Savaşa dönük bedensel eylemlerden türeyen sporun bugün hem bedeni hem ruhu güçlendirip uzun yaşamın sırrını saklaması ne tuhaf bir çelişki... İnsanları bir anlamda böyle hayata bağlayan spor, son dönemde şirketlerin çalışanlarıyla bağını güçlendiren en kuvvetli dal, en tercih edilir alan oldu. Zira şirketleri adına takım kurup çeşitli müsabakalara katılanlar gösterdi ki, spor aktiviteleri çalışanlar arasındaki iletişimi güçlendirip ekip ruhunu geliştirirken çalışılan yere bağlılığı, sadakati de artırıyor.
Vodafone Türkiye İK ve İdari İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Rengin Onay, bu görüşe katılan yöneticilerden biri. İnsanların zamanlarının büyük bölümünü kapalı ofis ortamlarında geçirdiklerine işaret eden Onay, “Firmaların çalışanlarına kültür, sanat, spor gibi alanlarda faaliyet imkânı tanıması iş ortamını daha çekici hâle getirirken çalışanların performansını artırıyor. Vodafone Türkiye olarak takım çalışmalarının mesai saatleri içindeki hiyerarşileri ortadan kaldırma ve paylaşımı artırma açısından önemli fırsatlar olduğunu düşünüyoruz. Takım çalışmaları sayesinde çalışanların mesai saatleri içindeki iletişimlerinde ve sorunları çözme kapasitelerinde de gelişim gözlediğimizi söyleyebiliriz” diyor.
Basketbol, voleybol, masa tenisi, futbol, bowling, karting ve yelken dallarında profesyonel bir şekilde yönetilen 7 kurumsal spor takımı olan Turkcell’in İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Selen Kocabaş da bu tür uygulamaların çalışanlar arasındaki iletişime büyük katkısı olduğuna inanıyor. “Genel müdürümüz de, iş hayatına ilk kez Turkcell’de başlayan çok yeni bir çalışma arkadaşımız da aynı takımda, aynı amaç için ter döküyor. Spor takımlarının yaşattığı ruhu ve sağladığı kaynaşmayı başka araçlarla yakalamak çok zor” diyen Kocabaş’a göre takım çalışmalarına destek veren şirketlerin sayısı giderek artacak.
‘HAYATIN TÜMÜNDEN KEYİF ALIN’
Unilever Türkiye, Orta Asya, Kafkasya ve İran İnsan Kaynaklarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Cem Tarık Yüksel ise çalışanların iş-yaşam gibi bir ayrımdan ziyade bütün olarak görmeleri gereken hayatlarının tümünden keyif almalarını sağlamanın önemli olduğuna inandıklarını belirtiyor. Yüksel, “Ekipler hep birlikte uyum içinde mücadele ederek başarılı sonuçlara ulaşıyor ve bu başarıyı birlikte kutlayarak iyi bir takım olmanın önemini iş dışı bir ortamda yaşayarak farklı bir bakış açısı geliştiriyor. Bu takımın bir parçası olan çalışanlarımızın yanı sıra takıma destek olan çalışanlarımız da ortak başarı için, ortak çabaya ihtiyaç olduğunu içselleştirme fırsatı buluyor” diyor.
Koç Allianz Değişim Yönetimi Müdürü Gökçen Dervişoğlu da “Hem bu takımlarda oynayan hem de maçlara onları desteklemeye giden çalışanlarımız şirketimize karşı kendilerini daha fazla ait hissediyor. Ayrıca şirket takımlarının karşı karşıya geldiği spor müsabakalarının düzenlenmesi, hem şirket içindeki takım ruhu ve rekabet gücünü tetikliyor hem de sektörden insanların bir arada vakit geçirmesini, iletişim ağları oluşturmasını sağlıyor” diye konuşuyor.
Güneş Sigorta İK Müdürü Gürkan Emecan‘a göre ise son dönemde birçok kurumsal şirket bu tür etkinliklerin yararlarını daha iyi kavradı. Emecan, “Bu tür etkinlikler, şirket içi faydalarının yanı sıra yoğun rekabetin yaşandığı iş dünyasında, hem şirketlerin reklam ve tanıtımlarına olumlu etkilerde bulunuyor hem de farklı şirket çalışanlarını sportif amaçlarla bir araya getirerek kaynaşmalarını sağlıyor” diyor.
Bu tür takımların iletişimin ve dostluğun pekişmesinde çok önemli bir rol oynadığına inanan Türk Henkel İK ve Kurumsal İletişim Direktörü Mutlu Türpan da sporun iş hayatının geneline olumlu yansıyacağı görüşünde: “Çalışanların çalıştıkları kuruma ve çalışma arkadaşlarına duyduğu bağlılık ve sevginin işlerindeki başarıyı çok etkilediğini düşünüyorum. Aynı ofiste çalışanların ortak ilgi alanlarını paylaştığı ve her gün işlerine güler yüzle gittiği bir ortam, iş dünyasının genelini de olumlu etkileyecek; sosyal aktiviteler ve spor alışkanlığıyla iş hayatında da verimlilik ve zindelik kuşkusuz artacaktır.”
Spor ; Hiyerarşi veVerimlilik
4 Eylül 2008 Perşembe
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 9/04/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK 10 FİKİR
26 Nisan 2008 Cumartesi
TIME dergisi, 21’inci yüzyılda dünyayı değiştirebilecek olayları madde madde yazdı. Eğer bunlar hayata geçirilirse, acımasızca kirlettiğimiz dünya bize yeniden kucak açabilir.
1-Ülkeler dünyanın sorunlarını çözmek için işbirliği yapacak. Bunun için 3 hedef var; çevreyi korumak, doğum oranını azaltmak, yoksulluğu bitirmek.
2-Tüketici kendi kendine hizmet edecek. Örneğin, doktora gitmek yerine ekranda ağrıyan yerimizi işaretleyip gerekli tedaviyi öğrenebileceğiz. Garson kullanmak yerine, ekrandan sipariş verebileceğiz.
3-Filmlerde oyuncular yerine konu önem kazanacak. Artık filmlerin başarısını Brad Pitt ve George Clooney gibi ünlü isimler değil, filmin konusu belirleyecek. Örneğin, animasyon filmler.
4-Eski teröristler topluma kazandırılacak, bunların terörü çözüm için çalışmaları sağlanacak.
5-Küresel ısınmayı için uçuk alternatifler tartışılacak. Dev aynalar kullanarak güneş ışınlarını geri yansıtmak, okyanusları demir bakımından zenginleştirerek daha çok karbondioksit emilimi sağlamak gibi.
6-Hayat yaşlılar için düzenlenecek. Yaşlılar bir yük olarak görülmeyecek, üretim ve ticaret 50 yaş ve üzerindekilere hitap edecek.
7-Doğal kaynakları zengin olan fakir ülkeler zenginleşecek. İstikrarlı para politikaları, serbest ticaret, verimli yatırım sayesinde kaynaklar daha iyi yönetilecek.
8-Kadınlara eğitim ve ekonomik fırsatlar sağlanacak. Yoksul ülkelerde kadınların üretime katılması için mikrokredi uygulaması başlatılacak.
9-Spor dünyayı şekillendirecek. En sıkı takip edilen programlar listesinde spor ve haber programları birinci sıraya oturuyor. Dünyada barışı sağlayabileceğine bile inanılan sporun küreselleşme ve kaynak yaratmada da işe yarayacağı düşünülüyor.
10-Bilim hayatın her alanında hüküm sürecek. Örneğin yemek yapmak gibi basit işler bile bir bilim dalı haline gelecek. Hangi yiyeceğin, hangi ısıda ne kadar pişirilmesi gerektiği gelişen yemek pişirme aletleri teknolojisi ve bilim sayesinde kesin olarak belirlenecek.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 4/26/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Yeşil’ şirketler, çalışanlarını ne kadar bilinçlendiriyor?
14 Nisan 2008 Pazartesi
Birçok firma yıllardır çevreci söylemlerde bulunur durur. Sanırsınız özünde herkes ‘yeşil’. Bütün vizyon-misyon listelerinin baş tacı ‘çevreye duyarlılık’. Sanki listede olmazsa gönül koyacakmış gibi. Eko-yaşam dergisi ‘Plenty’nin kurucusu Mark Spellun’un da dediği gibi, çoğu firma, bir ‘Yeşilyıkama’ (greenwashing- beyin yıkamadan devşirilme) içinde.Hak etmedikleri bir ‘yeşil’ yıldızı almak için çabalayıp duruyorlar. Ama ‘çevrecilik’ anlayışının yükselişe geçtiği günden beri, gerçek anlamda meseleye duyarlılık gösterenler ve çözüm arayışı içine girenler hep çok az sayıda oldu. Çevreci ‘imiş’ gibi yapanlara da kesilen bir fatura yoktu işin doğrusu. Fakat gelin görün ki, yaşadığımız dünya felaketlere açık bir yer.
