde 12,2'si mevsim gereği, yüzde 17,2'i sağlık nedeniyle, yüzde 8,6'sı evlilik, yüzde 5'i işten çıkartılma/iş yerinin kapanması, yüzde 4,5'i işinden memnun olmama ve yüzde 21,7'si diğer nedenlerle en son çalıştıkları işten ayrıldı.
İŞ GÜCÜ HAREKETLERİ
Geçen yılın Aralık döneminde 927 bin kişi; işe yeni başlamış veya iş değiştirmiş olarak kayıtlara geçerken, bunların toplam istihdam içindeki oranı yüzde 4,5 oldu.
İşe yeni başlayan veya iş değiştirenlerin yüzde 32,4'ü 25-34 yaş grubunda. Bu dönemde işe başlayan veya iş değiştirenlerin yüzde 28,6'si sanayi, yüzde 42,7'si hizmetler, yüzde 18'i inşaat sektöründe, yüzde 10,7'si ise tarım sektöründe.
Mevcut işsizlerin yüzde 13,7'sini (335 bin kişi) bu dönemde işten ayrılanlar oluşturdu.
TÜRK BANKALARI VE 2007 KARLARI
18 Şubat 2008 Pazartesi

İş yaşamında başkasının kazandığı paraya kıskançlıkla bakmazsınız. Başarılı olup para kazananları sadece taktir edersiniz. Para kazananlar hakkında kötü konuşmak, eğer bu para ulusal yasalara ve uluslararası ahlâk kurallarına uygun bir biçimde kazanılmışsa, iş adamlarının yapmaması gereken bir iştir.
Kimsenin kazandığı parada gözümüz yok. Tanrı herkese daha da fazlasını versin! Ama eğer kazanılan para başkasının sırtından kazanılıyorsa, ya da başkasının para kazanmasını ve hatta yaşamasını engelliyorsa, o zaman yukarıdaki kuralı bozmalıyız.
2007 yılında bankaların elde ettiği karlar açıklanmaya başlandı. Garanti Bankası 2.4 milyar YTL (2 milyar dolar); Akbank 2 milyar YTL, Türkiye İş Bankası da 1.7 milyar YTL kâr elde etmişler. Ama bankacılık sektöründeki kâr sadece en büyük bankalarla sınırlı değil. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından açıklanan verilere göre, 2007 yılında Türkiye'de bankalar toplam 14.9 milyar YTL (12 milyar dolar) kâr elde etmişler. Bu kâr, geçen yıla göre tam yüzde 150'lik bir artışı ifade ediyor. Çünkü 2006 yılı sonunda Türkiye'de bankacılık sisteminin toplam kârı 5.9 milyar YTL imiş.
Yazının başında da yazdık ya, iş yaşamında başkasının kârına bakıp kıskançlık duyulmaz. " Aferin adamlara, iyi çalışmışlar ve kazanmışlar" denir. Taktir etmekten başka bir şey yapmak ayıptır. Yine de biz bugün, bu davranışın tersini yapacağız. Çünkü 2007 yılında Türk bankalarının elde ettiği bu kârların ardında bazı dengesizlikler bulunmaktadır:
- Çok değil daha 2001 yılında (yani beş yıl önce), nerede ise tamamı batma noktasına gelen Türk bankaları, nasıl olmuştur da, hem de Batı dünyası bankacılık sisteminin milyar dolarları aşan zararları ettiği bir yılda, bu kadar kâr elde edebilmiştir?
- Peki bu kâr artışı başka sektörlerde de var mıdır ? Yani sanayide durum nedir ? Diğer hizmetlerde durum nedir?
- Görülen o ki, ne sanayide, ne de diğer hizmet alanlarında bankaların sağladığı türde bir kâr artışı olmamıştır. Yani Türkiye ekonomisinde, izlenen makro ekonomik politika nedeni ile çok çarpıcı bir gelir dağılımı değişimi yaşanmıştır.
- Türk bankaları bu başarıyı sadece ve sadece izlenen yüksek reel faiz politikası sayesinde elde etmişlerdir. Evet, bir miktar verimlilik artışı da sağlanmıştır ama kârın asıl nedeni ve belki de tek nedeni, yüksek reel faizdir.
- Bankaları "abat eden" yüksek reel faiz, ekonominin bir diğer bölümünü ise tamamen "tarumar etmektedir." Türkiye'de imalat sanayinde üretim yapmak nerede ise olanaksız hale gelmektedir. Yüksek reel faiz nedeni ile proje gerçekleştirmek çok zorlaşmıştır.
- İşin daha da kötü yanı, bankalarımızın değerli yöneticileri, bu başarıyı kendi kişisel başarıları sanmakta ve kamuoyuna da böyle bir sunuş yapmaktadırlar. Türkiye borsasının son bir ayda param parça olduğu, dünyada ciddi anlamda finansal çalkantı olduğu, bu çalkantının kaynak bulunması sorunu olarak yarın ya da öbür gün Türkiye'ye de geleceği göz ardı edilmektedir.