İşte bu nedenlerle, McDonald’s 15 yıl önce paket malzemelerini azaltarak başladığı çevreciliğine, yakın geçmişte, yürüttüğü yeşil çalışmaları hakkında teknolojik yollarla bilgilendirme çalışmalarını ekledi; firma web sitesinde çevre hakkında bloglar kurdu ve podcast kullanıyor. Starbucks, “Gelecek gençlerindir” diyerek, onlara ulaşabilmenin en ideal yolu olan sanal ortamda ‘yeşil’ temalı bir online oyun dizayn etti. Hilton otelleri, otelini daha yeşil yapan yöneticiye daha fazla performans primi veriyor
Türkiye, Amerika’yla birlikte Kyoto Protokolü’nü imzalamayan ülkelerden. ABD’nin yıllık karbon emisyonu 5.5 milyar ton. ABD, böylece tüm dünyadaki emisyonun yaklaşık yüzde 24’ünü tek başına gerçekleştirmeyi başarıyor. Türkiye ise sera gazları salımlarını en hızlı arttıran ülke gibi gözüküyor. Ülkemiz daha küresel ısınma için sorumluyu arama aşamasına gelmedi, ama Amerika’da dava görüleli çok oldu. MindClick Grup tarafından yapılan son araştırmaya göre, Amerikan halkının yüzde 60’ından fazlası, küresel ısınmadan ‘hükümet’i ve ‘büyük firmalar’ı sorumlu tutuyor. Bush, petrole bağımlılığı azaltmak istese de, Kyoto Protokolü kapsamında gerekli olan mecburi gaz emisyonu kesintilerine, ekonomiye zarar vereceği için karşı çıkıyor. Halk da buna tepki gösteriyor. Her ne kadar küresel ısınma, yeni başkan adaylarının kampanyalarının önemli bir maddesi olmayı başarmış olsa da, artık hizmet dönemi tamamlanmak üzere olan Bush hükümeti halen olumlu algılanacak bir girişimi başlatmış değil.
Diğer taraftan, hükümete yeğ tutulsalar da, firmalar da meseleyi tam anlamıyla ele almakta zayıf kalıyor. Kendileri ‘yeşil yeşil’ baka dursun, yaptıkları pek de yeşil durmuyor. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Climate Counts, geçtiğimiz aylarda önemli büyük firmaları ‘küresel ısınmaya karşı gösterdikleri çaba’ya göre grupladı. Bunu yaparken, karbon emisyonlarını ölçümlemeleri, iklime olumsuz katkılarını azaltmak için çabaları, küresel ısınmayla ilgili kanunlara verdikleri destek gibi, 22 ayrı kriter gözetmişler. Yapılan hesaplama sonucu, sekiz ayrı sektörden 56 firmaya, 0 ila 100 arasında bir puan veren firma, Canon firmasını 77 puanla birinci sıraya oturtmuş. Takiben Nike (73 puan), Unilever (71 puan) ve IBM (70 puan) geliyor.
Ancak acı olan, 70 puanın üzerinde bir puanı sadece bu dört firmanın alabilmiş olması. Arkalarından gelen firmaların skorları ciddi bir şekilde düşüyor. Medya sektörünün lideri NBC’nin sahibi General Electric 61 puan alırken, News Corp. 57 puan alarak ikinci sıraya oturabilmiş. Procter & Gamble 53, SAB Miller (bira) 48 puan alabilmiş. Yoğun aktiviteler yürüten Starbucks 46, Yahoo ise 36 puanda kalmış. Belki niyet iyi ama sonuç yok. Dünya devlerinin bile daha alacağı çok yol var gibi.
Kurumların küresel ısınmayla savaşa katkıda izleyebilecekleri bir diğer önemli yol da, personellerinin meseleye karşı farkındalıklarını artırmaları ve bireysel bazda yapabilecekleri konusunda bilinçlendirmeleri.
Gelişmiş ülkelerdeki firmalar bu konuda, düzenledikleri özel eğitim programlarıyla, epey yol almış gözüküyor. Peki ya Türkiye’deki kurumlar? İşte bunu anlayabilmek için bu hafta İnsankaynaklari.com’la anketimizi bu konuya ayırdık. Ancak sonuçlara geçmeden önce ufak bir ek bilgi. Biliyorsunuz, ülkemizde ‘bilişsel öğrenim’ açısından en etkin kanal, ne okul, ne aile, ne kitaplar, acı ama gerçek ‘medya’, ağırlıklı olarak da ‘görsel medya’. MTM firması da, sanıyorum bu gerçekten hareketlenerek, şubat ayında ulusal ve yerel olmak üzere 1600 adet gazete, dergi, TV kanalı ve internet haber sitesinde yayımlanan ‘küresel ısınma’ haberlerini tek tek inceleyerek rapor haline getirmiş.
Rapora göre konu, ocak ayında aynı mecralarda 1.739 kez haber olurken, şubat ayında bir önceki aya oranla yaklaşık üç kat artış göstermiş. İşte bu güzel, demek ki medyamız üstüne düşeni yapmaya kararlı. Peki şirketler bu konuda üzerine düşeni yapıyor mu? Görünen o ki daha değil.
Anketimize cevap veren çalışanların sadece yüzde 7’si, kurum olarak ‘küresel ısınma’ konusunda eğitim aldıklarını söylemiş. Yüzde 67, firmasında bu konuya yönelik bir bilgilendirme almadığını söylemiş, ancak bu kişilerin yarıdan fazlası, kendi bildikleriyle (muhtemelen medya üzerinden) bir şekilde meseleye duyarlı davranmaya çalıştıklarını da ifade etmiş.
Firmalara, özellikle de kurumlar nüfusunun yüzde 99’unu oluşturan KOBİ’lere, reklam spotu tadında bir not: Kurumunuz, belki atmosfere zararlı gazlar salmıyor olabilir ama bilinçsiz bireyleri topluma salmak da önemli bir tehlike. Gelin ‘sözde’ değil, ‘özde’ yeşil olun, geleceğimizi kurtarmada sizin de payınız olsun.
Evet, bu konuda bir eğitim aldık, yapılması gerekenleri uyguluyoruz.
Yüzde 5,90
Evet, bu konuda bir eğitim aldık ancak uygulamaya geçilmedi.
Yüzde 1,34
Bir eğitim olmadı, ama bildiğimiz kadarıyla özenli davranmaya çalışıyoruz.
Yüzde 36,40
Hayır, hiç bilgilendirilmedik.
Yüzde 36,52
Küresel ısınma mı, o ne?
Yüzde 25,84
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 4/14/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Lider Olmanın 5 SIRRI
5 Nisan 2008 Cumartesi
Son yılların en çok konuşulan konularından biri de liderlik... Yöneticilerin iyi birer lidere dönüşebilmesi için piyasada sayısız kitap ve makale var. Yazılı yayınlar dışında, bu konuda eğitim veren kuruluşların da sayısı arttı. Peki, eğitim almanın dışında, liderlik özelliklerine sahip olmak için neler yapılabilir? www.management.about.com’dan derlediğimiz konu başlıkları birkaç ipucu veriyor.
Önceliklerinizi belirleyin
Zaman yönetimi dersleri, strateji kitapları ve yönetici guruları sürekli zamanın önemini vurgular. Evet, zaman önemlidir. Hangi konuda ne kadar zaman harcayacağınız, liderlik özelliklerinizi belirlemenizde önemli rol oynar. Çünkü yöneticinin anlamı, her şeyin zamanlama ile sürdürüldüğünü bilmektir. Ama yine de zamanlama hesabı yaparken, iş enerjinizin dağılımı, insanlarla ilişki ve finansal konuları ayrı ayrı düşünerek zaman dağılımınızı yapın. Ayrıca yazılı ve söze dayalı iletişimi de unutmayın. İletişim teknikleri hafızada en iyi yer eden ipuçlarını verir ve bir olay karşısında bu ipuçlarını düşünerek kararımızı veririz. Bunun dışında, günlük iletişim kurduğunuz insanlarla nasıl ilişkileriniz kurduğunuza da dikkatlice düşünebilirsiniz. Sihirli kelime organize olmak. Gününüzü, iletişiminizi, iş yapınızı ve ödül sisteminizi düşünerek organize ederek hareket etmeye başlayabilirsiniz.
İyi yaptığınız işin peşini bırakmayın
Bir insan her işi iyi yapamaz. Her insanın yetenekli olduğu bazı özellikler vardır. Liderliğinizin gelişmesi için teknik anlamda bu özelliklerinizin üzerine gidin. Kendinizi eğitmek, gelişiminizi kendi kendinize de takip etmek için en iyi yol budur. Başarı ve ödül anlamında da gelişimizin sürekliliği sizi farklı kılar. Bunun için neleri iyi yaptığınızı düşünün ve kendinizi geliştirirken çevrenizdekilerle paylaşın. Bunda utanılacak bir şey yok. Belirli alanlarda kendinizi geliştirmek topluluk içinde de sivrilmeniz, farklı algılanmanız anlamına gelecektir.