- Ekonomilerde eğer sektörler arasında uçurumlara varan dengesizlikler oluşursa, birileri her gün bayram yaparken (yani karlarına kar katarken) diğerleri yaşam savaşımı veriyorsa (yani her gün uluslararası rekabet güçlerini yitiriyorlar ve kârlılıkları azalıyorsa), bu denge çok fazla sürdürülemez.
2007 yılı bankacılık kârlarını görünce sanırım aklı başında herkes Türkiye'de neden bir "yüksek reel faiz lobisi" olduğunu çok daha iyi anlamıştır. Merkez Bankası görevini yapmış ve reel faizleri ısrarla dünyanın en yüksek faizi düzeyinde tutarak ekonomide oluşan bu dengesizliğe yol açmıştır.
Referans
LB: Enflasyon ve cari açığınız sorun
24 Ocak 2008 Perşembe
Lehman Brothers’ın CEO’su Russo, Türkiye’nin enflasyon ve cari açık sorunu olduğunu belirtti. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yıllık yüzde 5 civarında büyüyeceğini öngören Russo, geleceğin Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede olacağını söyledi.
Mevcut durumun yüksek riskli konut kredisinin ötesinde olduğunu belirten Russo, “Bilançolar 1 ay öncesine kadar daha güçlü. Pek çok kuruluş bazı sıkıntılardan geçiyor ancak subprime dışında güçlenmeye çalışıyorlar” diye konuştu. Russo, Fed’den ay sonunda 50 baz puan indirim beklediğini kaydetti.
ATO'dan 'Kamçıya Doymayan Yiğitler' Raporu
16 Ocak 2008 Çarşamba
Hemen hemen herkesin bir şekilde bir yerlere borçlu olduğu Türkiye'de borçlu sayısı 40 milyonu buluyor.
27 MİLYONA YAKIN KREDİ KARTI SAHİBİNİN YAKLAŞIK 12 MİLYONU KREDİ KARTI BORCUNUN BİR KISMINI ÖDEYEMEDİĞİ YA DA TAKSİTLİ ALIŞVERİŞ YÜZÜNDEN BANKALARA YAKLAŞIK 27 MİLYAR YTL BORÇLU.
2,2 MİLYON ESNAF- SANATKAR VE ÇİFTÇİ BAĞ-KUR'A 30 MİLYAR YTL, 900 BİNE YAKIN İŞYERİ SSK'YA 11 MİLYAR YTL BORÇLU BULUNUYOR.
1,2 MİLYON ÖĞRENCİ ÖĞRENİM KREDİSİ NEDENİYLE DEVLETE, 2 MİLYON ABONE TELEFON BORCU NEDENİYLE TÜRK TELEKOM'A BORÇLU.
AYGÜN: "SAYIN BAŞBAKAN'IN DEDİĞİ GİBİ BORÇ YİĞİDİN KAMÇISIYSA, TÜRKİYE'DE 40 MİLYON YİĞİT KAMÇIYA DOYMUYOR"
Hemen hemen herkesin bir nedenle bir yerlere borçlu bulunduğu Türkiye'de, borçlu başka bir ifadeyle "kamçıya doymayan yiğit" sayısının 40 milyona yaklaştığı belirlendi.
Ankara Ticaret Odası'nın hazırladığı "Kamçıya Doymayan Yiğitler" raporu Türkiye'nin tüm kesimlerinde borçluluk düzeyinin giderek arttığını ortaya çıkardı. Devletin, toplam 336 milyar YTL borçla en borçlu konumunda bulunduğu Türkiye'de ailelerin yarıya yakını, küçük-büyük şirketlerin neredeyse tamamının bankalara kredi borcu bulunuyor.
İÇ VE DIŞ BORÇ
Borçlanmayı öven "Borç yiğidin kamçısıdır" şeklindeki atasözüne karşılık, "Borç en kötü yoksulluktur", "Borçla yaşayanın cenazesi borçla kalkar", "Borçlu ekini yeşilken biçer" gibi borçlanmayı kötüleyen yüzlerce atasözü bulunan Türkiye'de Hazine'nin 216,9 milyar doları bulan iç borcu bulunuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "leblebi çekirdek parası" olarak nitelendirdiği kamu ve özel sektörün dış borcu ise 237,3 milyar dolar düzeyinde seyrediyor. Dış borcun 147,6 milyar doları Türk özel sektörünün diğer yabancı ülkelere olan borçlarından kaynaklanıyor.
32 MİLYON KREDİ BORÇLUSU
Merkez Bankası ve BDDK'nın verilerinden yapılan belirlemelere göre, Türkiye'deki bankaların bireysel ve kurumsal olarak Eylül 2007 sonu itibariyle toplam 32 milyon 326 bin borçlusu bulunuyor. Bankaların bu müşterilerden toplam alacağı ise 261,4 milyar YTL
Bankalara kredi borcu bulunanların 7 milyon 612 binini tüketici kredisi kullananlar oluşturuyor. Türkiye'de toplam 17 milyon aile bulunduğu dikkate alındığında, ailelerin yaklaşık yüzde 45'inin bankalara borçlu olduğu tahmin ediliyor. Bu kapsamda, 572 bin ailenin bankalara toplam 32,4 milyar YTL konut kredisi, 810 bin ailenin 8,7 milyar YTL'lik otomobil kredisi, 6 milyon 667 bin kişinin de ihtiyaç kredisi kullanımı nedeniyle borçlu durumda olduğu belirlendi.