Kendinizi cezalandırmaktan kaçınmayın
Yöneticiler nasıl çalışanlarına karşı ödül-ceza uygulamasını yapıyorsa, kendilerine karşı da aynı şekilde davranabilirler. Ödüllendirme ile cezalandırıcı kurallar koyma, insanları dış etkenlere karşı daha dayanıklı kılar. Karşılaşılan olaylara nasıl tepki verilmesi gerektiğini gösterir. Bu yüzden, yaşanan olumsuzları sadece olumsuz davranışların sonuçları olarak algılamayın. Mark Twain’in dediği gibi, “Bir kedi ancak bir kere sıcak sobanın üstüne oturur, ikinci kez oturmaz. Üstüne üstlük soğuk sobaya da bir daha yaklaşmaz.” Her negatif olay aynanın karşısında başka bir özelliğimizin yüzümüze çarpmasını sağlar. Bu kimi zaman canımızı yaksa da, sonuçta bir şeylerin daha iyi öğrenmemizle sonuçlanır. İyi bir lider, özellikle kendi zaaf ve zayıf yönlerini tamir ederek kendi yolunu çizer.
Küçük jestler büyük sonuçlar doğurur
Hiç farkında olmadan hayatımıza giren bazı nesneler kafamızda bir şekilde yer eder. Yıllar önce katıldığımız bir iş organizasyonu ya da aktivitede hediye edilen bir biblo, şapka ya da tişört, bugün bile güzel şeyleri hatırlamamızı sağlar. Bunun nedeni o anda yaşadıklarımızın zihnimizde bıraktığı izlerdir. Bu anlamda biz de çalışanlarımıza, iş yaptığımız kişilere benzeri küçük jestlerde bulunabiliriz. Bir organizasyon başarı ile tamamlandığında küçük birer hediye vererek çalışanlarımızı, iş ortaklarımızı mutlu edebilir, bir şekilde ödüllendirebiliriz.
Çalışanlarınızla övünmesini bilin
Çalışanlar, kendilerini onore eden yöneticilerle çalışmayı ister. Bu sayede motivasyonun arttığını, işe daha şevkle geldiğini söyler. Bu durumu bilin ve insanların başarılarıyla övünmekten kaçınmayın. Kendinize ait bir projenizin başarıyla tamamlanmasında görev alan insanları, diğer gruplardaki insanların yanında ön plana çıkarabilir, bu şekilde diğer insanların da öğrenmesini sağlayabilirsiniz. Kendinden emin ve liderlik özelliğindeki insanların temel özelliği komplekslerinden arınmış, başarılı olan insanlardan övgüyle bahseden insan olmalarıdır.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 4/05/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Beden Dilinin Çalışanlar Üzerindeki Etkisi : Motivasyon
RENKLERİN ÖNEMİ
Mimik ve jestler kadar kullanılan kılık kıyafetin ve aksesuarların da karşı tarafa verdiğiniz mesajlarda çok etkisi var. Örneğin beyaz hijyeni çağrıştırır, titiz ve bakımlı, dürüst bir kişilik olduğunuz mesajını verir; siyahın iş hayatındaki algısı çok ciddidir. Kırmızı yüksek özgüven, neşe ve saldırganlık mesajı verir, gergin olduğunuz anlarda giymeyin, ama örneğin bir fikri ısrarla savunmak niyetindeyseniz kırmızı giymenizde yarar var, sizi enerjik ve ısrarlı gösterecektir. Sarı neşeli, ilgili, yaratıcı mizaca yönelik mesajlar verir. Rahatlatıcı etkisi nedeniyle mavi, satış ve pazarlama dünyasında ikna edici özellik olarak kaşımıza çıkıyor. Fakat rahatlama sağlarken yaratıcılık yönü de etkinliğini kaybeder. Yaratıcı işlere imza atacak kişilerin çok tercih etmemesi gereken bir renktir ama iş dünyasında da bir çok kurum, logosunda güç, derinlik ve köklülük maksadıyla maviyi kullanır. Yeşil bereketin, huzurun ve doğanın rengidir. Uyum ve güven verici bir etkisi olduğundan birçok banka bu rengi tercih etmiştir. Turuncu canlılık, yeniden doğum, enerji ve sevecenliği çağrıştırır. Bu tarz giyinen kişilerin dışa dönük, eğlence düşkünü ve konuşkan oldukları düşünülür. Mor ise psikolojik olarak intihar, hezeyan, mutsuzluk duyguları verse de asil ve görkemli bir renk olarak da algılanır.
ATATÜRK Beden dilini en başarılı kullanan siyasi lider Atatürk. Sadece beden dili değil, sözsüz iletişim unsurları da en iddialı olan lider. Son derece şık, bakışları kararlı, duruşu karizmatik, yürüyüşü özgüven dolu. Kılık kıyafetleri üzerine tam oturmuş, aksesuarları, şapkası, köstekli saati, sigaralığı, bastonu son derece doğru ve birbiriyle uyumlu seçilmiş.
TURGUT ÖZAL Her ortamın adamı olabiliyordu. Şortuyla vatandaş, takım elbisesiyle lider olabilen ender bir politikacıydı. Aksesuar olarak kalemi adeta bir orkestra şefi gibi kullanıyordu. İki elini havada birleştirerek verdiği kendine has selamı ise partinin ve vatandaşların sembolü oldu.
SÜLEYMAN DEMİREL Mimik ve jestlerini başarıyla kullanan bir diğer lider politikacı da Süleyman Demirel. İlerlemiş yaşına rağmen hala mimik ve jestlerini başarıyla kullanıyor. Aksesuar olarak şapkası ve selamlaması çok etkili ve akılda kalıcı. Diğer taraftan gözlüğünü de aksesuar olarak başarıyla kullanıyor.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN Belediye başkanı olduğu dönemde ve siyasi yaşamının ilk dönemlerinde beden dilini çok etkin kullanamıyordu. Zamanla kendini çok geliştirdi. Mimik ve jestlerinin önemini bilerek hareket ediyor. Sözsüz iletişimin önemini biliyor. Seçim dönemlerinde meydanlarda beden dili şovu vardı. Kendine özgü bir selamlaması var. Sağ elini yüreğine götürerek selamı karşılıyor. Elleri hep kucaklar tarzda açık. Yüzünde gerginlik çok fazla görülmüyor ama yorgunluk görülüyor. Buna karşın duygularını kontrol edemeyişi, duygusal tepkiler verişi Recep Tayyip Erdoğan’ın eksi tarafı. Aksesuar olarak yurt dışı gezilerinde kırmızı kravat, beyaz gömlek ve ceketindeki bayrak rozeti bulundurması da çok uyumlu. İletişim sırasında dokunmayı da sıklıkla ve başarıyla kullanıyor.
DENİZ BAYKAL Gülmenin en fazla yakışacağı siyasi lider olmasına karşın, en sert mimik ve jestleri olan lider de yine kendisi. Jestlerinde ve mimiklerinde hep bir kızgınlık, öfke var. Kimi zaman ellerini kemer hizasında vücudunun yanlarında birleştirip saldırıya hazır hale geliyor. Kimi zaman sağ eliyle tehditkar bir işaret kullanıyor (İşaret parmağı ileri doğru uzanmış, baş parmağı kalkmış, diğer parmakları kapalı. Tıpkı silah işareti gibi). Bazen sağ elinin işaret parmağını sağ şakağına dayayarak, "akıl var mantık var" der gibi ders verir tarza giriyor. Bütün bunları yaparken halka empati yapmayı aradan kaçırıyor. Halk kızgın, tepkili bir lider değil, onları çözümleriyle beraber kucaklayacak, güven verecek bir lider ister. Oysa sözlü ve sözsüz iletişime bunlar hiç yansımıyor.
DEVLET BAHÇELİ Mimik ve jestleri en durgun olan siyasi liderlerden biri. Açık bir iletişim kurmuyor. Genelde bir eli masaya, platforma dayalı olarak konuşuyor, en hareketli anında sağ elini açarak konuşuyor. Masa düzeninde konuşurken genelde parmakları iç içe geçmiş sıkıntılı, gergin bekleyiş halini ortaya koyuyor. Bir çok konuşmada ise avuçlarıyla başını, çenesini destekleyerek konudan uzaklaşmak istememecesine, ilgisini toparlamaya, ayık tutmaya çalışıyor. Gülmesi güven verecek ama bir türlü gülmeyen bir lider.
BÜLENT ARINÇ Mimik ve jestleri genelde çok çelişkili. Yüzü gülerken, içi kızgınlık içinde gibi bir hali var. Yüzünde gülümseme, parmaklarında, ellerinde hep gerginlik var.
SAKIP SABANCI Gerek mimik ve gerek jestleriyle son derece uyumlu, sempatik bir beden dili kullanımı vardı. Ortamın gereği gibi davranma konusunda bir uzmandı. Vatandaş patrondu. Konuşması mutlaka izleyicileri çeker ve kendisini ilgiyle dinletecek kadar etkiliydi. Ellerini açık kullanır, duygularını mutlaka yüzüne yansıtırdı. Kendiyle barışık bir yönetici, bir işadamıydı.
RAHMİ KOÇ Kıyafet ve aksesuar kullanımı konusunda başarılı bir işadamı. Hatta bir ekol demek daha doğru olur. Şapkaları, atkıları, saati, cep mendilleri, yakasına taktığı çiçek figürleri, kaliteli ayakkabıları ile örnek bir işadamı. Mimiklerini jestlerine oranla daha fazla kullanıyor. Karizmatik bir duruşu var.
GÜLER SABANCI Karizmatik bir lider. Sakıp Sabancı’nın genlerindeki mirası almış. Katılımcı ve takım lideri görüntüsünü hep veriyor. Mimiklerini ve jestlerini başarıyla kullanıyor. Konuşma yaptığı platformu dolduran bir stilde konuşuyor. Mimik ve jest olarak sözlü iletişimle uyum içinde konuşuyor. Deneyimi, entelektüel donanımını rahatlıkla görebiliyorsunuz. Gücünün farkında olan ve bundan da gurur duyduğu belli olan bir yönetici.
Sunum yaparken neyi anlattığınız değil, nasıl anlattığınızla önemlidir. Konuyu anlatan kişi olarak sizin animasyon yeteneğiniz ve anlatış tarzınız konuyu zevkli ve ilginç kılar. Özellikle sunum uzun ve konu da sıkıcıysa konuşmacıya çok iş düşer. Sunumdaki başarı her şeyden önce o sunuma çok iyi hazırlanmaktan geçer. Konunuzu iyi çalışın, sunum öncesinde ayna karşısında sunumuzu yapın; sunumunuzu konunuzdan hiç anlamayan birine yapın. Eğer o alakasız kişi sunumunuzu anlarsa herkes anlayacaktır. Sunuma katılacakların beklentilerini önceden öğrenmeye çalışın, bu sizin karşınızdaki insanların havasını yakalamanızı sağlar. Sunum alanınızı önceden görün ve katılımcılar oturur şekilde sizi dinleyeceklerse masa düzeni olarak U düzenini tercih edin. Bu masa düzeni tüm katılımcılarla eşit kontak kurmanıza imkan verir. Katılımcıların sandalyelerinin kollarının olmasına özen gösterin, aksi halde ellerini birbirine dolayan katılımcılar bir süre sonra beyinlerinden aldığı "hadi bakalım uyku vakti" mesajıyla uykuya dalacaktır. Sunumunuza sempatik sözlerle ve hatta espri ile başlayın ama abartmayın. Söyleyeceğiniz her şey aslında savunacağınız yani arkasında durmanız gereken sözler olacağından aklınıza gelen her şeyi söylemeyin. İki düşünün bir söyleyin. Planlanmış bir sunumun başlangıç ve bitişi arasında espri bağı kurmak her zaman size puan kazandırır. Konuya başlarken soru dengesini önceden vurgulayın aksi taktirde sorular karşısında asıl anlatmanız gerekeni anlatamayabilirsiniz. Konuyu anlatırken asla bir noktaya çivilenmişsiniz gibi durmayın. Adeta dans eder gibi ritmik bir şekilde bir iki adım ileri ve sağa sola yürüyün. Anlatımınız sırasında herkesin gözüne eşit bakın, tam tersini yaparsanız adeta sunumu bir kişiye ya da hiç kimseye yapıyor mesajı verirsiniz. Anlatım sırasında bir yerlere dayanmamanız tavsiye edilir. Çünkü bu şekilde davranmanız sizin konuya hakim olmayan, bir dayanağa ihtiyacı olan insan görüntüsü çizmenizi sağlar. Elinizi kendini toptan sakınan futbolcular gibi kemer hizanızda düğüm yapmayınız, bu gelecek sorulara ve tavırlara karşı engel oluşturduğunuz mesajını verir. Konuyu anlatırken parmaklarını tehdit eder şekilde kullanmayın, bilinçaltına yanlış mesajlar gönderirsiniz. Anlatımlarınız sırasında istatistik verilerden veya uzman görüşlerinden yararlanın bu konunuzu güçlü kılar. İtirazları azaltır.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 4/05/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Ofiste Panik Atak
31 Mart 2008 Pazartesi
Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Semra Kaya Baripoğlu hastalıkla ilgili bilgi verdi. Panik atak görünür bir neden yokken, aniden başlıyor ve genellikle hızlı bir şekilde, 10 dakika veya daha kısa bir sürede en şiddetli noktaya ulaşıyor. Yaklaşık 15-20 dakika sürüp sona eriyor. Ancak bazen yalnızca 1-2 dakika, bazen de bir saatten daha uzun olabiliyor.
Panik ataklı ne hissederAtak sırasında kişi şu duygulara kapılır: “Eyvah kalp krizi geçiriyorum”, “Kalbim ağzımdan çıkacak”, “Boğuluyorum”, “Nefesim kesiliyor”, “Göğsümü bir yumruk tıkadı”, “Dengemi kaybediyorum”, “Bayılacağım”, “Beyin kanaması geçiriyorum”, “Yer ayağımın altından kayıyor”, “Aklımı kaçırıyorum”, “Çıldırıyorum”, “Kontrolümü kaybediyorum”, “Yüz felci geçiriyorum”, “Kollarım benim değil gibi”, “Bacaklarım kopmuş gibi”, “Dizlerimin bağı çözüldü ”, “Tüm vücudum yanıyor, biber sürülmüş gibi”…
Hastalar kalp krizi geçirecekleri, beyninde önemli bir hastalık olduğu, felç olabilecekleri gibi kuşkularla acil servislere başvururlar. Çoğu zaman yapılan ilk tetkiklerde herhangi bir sorun saptanmamış olmasıyla da yetinmeyip daha ileri tetkik arayışları içine girerler. Sorunun psikolojik olduğunun anlaşılıp bir psikiyatra yönlendirilene kadar hastaların çoğu beyin tomografisi, beyin MR’ı, kalp anjiografisi gibi son derece pahalı, zahmetli ve riskli tetkikler yaptırırlar. Atak sonrasında kişide yeni bir atak daha yaşayacağı ya da atak sırasında ortaya çıkan bedensel duyumlarla ilgili yoğun endişe vardır. Aynı korkularla hastaların bir kısmı evde yalnız kalamama, kalabalık yerlere girememe gibi kaçınma davranışı gösterir ki bu durum kişinin mesleki ve sosyal yaşantısını ileri derecede kısıtlayabilir. Örneğin bir üniversite öğrencisi okula ancak babasının eşliğinde gitmeye başlar. Araba kullanamayan, boğaz köprüsünden geçemeyen, otobüse, vapura binemeyen, işini bırakan, ya da yıllarca tatile gidemeyen hastalar vardır.
Ofis içinde panik atakPsikolog Işın Akı’ya göre, panik ataklı çalışan, çalışma ortamında kendini belli eder. Bazı fizyolojik ipuçları verir. Kendini baskı altında hissettiği için patlayacak gibi davranır. Üzerindeki iş sorumluluğunu başka insanlara yönlendirmeye çalışabilir. Grup içinde dikkat çekici davranışları varsa sosyal ortamlardan, grupla çalışmaktan kaçabilir. Örneğin; yalnız bana bir şey olur da kimse yanımda olmazsa, ben bununla (iş veya durum) “nasıl başa çıkabilirim?” diye düşünürse, kendini bir grubun içine atmaya çalışır. Ailesi bu kişideki değişiklikleri görebilir. Sık sık devam eden terleme, iç sıkıntısı tepkileri, acelecilik, bana bir şeyler oluyor duygusu ile aileyi de tedirgin eder. Aile, bu şikayetin fiziksel olabileceğini düşünerek onu doktorlara götürür. Sonunda fiziksel değil psikolojik olduğu ortaya çıkar. Aile de sürekli fiziksel bir şeyin yok diyerek onu ikna etmeye çalışır.
İş görüşmelerinde de belli oluyorBu kişiler, bu özellikleri ile barışık olmadıkları için, durumlarının anlaşılacağından korkarak strese girerler veya bu özellikleri nedeniyle işlerini aksatacakları, iletişim kuramayacakları için de stres yaşarlar. İş görüşmelerinde kendilerini belli ederler. Fiziksel olarak kızarma, kalp çarpıntısı yaratarak onun etkisi ile seste değişme, panik halde olduğu için bakışlara yansıması, göz temasından kaçma, ellerde terleme, bir an önce bu konuşma bitsin gibi acelecilik. Beden duruşu olarak kendine güvensizlik... Anlaşılmak istememe nedeniyle kapalı beden duruşu görülür.
Çözüm ise, psikiyatrik ve/veya psikolojik terapi. Terapilerde, öncelikle bu duruma sebep olan olay-olaylar bulunuyor. Kişilik özelliğine ve soruna göre pek çok terapi tekniğinden en uygun olan uygulanıyor.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/31/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Gazete ilanıyla işe girdi, 40 yıl sonra ilk Türk CEO oldu
25 Mart 2008 Salı
Oyak Renault'da görev değişimi yapıldı. Genel Müdür Alain Gabillet koltuğunu Tarık Tunalıoğlu'na devretti. Böylece, Tunalıoğlu 40 yıllık tarihinde Oyak Renault'nun ilk Türk üst yöneticisi (CEO) oldu. Bu görev değişimi dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Oyak Çimento ve Otomotiv Grubu Başkanı Celal Çağlar, 1969 yılında Oyak ve Renault arasında kurulan ortaklığın samimiyet, iyi niyet, şeffaflık ve verimlilik üzerine kurulduğu söyledi. 1971'de 1 günde 14 adet otomobil ürettiklerini bugün ise saatte 60 adet otonun banttan indiğini vurgulayan Çağlar, Tunalıoğlu'na övgüler yağdırdı. Çağlar, sözlerine şöyle devam etti:
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/25/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Çalışma süresi uzadıkça, uyku süresi kısalıyor
22 Mart 2008 Cumartesi
ABD’de 50 bin deneğin katıldığı uyku araştırması, daha fazla çalışanlarda uyku süresinin azaldığını ortaya koydu.