Bankaların 32 milyon kredi müşterisinin 2 milyon 199 binini küçük ve orta ölçekli işletmeler meydana getiriyor. Bu kapsamdaki 1 milyon 643 bin mikro işletmenin toplam 29,9 milyar YTL, 466 bin 277 küçük işletmenin 26,1 milyar YTL ve 89 bin 501 orta büyüklükteki işletmenin de 22,6 milyar YTL kredi borcu gözüküyor.
DÜNYADA ÖDEME BİZDE BORÇLANMA ARACI
"Borç yiyen kesesinden yer" atasözünün sıkça söylendiği Türkiye'deki borçlanma araçlarının en önemlisini ise kredi kartları oluşturuyor. Türkiye'de toplam 26 milyon 949 kişinin cebinde 56 milyon 284 bin adet kredi kartı bulunuyor. Diğer ülkelerde ödeme aracı olarak kullanılan kredi kartı Türkiye'de tam bir borçlanma aracına dönüşmüş durumda. Türkiye'deki kredi kartı müşterilerinin yaklaşık 12 milyonunun kredi kartı borcunu son ödeme tarihinde tümüyle ödemeyip borç bıraktıkları belirtiliyor. Vatandaşların, kredi kartı harcamaları nedeniyle yüklendiği borç miktarı ise 26,9 milyar YTL. Bunun 10,9 milyar YTL'sini taksitli alışverişlerden kaynaklanan borçlar meydana getiriyor.
HAYATA BORÇLU BAŞLAYANLAR
Yurt-Kur'un verilerine göre, 2007-2008 öğrenim yılında toplam 567 bin 591 öğrenci, yüksek öğrenim kredisi kullanıyor. Bu öğrencilerin her biri öğrenim süreleri boyunca devlete 8 -10 bin YTL arasında borçlandıkları için hayata daha öğrencilikte borçlu başladılar.
Önceki yıllarda üniversiteyi bitiren ancak iş bulamayıp gelir elde edemedikleri için borcunu zamanında ödeyemeyen 610 bin 715 kişi de, toplam 260 milyon YTL borçlarından dolayı vergi dairelerinin icrasıyla karşı karşıya.
Mezun olduğu halde, borcunu ödeyecek kazanç sağlayamayan 25 bin 206 öğrenci ise Kredi ve Yurtlar Kurumu'na başvurarak borcunun ödeme süresini bir yıl erteletti.
Yüksek öğrenim kredisi nedeniyle toplam 1 milyon 204 bin genç devlete borçlu bulunuyor.
ESNAF'IN YÜZDE 60'I, ÇİFTÇİNİN YÜZDE 65'İ BORÇLU
Türkiye'deki borç dağlarının önemli bir bölümünü de esnaf ve sanatkârlarla çiftçilerin Bağ-Kur'a, işyerlerinin de SSK'ya olan sigorta pirim borçları oluşturuyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, 1 milyon 417 bin bağımsız çalışan ve esnaf-sanatkârın Bağ-Kur'a toplam 23,4 milyar YTL borcu bulunuyor. Bağ-Kur üyesi toplam 734 bin 348 çiftçinin de 6,7 milyar YTL tutarında prim borcuyla karşı karşıya bulunduğu belirlendi. Buna göre, esnaf ve sanatkârın yaklaşık yüzde 60'ı, çiftçilerin de yüzde 65'i Bağ-Kur'a borçlu durumda.
Bağ-Kur borçlusu esnaf, sanatkar ve çiftçi, borçlu olmanın kamçısını en çok borçları nedeniyle sağlık hizmetlerinden yararlanamayarak yiyorlar.
İŞVEREN DE BORÇLU
Özel sektör işverenleri ve bazı kamu kurum ve kuruluşları da çalışanlarının ücretlerinden kestikleri sigorta primleri ile işveren katkılarını zamanında SSK'ya ödemedikleri için borç dağları biriktiriyorlar. Halen 891 bin 390 özel sektör işvereni SSK'ya faizleriyle birlikte 8,2 milyar YTL borçlu gözüküyor.
Kamu kurumları da "borç yiyen yiğitler" listesinde yerini alıyor. 66 kamu iktisadi teşebbüsünün (KİT) 22 milyon YTL, 2 bin 624 belediyenin 2,6 milyar YTL, diğer kamu kuruluşlarının da 72 milyon YTL borcu gözüküyor.
Böylece özel ve kamu sektöründen toplam 898 bin 795 işveren SSK'ya toplam 10,9 milyar YTL borçlu durumda bulunuyor.
"EN BORÇLU YİĞİT" HAZİNE, AYNI ZAMANDA ALACAKLI
İç ve dış borçları nedeniyle Türkiye'nin "en borçlu yiğidi" konumunda bulunan Hazine, öte yandan alacaklı pozisyonda. Hazine'nin çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarından 105,5 milyar YTL'lik alacağı bulunuyor.
Hazineye borçlu olanların arasında 84,4 milyar YTL ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bulunuyor. "Ödenmeyecek bir borç" gözüyle bakılan söz konusu rakam, batık bankaların Türk halkına kalan faturasını da oluşturuyor. Hazine'nin merkezi yönetime bağlı dokuz kuruluştan 351 milyon YTL'lik, yerel yönetimlerden 13 milyar YTL'lik, 12 KİT'ten 5,7 milyar YTL, özel kuruluşlardan 979, finansal kuruluşlardan 932 milyar YTL alacağı bulunuyor.
Hazine'ye en borçlu kuruluşlar içerisinde TMSF'den sonra ikinci Ankara Büyükşehir Belediyesi alıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ASKİ ve EGO'yla birlikte Hazine'ye toplam 4,3 milyar YTL borcu bulunuyor. İzmit Büyükşehir Belediyesi de 3,8 milyar YTL ile Ankara'yı izliyor.
ELEKTRİK VE TELEFON BORÇLULARI
Bu arada Türkiye'deki aileler ve işletmelerin de elektrik, su, telefon gibi nedenlerle de bu hizmetleri sağlayan kuruluşlara önemli ölçüde borcu bulunduğu biliniyor. TEDAŞ'ın verilerine göre, mesken abonelerinin TEDAŞ'a toplam 1,2 milyar YTL, Belediyelerin 2,8 milyar YTL, tarımsal sulama abonelerinin 1,4 milyar YTL, resmi kuruluşların 1,3 milyar YTL, ticarethanelerin 817 milyon YTL elektrik borcu gözüküyor. TEDAŞ'a elektrik borcu bulunanların arasında 49 milyon YTL ile hayır kurumları da bulunuyor.
"Tatlıya bağlayalım" kampanyasıyla alacaklarının bir bölümünü tahsil etmeye çalışan Türk Telekom'un bu kampanya sırasında 2 milyon aboneden 2 milyar YTL alacağı bulunduğu açıklanmıştı. Türkiye'nin en büyük GSM operatörü olan Turkcell'in İMKB'ye gönderdiği bilanço dipnotlarında abonelerinden 512 milyon YTL alacağı olduğu belirtiliyor.
ATO BAŞKANI AYGÜN
ATO Başkanı Sinan Aygün, "Sayın Başbakan Türkiye'nin borçlarından sözederken ‘borç yiğidin kamçısıdır' dedi. Eğer Sayın Başbakan'ın dediği gibi borç yiğidin kamçısıyla Türkiye'de 40 milyon yiğit kamçıya doymuyor" diye konuştu.
Başbakan'ın söylediği atasözünde, borcun, ödeyinceye kadar kamçılanma hissi uyandıran bir duygu olduğundan ve bu durumdan rahatsız olup da borcunu kapatmaya çalışan kişiden bahsedildiğine dikkat çeken Aygün, "Üzerinde yaşadığımız vatan, sözlü kültürle geçmişten geleceğe pek çok tecrübe bırakmış. Borçlanma üzerine de pek çok atasözümüz var. Sayın Başbakan'ın söylediği atasözü borçlanmayı özendirir gibi gözükse de, atasözleri arasında hemen hepsi borçluluğu yeren atasözleridir" dedi.
Aygün, borçluluğu yeren atasözlerine de şu örnekleri verdi:
‘Aç kalmak borçlu olmaktan iyidir', ‘Bayram günü borç ödeyecek olana Ramazan uzun sürmez', ‘Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır', ‘Borçlunun dili kısa gerek', ‘Borçla yaşayanın cenazesi borçla kalkar' ‘El kazanı ile aş kaynamaz', ‘Bugün borç alan yarın emir alır (4. Murad)'
BORÇLANMAK GELECEĞE İPOTEK KOYMAKTIR
Borçlanmanın hem kişiler için hem de devletler için sevinilecek bir durum olmadığını kaydeden Aygün, "İster şahıs olun isterse devlet, borçla yaşayan herkes geleceğine ipotek koymuş demektir. Borçlu kim olursa olsun borcunu ödemek zorundadır. Zaten ödemezse o ünlü atasözündeki kamçıyı da yemiş olacaktır. Borcunuzu ödeyinceye kadar gelirinizin asıl sahibi de siz olmazsınız. Kamçı kimin elindeyse sizin geliriniz de onun cebindedir" dedi.
BORÇLANMAYA KARŞI ATASÖZLERİ
Türkiye'de borçla ilgili atasözleri arasında en bilineni "Borç yiğidin kamçısıdır" olmakla birlikte borçlanmayı, kötüleyen yüzlerce atasözü bulunuyor. Borçlanmayı tasvip etmeyen atasözlerimizden bazıları şöyle:
Aç kalmak borçlu olmaktan iyidir.