Uzmanlar, haftaiçi 1,5 haftasonu 2 saat daha fazla çalışanların geceleri ortalama 4 saat uyuyabildiğini, uyku dışındaki zamanlarının çoğunu da ya kalan işleri tamamlayarak ya da aile ve arkadaşlarıyla vakit geçirerek harcadıklarını belirtiyor.
ntvmsnbc
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/22/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Çalışan Motivasyonu
Stres, güvensizlik hissi, hiç bir işe yetişememek, kafasını toplayamamak, sürekli yorgunluk ve bezginlik... Sisli puslu bir kışın, günlerce güneş görmemenin, aylardır izinsiz çalışmanın etkisindesiniz hálá. Üzülmeyin, çünkü bahar geliyor. Tabiatla birlikte yeniden canlanmaya, yeniden doğmaya hazır olun. Ama gerçekten hazır, yani hazırlıklı olun. ışte size 10 tavsiye.Tırnağınızı kemirmekten, midenize giren kramptan, soğuk terler dökmekten bıktıysanız, stresinizle başa çıkmayı öğrenmek zamanıdır. Bilinki çalışma hayatı bir stres fabrikası gibidir. Kaçıp kurtulmak mümkün değilse eğer, denetlemeyi öğrenin en azından. Strese girmekte olduğunuzu fark eder etmez, karşı saldırıya geçin.
Önce karından nefes almayı öğrenin: Sinirlenmeye, panik yapmaya başladığınızda, kaslarınızı gevşetin ve ciğerlerinizi tamamen boşaltın. Derin bir nefeeees, tekrar boşaltın. Yoğun çalışma temposunun ortasında, yemek molasını ihmal etmeyin ve yemekten sonra mutlaka 10-15 dakika sevdiğiniz bir kitaptan iki sayfa okuyun, sevdiğiniz iki parça müzik dinleyin. Mümkünse çıkın kısa bir yürüyüş yapın. İyi beslenme, iyi bir uyku, açık havada spor, sizi strese karşı dirençli kılacaktır.
ARTIK KENDİME GÜVENECEĞİM
Çalışma hayatında önce dayanmak, sonra başarmak için kendine güven şarttır. Ama bu da uzun soluklu bir çalışma demek. Kendinize olan güveninizi artıracak kolay hedefler koyun. Topluluk karşısında söz alacağım, itirazım varsa çekinmeden söyleyeceğim, orijinal fikirler bulacağım. Bu açıdan artılarınızın eksilerinizin gerçekçi (dürüst) bir listesini yapın.
Dış görünüşünüzü, konuşmanızı, yürüyüşünüzü gözden geçirin. Ayrıca, benimsenmeyen bir öneriden, yanlış bir karardan, yaptığınız bir hatadan fazla etkilenmemek için kendinize telkinde bulunun. Bunlar herkesin başına gelir.
DAHA YARATICI OLACAĞIMSadece sanat alanında değil, yaratıcılık her işte, her şekilde ortaya çıkabilir. Bir dahaki beyin fırtınasında kenarda kalmamak için, şimdiden hazırlık yapın. Bir defa ’yaratıcılık doğuştan’ fikrini unutun. Sonra, yaratıcı düşünce için kendinize zaman ayırın.
Bu zamanı iyi kullanın, konsantre olun. Nihayet, en çılgın fikri bile elinizin tersiyle itmeyin. Fikir fikir doğurur, ısrar edin. Araştırın. Deşin.
Masada yığılan dosyalar, biriken e-postalar, oraya buraya notlar, stop, hemen durun! Yanlış yoldasınız. Düzen, organizasyon ve öngörü. Birikenleri bir temizleyin bir defa. (Zaten çoğu çöpe gidecektir.) 2008’in kalan günleri için bir ajanda açın, plan yapmaya derhal başlayın. Önemli objektifleri, tarihleri bir bir yazın. Yapılması gereken önemli işleri madde madde dökün. Her birinin alt kalemlerini sıralayın. Karşısına gerekli zamanı, bitirilecek tarihleri ekleyin. Unutmaktan, yetişememekten korkmaya gerek yok. Bu da üzerinizdeki baskıyı ve panikleyip başarısız olmayı engeller.
PRO-AKTİF OLACAĞIM
İşinizden ve aldığınız sonuçlardan memnunsunuz ama, niye daha iyi olmasın? İhtiras iyidir de hazırlanmak gerekir. şirketinizin değerlerini, önem verdiği alanları gözden geçirin ve bunlara fokuslanın. Gözde projelerde rol almaya çalışın. ’Challange’ların üstüne üstüne gidin. Yorulursunuz ama yükselirsiniz. Yöneticilerinize daha çok sorumluluk almaktan mutlu olacağınızı, daha çok çalışmaya hazır olduğunuzu belli edin, ki yeni projeler için önce siz akla gelin. ıyi bir imkan varsa, öne çıkmaktan, gönüllü olmaktan korkmayın. Bir fikir, bir ihtiyaç sezerseniz, teklif eden siz olun. Yöneticiler proje ve çare üretenleri sever.
DAHA CESUR OLACAğIM
Biraz riske girmekten zarar gelmez, hatta cepheyi yarmanın tek çaresi budur. Güçlü olduğunuz, etkili olabileceğiniz alanları seçin. Yeni bir fikir ortaya atmaktan, ’şunu şöyle yaparsak daha iyi olur’ diye ortaya atılmaktan, ’müsaade edin bir kere de ben deneyeyim’ demekten korkmayın. ıyi hazırlanmak şartıyla tabii ki. ıyi bir analiz, doğru bir teşhis sizi herkesin önüne geçinebilir.
İŞ ARKADAŞLARIMA DAHA YAKIN OLACAĞIM
Baharda herkes daha pozitif, daha sıcak olur. Çalışma arkadaşlarınıza daha yakın olmak için bu fırsatı değerlendirin. Bir kahve içelim, haydi bizim bahçede bir sucuk partisi verelim... Bu ortamdan istifade, aranız limoni olan arkadaşlarla da barış yapabilirsiniz. Doğrudan ’Yahu biz niye seninle anlaşamıyoruz? Hadi gel geçmişi unutalım’ diye adım atmak çoğu zaman işe yarar.
TEBRİK, TEŞEKKÜR EDECEĞİM
Yılbaşında yapsanız daha iyiydi ama olsun; bilanço dönemi, bahar derken, hiç olmazsa bu fırsatı değerlendirin. Yeni hedefler göstermeden evvel, çalışma arkadaşlarınızı geçmiş dönemdeki başarıları için kutlamanın bir yolunu bulun. Ekip halinde bir şeyler yapın. Bundan böyle de, sık sık iyi yapılan işler için teşekkür edin, tebrik edin. Bu onlara çalışma azmi verecektir. Tabii keyifsiz anlarda (bir müşteri kaçtığında, bir sözleşme iptal edildiğinde, bir teklif kabul edilmediğinde), morali bozulan çalışanlarınıza da destek olun.
İŞLERİMİ DELEGE EDECEĞİM
Hemen oturun, işlerinizin bir listesini yapın. Hangilerini, kime delege edebilirsiniz, karşılarına yazın. Göreceksiniz ki, aslında başkalarının yapacağı pek çok işi üstlenmişsiniz ve asıl işinize zaman bulamıyorsunuz. Getirisine göre en çok zaman alan işlerden başlayarak ve doğru insanı seçerek işlerinizi delege edin. ınsanlara sorumluluk kadar yetki de verin. Azimleri artacaktır. Çalışanların performansı böylece daha iyi ortaya çıkacaktır. Bir arkadaşınıza görev ve yetki veriyorsanız, hem bunu herkese duyurun, hem de bırakın yetkisini kullansın. Başta yakın durun, sorularına cevap verin, hatalarını düzeltin. Sonra, bırakın kanatlanıp uçsunlar. Siz de kendi işinizi daha iyi yapın.
Daha iyi, her gün dünden daha iyi olmak. Bilgilerini yenilemek, güncellemek, uzmanlık alanında daha da uzmanlaşmak, yeni uzmanlıklar edinmek (mesela bir yeni bilgisayar programı çıktıysa hemen öğrenmek), elinizdekiyle yetinip mesleğinde eskimemek. Baharla tabiat yenileniyor, dedik ya. Oturun masanıza, kendinize karşı mümkün olduğunca dürüst olun ve mesleki açıdan eksiklerinizin, üstüne koyabileceklerinizin bir listesini yapın. ’Ben olsam, benim gibi birini çalıştırır mıydım? Benim gibi bir çalışanı yapıcı bir şekilde eleştirecek olsam, neler derdim?’ Eksiklerinizi, açıklarınızı belirleyince, bunları kapatmak için şirket içinde ve dışında ne imkanlar var, öğrenin. Ve kendinize uzun vadeli bir program yapıp yola koyulun.