Türk markaları, dünya tüketicilerinin tercih ettiği markalar haline geliyor.İşte o markalar.
11 Ocak 2008 Cuma
Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkan Vekili ve Dış Ticaret Başkanı Turan Erdoğan, bu yıl itibariyle yeni bölgelere odaklandıklarını, Hindistan'a ve Asya Ülkelerine ihracatı başlattıklarını bildirdi. Erdoğan, ''Bu bölgelerde büyük potansiyel görüyoruz. Avustralya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa'da önemli artışlar bekliyor ve sonuçlarını da alıyoruz'' dedi.
Dünya elektronik eşya üretiminin yüzde 6'sının, Avrupa elektronik eşya üretiminin yüzde 28'inin, beyaz eşya tarafında ise başlıca ürün olan buzdolabında Avrupa üretiminin yüzde 11'inin Vestel tarafından gerçekleştirildiğini ifade eden Erdoğan, ''Dijital ürünlerde İngiltere'de yüzde 50, AB'de yüzde 20 pazar payına ulaştık. Avrupa TV pazarında yüzde 28 paya sahibiz. CRT TV'de yüzde 40 pazar payıyla Avrupa'da açık ara pazar lideri konumundayız. LCD TV'de ise Avrupa pazarında yüzde 12 payla 4. sıradayız, İngiltere pazarında ise yüzde 20 pazar payına sahibiz. Beyaz eşya tarafında başlıca ürünümüz olan buzdolabında Avrupa pazarındaki payımız yüzde 11'i buldu'' diye konuştu.
Vestel'in 2008'de ihracat şampiyonluğunu korurken, Avrupa LCD TV pazarında 3. sıraya yükselmeyi, 2010 yılında da LCD pazarında 1 numara olmayı hedeflediğini ifade eden Erdoğan, Vestel'in 2007'de toplam 2,7 milyar dolar ihracat gerçekleştireceğini, 2008 yılı ihracat hedefinin ise 2,9 milyar dolar olduğunu, yeni yılda mevcut pazarlara ek olarak Rusya, Doğu Avrupa ve Hindistan ve Asya pazarlarına yönelik çalışmaların artarak devam edeceğini kaydetti.
Yıldız Holding Üst Yöneticisi (CEO) Atilla Kurama, "Godiva, Ülker'in çikolata alanındaki başarısını pekiştirecek. Bu satın alma aynı zamanda bir Türk şirketinin dünya çapında sektöründe lider bir markayı satın alması ile de Türkiye'nin ve Türk şirketlerinin globalleşme anlamında katettikleri yol açısından da büyük önem taşıyor" dedi. Bölgesinde öncü ve lider bir gıda grubu olma vizyonu ile yurt dışı yatırımlarına başlayan Ülker Şirketler Topluluğu, bu vizyonla başladığı Mısır ve Pakistan yatırımlarını 2008 yılının ilk çeyreğinde üretime alınacak aşamaya getirdi.
Topluluk, bu iki ülkedeki tesislerin devreye girmesi ile yurt dışındaki operasyon sayısını 8 ülkeye yaymış olacak.
VİTRA
75'ten fazla ülkeye ihracat yapan Eczacıbaşı Yapı Grubu ise yurt dışında ürünlerini 150'den fazla mağazada ve 2 bini aşkın satış noktasında teşhir ediyor. İrlanda'nın Arklow şehrinde 1998 yılında kurulan ve bugün halen İrlanda'nın tek karo üreticisi konumunda bulunan VitrA Ireland Ltd'nin, pazar payının artmasıyla ortaya çıkan kapasite artırımı ve modernizasyon ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan yeni tesisle birlikte, yatırım değeri 20 milyon dolara, üretim kapasitesi ise 1 milyon 750 bin metrekareye ulaştı.
Grup, 2005 yılı sonunda Alman seramik sektörünün merkezi konumundaki Rheinland Pfalz bölgesinde kurulu Engers Keramik'i satın aldı. 1911'den beri faaliyet gösteren tesis yıllık 2,3 milyon metrekare üretim kapasitesine sahip.
''KÖLN MAĞAZAMIZI 'AMİRAL MAĞAZA' OLARAK DÜZENLİYORUZ''
2007 yılı Mart ayında İstanbul'da imzalanan anlaşma ile birlikte, dünyanın en eski ve bilinen seramik markası Villeroy&Boch Karo Bölümünün tüm üretim ve pazarlama faaliyetleri Eczacıbaşı tarafından yürütülüyor. Villeroy&Boch'un Almanya'da iki ve Fransa'da bir fabrikası bulunuyor.
Eczacıbaşı Yapı Gereçleri sektöründeki toplam ihracatın yüzde 50'sinden fazlasını gerçekleştiriyor. VitrA Almanya'da yüzde 13, Avusturya'da yüzde 10, İngiltere'de yüzde 6, ABD'de ve Fransa'da yüzde 3, İtalya'da yüzde 2, İsrail'de ve İskandinavya'da yüzde 8 ve Yeni Zelanda'da yüzde 10 pazar payına sahip. Eczacıbaşı Yapı Gereçleri Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Halen 5. sırada yer alan Vitra'nın, 2010 yılına kadar Avrupa'nın en büyük 3 seramik firmasından biri olmayı hedeflediğini bildirdi.
Yeni yılda, yurt dışındaki çalışmalarına Mayıs'ta açılacak Köln mağazası ve Moskova'da bu ay açılacak showroomla devam ettireceklerini söyleyen Bayraktar, ''Köln mağazamızı 'amiral mağaza' olarak düzenleniyoruz. Tüm modern tasarımlarımızı sergileyeceğimiz bu iki nokta, 2008'de Avrupa'daki yeni kapılarımız olacak'' dedi.
GOLDAŞ'IN GELECEK 3 YILDA BÜYÜME ALANI AVRUPA VE DOĞUSU
Beş kıtada 48 ülkeye ihracat yapan Goldaş ise gelecek üç yılda büyüme alanını Avrupa ve doğusu olarak belirledi. Goldaş Kuyumculuk Üst Yöneticisi (CEO) Sedat Yalınkaya, perakende sektöründe büyümenin grubun hedefleri arasında yer aldığını, hem yurt içi hem de yurt dışında yeni mağazalar açmayı sürdürdüklerini, Türkiye'nin yanı sıra Rusya, Çin, Almanya, Romanya, Ukrayna ve Çek Cumhuriyeti gibi potansiyeli yüksek pazarlarda bulunmaya özen gösterdiklerini belirtti.
Yalınkaya, "2008 yılında özellikle Çek Cumhuriyeti, Romanya, Almanya ve Ukrayna, büyümeyi hedeflediğimiz pazarlar arasında. Yeni pazarlarla büyümek her zaman gündemimizde ve iş hedeflerimiz arasında yer alıyor" dedi.
''MADENCİLİKLE İLGİLİ ÇALIŞMALARA ÇİN'DE BAŞLAMAYI PLANLIYORUZ''
Goldaş hisselerinin, İMKB'nin yanı sıra Frankfurt ve Berlin Borsaları ile ABD OTC piyasasında işlem gördüğünü söyleyen Yalınkaya, Goldaş'ın, Assortie ve diğer markalarının yurt içi ve yurt dışı operasyonlarına yenilerini ekleyerek, 2007'yi 150 civarında mağazayla kapatmayı hedeflediklerini, 2010 sonunda bin 450 mağazaya ulaşma hedefleri bulunduğunu bildirdi. Yalınkaya, ''Gelecek üç yılda büyüme alanımızı Avrupa ve doğusu olarak belirledik'' dedi.
Bu yıl ihracat yaptığı ülkeler arasına Endonezya, Vietnam ve Sri Lanka'yı da dahil ettiklerini belirten Yalınkaya, ''Grup olarak altının her aşamasında faaliyet gösteren şirketlerimizle üretimde, kıymetli maden ticaretinde ve perakendede önemli bir büyüklüğe ulaştık. Önümüzdeki dönemde Grup olarak, yurt dışında inşaat ve madencilik alanında da büyümeyi hedefliyoruz. Grup çatısı altında bulunan madencilik şirketlerimizin halen Türkiye, Mali ve Ghana'da altın sahaları bulunuyor. 2008'de ise madencilik ile ilgili çalışmalarımıza Çin'de de başlamayı planlıyoruz'' dedi.
MAVİ, 50'DEN FAZLA ÜLKEDE MÜŞTERİLERİYLE BULUŞUYOR
1991 yılında Sait Akarlılar tarafından kurulan ve dünyaya açılmaya blue jeansın anavatanı Amerika'dan başlayan Mavi Jeans de, bugün 50'den fazla ülkede 174'ü Mavi Shop olmak üzere 4 binin üzerinde satış noktasında müşterileriyle buluşuyor. Yurt dışında faaliyet gösteren 4 şirketi bulunan Mavi'nin en büyük pazarı, yüzde 60'lık payla Türkiye.
Yüzde 24'le ikinci büyük pazar olan Kuzey Amerika'yı, yüzde 14 ile Avrupa ve yüzde 2 ile Avustralya pazarı izliyor. Mavi'nin İstanbul, New York, Los Angeles, Vancouver, Montreal, Londra, Frankfurt, Berlin, Münih, Hamburg, Duesseldorf, Kopenhag, Brüksel, Sidney, Paris, Toronto, Milano, Amsterdam, Zürih ve Salzburg şehirlerinde showroomları yer alıyor. 2007 yılında tahminen 47 milyon dolarlık ihracat yapacak olan Mavi, 2008 yılında 58,4 milyon dolarlık ihracat hedefliyor. Mavi, 5 yıl içinde öncelikli pazarlarıyla birlikte Milano, Londra, Barselona gibi dünyanın moda merkezlerinde 40 mağaza açmayı planlıyor.