Hürriyet İK
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/22/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Kendinizi Mutlu Edebilmenin 8 Yolu
13 Mart 2008 Perşembe
Özellikle son dönemlerde iş hayatlarında ve güncel yaşamda yaşanan olumsuzluklar ve stresler birkere geldiğimiz dünyayı bize zindan eder hale geldi.
Çevrenize bakındığınız da göremediğiniz güleryüzleri aşağıdaki eylemler/hareketleri uygulayarak hayata geçirmeye çalışın lütfen.
1) Dinleme... Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin.
2) Sevgi... Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.
3) Kahkaha... Fıkra anlatın, neşeli hikâyeleri paylaşın. Bu armağanınız "seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir.
4) Yazılı bir not... Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.
5) Iltifat... Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.
6) İyilik... Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.
7) Yalnızlık... Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.
8) Neşeli bir yapı... Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selâm vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/13/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Düşünce Gücünü Geliştirmenin Yolları
Alman Focus Dergisi, düşünce gücünü geliştirmenin yollarını açıkladı. İşte daha zeki olmak için herkesin uygulayabileceği ipuçları:
- Sabahları gözleriniz kapalı duş alın. Lifinizi, sabununuzu, şampuanınızı el yordamıyla bulun. Böylece dokunma duyunuz gelişir.
- Sağ elini kullananlar sol, sol elini kullananlar sağ elle diş fırçalamayı, saç taramayı denesin. Beynin farklı bölgeleri uyarılmış olur.
- İşe giderken farklı yollardan gitmeye çalışın. Böylece beyninizi otomatik pilot sisteminden çıkarırsınız.
- Aracınıza bindiğinizde gözlerinizi kapatın. Kontağın, sileceklerin, radyonun, el freninin yerlerini düşüncelerinizi yoğunlaştırarak bulun.
- İşlerinizi farklı bir sırayla yapın. Her gün gördüğünüz ancak üzerinde düşünmediğiniz eşyaların yerlerini değiştirin.
- Çalışma masanızda aramalı objeler olsun. Taze ve hoş kokular yeni düşünce çağrışımlarını beraberinde getirir.
- Öğle yemeğine her zaman aynı saatte çıkmayın. Bir saat önce ya da sonra çıkarak rutinden kurtulun. Hatta saatinizi farklı kolunuza takın.
- Ara sıra daha önce hiç yapmadığınız yemekleri yapın. Sadece tad alma duyunuzu değil, beyninizi de besleyin.
- Yemek yerken her zaman aynı sandalyeye oturmayın. Ara sıra ailenizin masadaki oturma düzenini değiştirin.
- Teybe çok farklı ve tiz sesler kaydedin. Arkadaşlarınızla biraraya geldiğinizde hangi sesin neye ya da kime ait olduğunu tartışın.
- Tavsiyeler bunlar.
Uygular mısınız, uygulamaz mısınız o size kalmış.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/13/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
BİREYİN SÜREKLİ KENDİNİ YENİLEMESİNDE İZLEYECEĞİ YOLLAR
2. Yaşam boyu öğrenmede görsel, işitsel kaynaklardan yararlanma
3. Başarıya ulaşmada disiplinli çalışmayı alışkanlık haline getirme
4. Mantık yürütmede doğru düşünceyi kavrayacağı kaynakları seçme
5. Problem çözmede felsefi bilgilerden yararlanma
6. Estetik duyarlığın gelişmesinde doğayı araştırma
7. Vicdan ve dürüstlük kavramlarını doğru yorumlama
8. Ilgi alanlarına göre mesleki bilgi ve deneyim kazanma
9. Dersin ve toplumun amaçları arasında bütünlük sağlayarak doğru davranışlar geliştirme
10. Görgü kurallarına uygun alışkanlıklar kazanma
11. Iyilik, kötülük, güzellik, çirkinlik kavramlarını doğru yorumlama
12. Konuları; olayları araştırarak sonuca ulaşma
13. Toplumun adet ve geleneklerini kavrayarak geleceği yorumlama
14. Karşılaşılan problemin çözülmesinde tecrübe, otorite ve kendi çözüm gücünü kullanma
15. Zihin gelişimlerine uygun ortamları tespit etme
16. Olayları ve tavırları sürekli sınayarak değerlendirme
17. Karakterle kişiler arasında bir denge kurma
18. Yaratıcı yetenekleri sürekli olarak geliştirme
19. Problem çözmede, problemi belirledikten sonra, çözüme ulaştıracak ipuçlarını tespit etme
20. Problemi tanımlama, tahlil etme çözme becerisine ulaşma
21. Yetenekler doğrultusunda araştırma yaparak kendini gerçekleştirme
22. Olayları olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirerek sonuca ulaşma
23. Sürekli bilgi edinerek düşünüm güçlerini geliştirme
24. Güven duygusunu kazanacağı çevrelerde bulunma
25. Muhakeme ederek problem çözme yeteneklerini geliştirme
26. Konuları bir bütün olarak değerlendirerek uygulamaya dönüştürme
27. Tabiatı tanıyarak hayal dünyasını zenginleştirme
28. Fikirlerini tartışacağı ortamlarda bulunarak kendisini geliştirme
29. Duyguların geliştirilmesine uygun yaşantı ortamlarını seçme
30. Kıyafetinde renk ve uyum konusunda birikime sahip olma
31. Bulunduğu ortamı güzelleştirme konusunda dekor bilgisine sahip olma
32. Çocukların fikirlerine değer vererek onlarla iletişim kurma
33. Sanat eserlerini inceleyip değerlendirerek yorumlama
34. Tiyatro oyunlarını izleyerek onlardan sonuçlar çıkarma
35. Türk ve dünya büyüklerinin özelliklerini tanıtıcı yazılardan yararlanma
36. Farklı kitaplar okuyarak hayal güçlerini geliştirme
37. Tasarruflu olma alışkanlığı kazanma
38. Sanatın bir veya birkaç dalında uygulama yaparak kendini tanıma
39. Kendi işini kendisi yapabilecek nitelikte deneyler kazanma
40. Sorumluluk duygusunu geliştirerek yerine ve zamanına göre davranışlarını kontrol etme
41. Eleştirilerde analiz ve sentez yaparak doğruyu bulma
42. Ilgi alanları doğrultusunda çalışmalar yapma
43. Bene, zihin, ahlak, duygu ve ruh bütünlüğünü kavrama
44. Ulusunu severek ulusal kalkınmaya katkıda bulunma
45. Görgü kurallarına uygun davranışlar geliştirme
46. Doğru ve yanlış davranışlar arasında karşılaştırmalar yaparak daha iyisini kavrama
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/13/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Etkin Karar Alma ( Etkin Yöneticinin Seyir Defteri )
11 Mart 2008 Salı
Karar alma yöneticinin özgül faaliyetidir. Etkin karar alma disiplinli bir sürece ihtiyaç duyar. Etkin kararların özgül nitelikleri vardır. Karar alma sürecinde ilk adım bir kararın gerekli olup olmadığını belirlemektir. Bir karara gerek olduğu kesinleştikten sonra ikinci adım kararın genel bir çözüm aranması gereken genel bir karar mı, yoksa benzersiz bir çözüm bulunması gereken benzersiz bir karar mı olduğunu saptamaktır. Kuruluşunuz tarafından daha önce de birçok problem çözüme kavuşturulmuştur. Şimdi de bir çözüm aranmalı ve yaşama geçirilmelidir. Eğer bir uzlaşma gerekiyorsa, bunun problemin çözümü doğrultusunda bir miktar yol aldıracağından emin olmalısınız. İyi bir uzlaşmanın özelliği budur. Sonra kararı eyleme dönüştürmeniz ve kimin hangi adımları atacağını, ayrıca kararın sonuçlarından kimin sorumlu tutulacağını belirlemeniz gerekir. Son olarak da kararın istenilen sonuçları üretip üretmediğini görmek için izlemeniz gerekir.
Doğru karar doğru analiz kadar cesaret de gerektirir. Problem hakkında bilgili kişilerden görüş talep ederek başlamalısınız. Bu görüşleri test edebilmek için görüş sahiplerinden görüşlerini gerekçelendirecek olgular toplamalarını isteyin. Etkin kararlar alabilmek için farklı görüşlere sahip olanlar arasında örgütlü uyuşmazlık geliştirmelisiniz. Bu şekilde kararın değişik boyutlarını daha iyi anlamanız mümkün olur. Ve her alternatifin riskleri ile kazanımlarını tartarak bir kere eylem hattı belirledikten sonra kararı en iyi kimin uygulayabileceğini de bilirsiniz.