ARÇELİK, 106 ÜLKEYE İHRACAT YAPIYOR
Arçelik, 5 kıtada toplam 106 ülkeye ihracat yaparken, dünyada yaklaşık 75 milyon hanede ürün ve hizmetlerini tüketicilerle buluşturuyor. Arçelik A.Ş, uluslararası markası Beko ile İngiltere soğutucular pazarında liderliğini sürdürürken, Belçika ve Litvanya fırın pazarınında da birinci sırada yer alıyor.
Türkiye pazarında Arçelik markasının ardından ikinci sırada yer alan Beko, Azerbaycan, Gürcistan ve Irak dayanıklı tüketim sektörünün lider markası konumunda bulunuyor. Sadece Beko ürünlerinin satışa sunulduğu "Beko özel mağazacılık" sistemini, Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri başta olmak üzere global pazarlara ihraç eden Arçelik, Türkiye sınırları dışında Sırbistan'dan Çin'e, Ukrayna'dan Lübnan'a uzanan bir coğrafyada 250'yi bulan Beko özel mağaza sayısını önümüzdeki 3 yıl içinde 30'u aşkın ülkede 500'e çıkarmayı hedefliyor.
Arçelik kendi markasının yanı sıra Beko, Blomberg, Elektra Bregenz, Arctic, Altus, Leisure, Flavel ve Arstil olmak üzere dokuz markasıyla 106 ülkede ürün ve hizmet sunuyor. Kendi alanında pazar liderliğini sürdürerek güçlü markaların üzerinde büyüme stratejisi izleyen Arçelik, uluslararası satış cirosunun yaklaşık yüzde 80'ini markalı satışlarla gerçekleştiriyor.
Uluslararası büyüme stratejisi doğrultusunda, Romanya'da Arctic'i satın alan ve yatırım yapan, Rusya'da buzdolabı, çamaşır makinesi ve televizyon üretim tesisleri bulunan Arçelik, Çin'i de yakından takip ediyor. Çin'de çamaşır makinesi üretim tesisine sahip olan ve ''Changzhou Casa-Shinco Electrical Appliances Co. Ltd'' şirketi hisselerinin yüzde 100'ünü 8 milyon dolar karşılığında satın alarak şirketin ismini ''Beko Electrical Appliances Co. Ltd.'' olarak tescil ettiren Arçelik, bu yatırım ile Çin piyasasında büyümenin yanı sıra Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik bölgeleri için öngördüğü büyüme stratejisine bir ivme kazandırmayı hedefliyor.
Arçelik, 2002 yılında Almanya'daki Blomberg şirketini ve markasını satın aldıktan sonra, yine aynı yıl içinde İngiltere'deki Leisure ve Flavel ile Avusturya'daki Elektra Bregenz şirketini ve markasını bünyesine kattı. Son olarak Avrupa'nın en iyi tanınan köklü markalarından biri olan Grundig'i 2004 yılında İngiliz Alba şirketi ile ortak olarak satın alan Beko Elektronik A.Ş., 18 Aralık 2007'de yüzde 50 Alba hissesini de satın alarak Grundig Multimedia B.V.'nin ve Grundig tüketici elektroniği markasının tamamına sahip oldu. Ana ihracat hedefi konsolide net cirosunun en az yüzde 50'sini yurt dışı satışlardan elde etmek olan Arçelik'te, 2006 sonu itibarıyla yüzde 48 seviyesinde gerçekleşen bu oranın 2007 itibarıyla hedeflenenin üstünde gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.
TOFAŞ'TAN 75 ÜLKEYE İHRACAT...
Tofaş'ın ihracat hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artarak yılın ilk dokuz ayında 100 bin 170 adede ulaşırken, Tofaş tarafından üretilen araçlar 75 ülkeye ihraç ediliyor. Bursa'nın ''her santimetre karesi dolana kadar yeni projeler üretmeyi'' hedefleyen şirketin Türkiye'den ihraç ettiği Doblo, Fiat'ın en başarılı ürünleri arasında yer alıyor.
MiniCargo projesi Tofaş tarihinde kilometre taşı olurken, birden çok marka için üretilmesi bakımından Türk otomotiv sanayinde bir ilk olan MiniCargo'nun fikri mülkiyet hakları Tofaş'a ait. Yılda 165 bin adet üretilecek ve üretim hayatı boyunca 1 milyon adetten fazla üretilmesi planlanan MiniCargo'nun üretiminin yüzde 90'ı ihraç ediliyor. Özellikle 2006-2010 dönemi arasında değişim ve yatırım hamlesi içinde olmayı planlayan ve 2007-2009 arasında toplam yatırımını 870 milyon avro civarına çıkaracak olan, 2007'de de 340 milyon avroluk yatırımı söz konusu olan Tofaş, yeni üretimlerin devreye girmesiyle yüzde 70'den fazlasını ihracatın oluşturduğu, 360 bine çıkacak kapasitesinin tamamını kullanan bir şirket haline gelmeyi hedefliyor.
TEMSA...
Fransa, Avusturya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, İngiltere, İspanya, İtalya, Ürdün ve Dubai'de 11 temsilciliği ve toplam 40 ülkede 43 bayiden oluşan uluslararası bayi ağı bulunan Temsa'nın da, Mısır fabrikasının 2008 yılının ilk yarısında faaliyete başlaması hedefleniyor. Bu yıl Adana tesislerindeki üretiminden toplam bin adet otobüs ve midibüsü ihraç eden Temsa, Avrupa pazarında sahip olduğu pazar payını, yakın gelecekte yüzde 10'a çıkararak Avrupa'nın en büyük bağımsız otobüs ve midibüs üreticisi olmayı hedefliyor.
Otobüs üretiminin yüzde 75'inden fazlasını ihraç eden, ihracatının ise yüzde 85'i Avrupa ülkelerini kapsayan Temsa'nın Avrupa'ya ihracatının yüzde 50'sini Fransa, yüzde 25'ini Almanya ve yüzde 15'ini İtalya oluşturuyor. Temsa, Avrupa'da en güçlü olduğu pazar olan Fransa otobüs pazarında ikinci sırada yer alıyor. Diamond, Safari, Tourmalin, Metropol, Opalin ve Prestij adlı otobüs ve midibüslerini dünyanın 40'ı aşkın ülkesine ihraç eden Temsa'nın, Mısır'daki tesisin üretime başlamasıyla Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin de artan talebini karşılaması planlanıyor. Temsa, 2007 yılını 185 milyon dolar ihracat rakamı ile kapatmayı öngörürken, 2008 yılında 200 milyon dolar ihracat hedefliyor. -
ŞAHİNLER'İN ÜRÜNLERİNİ 50 MİLYONUN ÜZERİNDE İNSAN GİYİYOR
Yurt dışındaki tesislerinde Diesel, Zara, H & M, Mark's & Spencer, Nautica, Lee, Wrangler, Sara Lee, Disney, Tiffany, Puma, Fila, Tesco, WF Group, Brand Alliance, Express, GAP, Garry Weber, Marc'o Polo, More&More, Tommy Hilfiger, Macy's, Aeropostale gibi dünyaca ünlü yaklaşık 30 markanın üretimini gerçekleştiren Şahinler Holdingin Bulgaristan, Ürdün ve Mısır'da üretim tesisleri, aynı zamanda Çin, Hindistan ve Bangladeş'te de birer tedarik ofisi bulunuyor. Almanya, Avusturya, Slovenya, Hollanda, İsviçre, Fransa ve Amerika'da şirketleri olan Şahinler Holdingin ürünlerini, her yıl dünyada 50 milyonun üzerinde insan giyiyor.
Almanya, Avusturya, İsviçre, Slovenya ve Çek Cumhuriyetindeki 300 mağazasıyla müşterilerine ulaşan Adessa'nın, 2008 yılında mevcut ülkelerde yeni mağazalarının açılması planlanıyor. 2008 yılında Baltık Cumhuriyeti, Romanya, Bulgaristan, Polonya, Hırvatistan, Slovakya, Macaristan ve eski Doğu Bloğu ülkelerinde de yeni mağazalar açılması hedefleniyor. Şahinler Holding, Ürdün ve Mısır'da üretim yaparken Tayvan, Pakistan, Romanya ve Fransa'dan kumaş, Pakistan, Hindistan ve Mısır'dan iplik, İsrail'den paketleme ve aksesuar malzemeleri, Hindistan ve Kore'den boya, Çin'den kumaş, aksesuar ve tekstilde kullanılan muhtelif malzemeler satın alıyor.
Bu yıl sonu itibarıyla gerçekleştirdiği ihracat tutarı 250 milyon dolar olan Şahinler Holding, 2008 yılında 100 milyon dolar civarında yatırım gerçekleştirmeyi planlıyor.
TURKCELL GRUBUNUN 45 MİLYON ORANSAL ABONESİ BULUNUYOR
Türkiye dışında Ukrayna, KKTC, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova olmak üzere toplam 6 ülkede faaliyet gösteren Turkcell ise, Kazakistan, Azerbaycan, Moldova ve Gürcistan'daki GSM faaliyetlerine Fintur aracılığı ile iştirak ediyor.
Ukrayna'da life markasıyla faaliyet gösteren Astelit, 30 Eylül 2007 itibarıyla 7,6 milyon abonesiyle yüzde 14 pazar payına sahip iken, Turkcell'in Fintur aracılığıyla sahip olduğu Kazakistan'daki iştiraki Kcell ve Azerbaycan'daki Azercell, pazarlarında lider operatörler olarak, Gürcistan'daki Geocell ve Moldova'daki Moldcell ise ikinci en yüksek pazar payına sahip operatörler olarak faaliyet gösteriyor.
Turkcell, 2008'de yeni yurt dışı yatırımlar yapmayı planlıyor. Ukrayna ve KKTC'de doğrudan, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova'da Fintur aracılığıyla yatırımları bulunan Turkcell, Ukrayna'daki iştiraki Astelit'in yüzde 55'ine, Fintur'un ise yüzde 41,45'ine sahip.