Yöneticiler etkin karar almanın altı unsurunu izleyerek karar almanın riskini asgariye indirirler. Bu altı unsuru şöyle sıralayabiliriz:
1. Problemi sınıflandırmak
2. Problemi tanımlamak
3. Kararın özellikleri
4. Neyin doğru olduğuna karar vermek
5. Karara eylem katmak
6. Kararı gerçek sonuçlarla karşılaştırarak test etmek.
Peter Drucker
yenibiris.com
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/11/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
İş hayatında Verimlilik Nasıl Artar
Kitlesel üretimi, iş paylaşımını ve tam günlü istihdam şeklini esas alan çalışma mevzuatımızın; talep farklılaşmalarına, ürün çeşitlenmesine, değişen üretim ilişki ve tarzlarına cevap verememesi nedeniyle, çalışma hayatımızla ilgili mevcut kurum ve kuralların yenilenip, işçi-işveren ilişkilerinde daha esnek ve dinamik bir yapıya kavuşturularak hayata geçirilmesinin zamanı gelmiş, hatta geçmektedir.
Devlet ve sosyal taraflar olarak temel amacımız, ülkemizi üretim ve yatırım faaliyetlerine uygun bir iklime kavuşturmak, girişimciliği destekleyen bir ekonomik yapıya ulaştırmak olmalıdır. Böylece ülkemiz, bilgi toplumu ve bilgiye dayalı üretim ekonomisi aşamasına geçerek, uluslararası ölçekte toplam kalite ve verimlilik yarışının galipleri arasına girecek ve hak ettiği yeri alabilecektir.
1936 Yılında yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunumuz; örnek alınan ülkelerin ve özellikle Türkiye’nin o dönemdeki sanayi, ticaret ve iş hayatındaki aktivite ve gelişmişlik düzeyi esas alınarak, katı, zorlayıcı nitelikte ve devletçilik anlayışıyla düzenlenmiştir.
Kanunda; yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 67 yıllık süreçte, 1967 yılında 931 sayılı Kanunla ve 1971 yılında bugün yürürlükte olan 1475 sayılı Kanunla kayda değer değişiklikler yapılmışsa da, günümüz dünyasındaki hızlı gelişmeler karşısında, sanayileşmiş ülkeler standartlarıyla uyumlu, ülkemiz gereksinimlerini karşılayabilecek konuma gelememiştir.
Giderek tüm dünyada etkileri yoğunlaşan küreselleşme hareketleri ile birlikte, alabildiğince hızlanan teknolojik ilerlemelerin çok kapsamlı değişimlere yol açtığı son yıllarda, ekonomik sınırların neredeyse ortadan kalkması sonucunda, mal, hizmet ve sermayenin akışkan hale gelmesi, ülke ekonomilerini her geçen gün daha çetin bir rekabet mücadelesi ile karşı karşıya bırakmıştır.
Sözü edilen bu çok dinamik süreç; tüm ülke ekonomilerini, toplumsal yapıyı, çalışma hayatını ve işletmeleri derinden etkilemektedir. Bu dönemde sürdürülebilir rekabet gücü ve kabiliyeti, ülkeler ve işletmeler bakımından hayati bir kavram haline gelmiştir. Sanayileşmiş ülkeler işletmelerin ekonomilerdeki bu değişim ve dönüşümün gerisinde kalmaması için yasalarında çalışan-çalıştıran ilişkilerinin gelişmelere açık, ücret, çalışma süreleri vb. bakımından esnekliğe sahip, dinamik bir yapıda olmasını sağlayacak düzenlemelere özen göstermişlerdir.
Kitlesel üretimi, iş paylaşımını ve tam günlü istihdam şeklini esas alan çalışma mevzuatımızın; talep farklılaşmalarına, ürün çeşitlenmesine, değişen üretim ilişki ve tarzlarına cevap verememesi nedeniyle, çalışma hayatımızla ilgili mevcut kurum ve kuralların yenilenip, işçi-işveren ilişkilerinde daha esnek ve dinamik bir yapıya kavuşturularak hayata geçirilmesinin zamanı gelmiş, hatta geçmektedir.
İş mevzuatımızla ilgili yukarıdaki kısa değerlendirmeden sonra, esneklik uygulamaları ve bunların yasal dayanaklara kavuşturulması gerekliliği ile ilgili görüşlerimi aşağıdaki gibi sunmak istiyorum.
1. İhtiyaç Duyulan Esnek Çalışma Modelleri
Bilindiği üzere rekabet gücü ile çalışma hayatı ve endüstri ilişkileri arasında çok yakın bir ilişki ve etkileşim bulunmaktadır. Çalışma hayatının ülke ve işletme düzeyinde işleyiş ve düzenleniş biçiminin, genel ekonomik kalkınma strateji ve hedefleriyle uyumlu ve rekabet gücünü destekler yapıda olması temel bir gerekliliktir.
Çağdaş çalışma normları arasında geniş yer bulan işgücü piyasasında esneklik; genel olarak düşük oranda işsizlik ve yüksek verimlilik gibi, ekonomik politikanın iki temel hedefine ulaşmasında çok önemli rol oynamaktadır. Esnekleşme ile birlikte, sadece mevcut işçilerin korunması gibi pasif istihdam politikaları yerine, istihdam edilebilirlik anlayışının ağırlık kazanmasıyla, başarılı ve aktif bir istihdam stratejisinin oluşturulması gerçekleşecektir.
1990’lı yılların başından itibaren, ekonomik durgunluğun bir türlü aşılamadığı ve işsizler ordusunun her geçen gün çığ gibi büyüdüğü Avrupa Birliği ülkelerinde, istihdamı artırmaya yönelik politikaların başında, çalışma mevzuatının esnekleştirilmesi yer almışır. Dolayısıyla bugün gelişmiş ülkelerinin bir çoğunda; “mümkün olduğu kadar fazla esneklik, ihtiyaç olduğu kadar hukuk normu” ilkesi, kabul görmeye başlamış ve uygulamaya geçilmiştir.
Ülkemizde ise çalışma mevzuatının, değişen ekonomik koşulları takip eden dinamik bir yapıda olmaması, karşılaşılan ekonomik kriz ve darboğazların aşılmasını kolaylaştırıcı, herhangi bir alternatif çalışma rejiminin hayata geçirilmesine imkan vermemektedir.
Ancak özellikle son dönemlerde yaşanan ekonomik krizlerde, işletmelerin uğradıkları kayıpları ve buna bağlı toplu işten çıkarmaları önleyecek nitelikteki çözüm arayışları gündeme gelmiş, yürürlükte bulunan katı yasal düzenlemeler karşın, bireysel mutabakatlarla ve/veya toplu iş sözleşmelerine yeni hükümler konulmak suretiyle, kriz dönemleri daha az kayıp/zararla atlatılmaya çalışılmıştır.
Bu uygulamaların yasal dayanaktan yoksun olması, tarafların uzlaşmasını zorlaştırmakta, yürürlüğe konulduğunda da ciddi kaygıların ve Yargısal bazı sorunların yaşanmasına sebep olmaktadır. Ayrıca bu uygulamaların belirli bir dönem ve belirli sayıda işyerini kapsaması dolayısıyla, arızi bir nitelik taşıdığından, krizin etkilerinin azaltılmasında yeterince etkin olamamaktadır.
1994 ve 1998 yıllarında yaşanan, son olarak da ilki Kasım 2000, ikincisi ise Şubat 2001 ayında yaşanan iki büyük kriz, çalışma hayatına dönük önlemlerin alınması arayışlarını gündeme getirmiş ve öncelikle işletmelerde, kriz dönemlerinde azalan talep ve buna bağlı artan stokların eritilmesine yönelik; ücretsiz izin, münavebeli çalışma, iş sürelerinin azaltılması vb. uygulamaların yapılmasıyla, bir ölçüde üretime devam edilebilmiş ve işgücü azaltmalarının da mümkün olabilen en düşük seviyede gerçekleştiği görülmüştür.
Kuşkusuz ülkemiz çalışma mevzuatında, AB ülkeleri ve ABD’de olduğu gibi esnek çalışma modellerine yer verilmiş olsaydı, ekonomik kriz döneminde hemen hemen tüm işyerleri aynı imkanları kullanarak krizin etkilerini ülkemizin, işletmelerin ve çalışanların en az kayıp/zararla ve daha kısa bir sürede atlatabilmesi mümkün olabilecekti.
İşletmelerin özellikle ekonomik kriz-darboğazlardan daha az kayıpla çıkabilmesi, global ekonomideki artan rekabet ve işsizlikle mücadelede başarı sağlanması;
*Part Time Çalışma,
*Ücretsiz İzin,
Rekabetçi ekonomik stratejilerin en önemli unsurlarından birini işgücü maliyetleri oluşturmaktadır. işgücü maliyetleri, işletmelerin ya da işkollarının karlılığı ve rekabet kabiliyeti ile doğrudan ilgilidir. Ülkemiz çalışma hayatının ücret yapısı incelendiğinde, ortaya çıkan en çarpıcı özellik, ücret artışlarının verimliliğin çok üzerinde seyretmesidir. Gerçekten Türkiye’de ücret ve işgücü maliyeti, üretim ve verimliliğe göre daha yüksek bir hızda artarken, sanayileşmiş batı ülkelerinde bunun tam tersi yaşanmaktadır.
Sanayileşmiş çağdaş ülkelerde işletmeler, toplam kalite yönetimi ve insan kaynakları politikaları ile birlikte, performansa dayalı ücret sistemlerini ağırlıklı biçimde uygulamakta, bireysel ve kollektif iş ilişkilerinde de bu yöntemlere yer verildiği görülmektedir. Böylece ulusal ve uluslararası düzeyde genel ekonomik koşullar, rekabet gücü, işsizlik oranı, verimlilik, yatırıma ayrılan kaynakların seviyesi vb. kriterler makro ve mikro düzeyde ücretlerin belirlenmesinde etkili olmaktadır.
Ülkemizde de aynı doğrultuda olmak üzere, genel ekonomik durum, talep hareketleri, enflasyonist baskılar ve ulusal ekonomik hedefler gözönünde tutularak hükümet ve sosyal tarafların koordinasyonu sağlanarak, makro düzeyde ücret esnekliği olan bir milli ücret politikası oluşturulmalıdır.
Diğer yandan; işkolu veya işletme düzeyinde mikro seviyede ücret esnekliği ile ücretlerin ve çalışanların farklılıklarını gözeten, üretim sürecinde işlerin birbirlerine olan farklılıklarının geniş tabanlı bir iş değerlendirme yöntemiyle belirlenmesi suretiyle, verimlilik ve performansa dayalı bir ücret idaresi söz konusu olmalıdır. Seyyanen ücret zammı ile çalışmaya bağlı olmayan ve ücreti bir katlayan sosyal yardım uygulamalarına da mutlaka son verilmelidir.
3. Esnekliğin Çalışma Hayatına Etkileri
*Yabancı yatırımların teşvik edilmesi ve yeni iş alanlarının yaratılması bakımından, önemli bir enstrüman olması yönüyle, gerek genel ekonomik büyümeye gerekse istihdam artışına kayda değer ölçüde katkı sağlamaktadır.
*Ekonomik kriz dönemlerinde, esnek çalışma modellerinin uygulanmasıyla; krizin etkilerine karşı işyerinin bir ölçüde korunması sağlanmakta, ayrıca vasıflı işgücü kaybı daha az düzeyde kalarak, işsizliğin minimize edilmesi hedeflenmektedir.
* İşgücü piyasasının esnekliğinin artırılması; çalışma hayatını düzenleyen yasalar, toplu iş sözleşmeleri ve ulusal politikalar aracılığı ile gerçekleşmekte, İşletme açısından işgücünün gerekli zaman ve miktarda kullanılmasıyla kaynakların optimum kullanılması sağlanmaktadır.
*Çalışma yöntemlerinin ve sürelerinin taraflarca belirlenmesiyle, çalışan ve çalıştıranın koşulları gözetilmekte, gelişen teknoloji ve değişen ekonomik verilerin üretim sürecine yansıması sağlanmaktadır.
*İşgücü işletmede oryantasyona tabi tutularak, işletme içindeki değişik nitelikteki görevleri üstlenebilecek fonksiyonel hale getirilerek, özellikle hizmet içi eğitim vb. metodlarla değişen teknoloji ve üretim proseslerine uyumu sağlanmak suretiyle istihdam edilebilirliği artırılmaktadır.
*Ücretlendirmede esneklik gereği, ekonomik gelişmeleri ve rekabet şartlarını takip eder nitelikte işgücü maliyet seviyesi oluşturularak, çalışılan sürenin ücretinin verilmesi başta olmak üzere, performans ve üretimde verimliliği dikkate alan, işlerin üretim sürecine olan katkısını da gözeten bir ücretlendirme sistemi oluşturulabilmektedir.
Bugün dünyada ülkelerin başarısı ve gelişmişlikleri, ekonomilerinin istihdam ve gelir yaratma performansları ile ölçülmektedir. Ülkemiz yaşadığı sorunlarını ancak, dünyadaki gelişmeleri rakip ekonomilerden daha hızlı izleyip, küreselleşme sürecine aktif biçimde katılarak çözümleyebilir ve kalkınabilir. Devlet ve sosyal taraflar olarak temel amacımız, ülkemizi üretim ve yatırım faaliyetlerine uygun bir iklime kavuşturmak, girişimciliği destekleyen bir ekonomik yapıya ulaştırmak olmalıdır. Böylece ülkemiz, bilgi toplumu ve bilgiye dayalı üretim ekonomisi aşamasına geçerek, uluslararası ölçekte toplam kalite ve verimlilik yarışının galipleri arasına girecek ve hak ettiği yeri alabilecektir.
Bütün bu hedeflere ulaşabilmede, İş Mevzuatımızda çağdaş çalışma ilişkileri normları ile uyum sağlayan, sosyal ve ekonomik değişimlere ayak uydurabilen, esnek çalışma ve verimliliğe dayalı ücretlendirme modellerine yer veren bir hukuksal düzenlemeye süratle ihtiyacımız olduğunun, bu vesileyle ve özellikle altını çizmek istiyorum.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/11/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
En Gözde Fütüristten Yeni Trendler
10 Mart 2008 Pazartesi
Ian Pearson, İngiltere’nin lider telekom şirketi BT’nin futuristlerinden. Onun işini basitçe geleceği tahmin etmek olarak özetlemek mümkün. Bu konuda onu başarılı kılan ise geçmişte yaptığı isabetli tahminleri. Elektronik paranın, sanal eğitimin ve Facebook, Second Life gibi şirketlerin ortaya çıkacağını bundan 15 yıl önce bilen Pearson’un yeni dönem gelecekle ilgili öngörüleri de hayli ilginç. Şirketlerin tüketicilere kontakt lenslerinde bulunan küçük vizörlerle ulaşacaklarını söylüyor. Gelecekte paradan ziyade, ihtiyaç gidermenin öneminin artacağını vurguluyor. En önemlisi iş yapış biçimlerinin değişeceğini düşünen Pearson, “Şirketler sanal ortamla fiziksel ortamı bir araya getirerek müşteriye ulaşmayı başaracaklar“ diye konuşuyor.
Ekrandan İletişim Zamanı
Bundan 20 yıl sonra şirketlerin insanlara ulaşma biçimleri değişecek. Bugünün dünyasında kullanılan “head up display” (vizör göstergesi) teknolojisi önümüzdeki dönemde daha da fazla geliştirilecek. Şu anda bu teknoloji, bir cam üzerinde hedef bilgilerin gösterildiği bir ekran olarak kullanılıyor. Özellikle otomotiv şirketleri bazı üst modellerinin ön camlarında bu teknolojiyi kullanıyor. Hız, devir gibi göstergeler ön cama yansıtılıyor. Bu teknoloji geliştiği zaman, içinde bulunduğumuz şehri görme şeklimiz bile değişecek.
Biraz daha mikro bazlı bakarsak, örneğin 3 çocuklu bir anne Mc Donalds’ın önünden geçerken, Ronald Mc Donald’ın çocuklarla parti yaptığını görecek. Burada basit bir yapay zeka kullanılacak. Bu yapay zekaya hedef müşterilerin ihtiyaçları ve alışkanlıkları aktarılacak. Yani müşterilere ihtiyaçları doğrultusunda sanal bir dünya yaratılacak. Bu konuda şirketler araştırma yapıyorlar zaten. Günümüzde bilgisayar oyunları için geliştirilmiş özel dürbün gözlükler var. Bu teknoloji, önümüzdeki bir-iki yıl içinde hızla gelişecek ve yüksek çözünürlükte görüntü veren, küçük gözlüklere dönüşecek. Bu gözlükler sayesinde de şirketlerin ihtiyaca göre oluşturduğu her türlü görüntüyü müşterisine iletmesi mümkün hale gelecek. Bundan 20 yıl sonra da bu görüntülerin her birini bir kontakt lensin içine sığdırabileceğiz. O zaman insanlar, görüntüleri fiziksel olarak retinaları üzerinden gördükleri yansımalar olarak algılayacak.
İnsan Psikolojisi Değişecek
Ben özellikle 1990’ların sonuna kadar chat odalarında oldukça fazla zaman geçirdim. Bu dönemde insanların psikolojisinin değiştiğine şahit oldum. İnsanların çoğu uydurdukları 10 hatta kimi zaman 20 ayrı kimliğe sahipti. Bunların her birini de bir şekilde yönetmeyi başarıyorlardı. Sonuçta her gün farklı 20 karakteri yönetmeye çalışmak, insanın psikolojisinde önemli bir değişime neden olur. Yine de ben psikolog değilim. Nasıl bir etki yaptığını net şekilde söylemem mümkün değil ama bu teknolojilerin gelişiminin bir etki yapacağı da muhakkak. İnsanlar bana göre hayattan beklentilerini yönetirken farklı farklı yollar bulmuş durumda. Ben Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisine oldukça inanıyorum. Zaten bu ihtiyaçlar hiyerarşisi nedeniyle sanal ihtiyaçlar her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Sonuçta bir kişi Karayip Adaları’nda demirlemiş bir yata gerçek dünyada sahip olmayabiliyor. Fakat sanal dünyada yine çalışarak böyle bir yatın kaptan köşkünde oturması mümkün hale gelebiliyor. Bu durum da insanları mutlu ediyor. En önemlisi insanlar burada istedikleri kadar zaman geçirme lüksüne de sahiplerse onlardan mutlusu olmuyor. Sonuçta kendisini mutlu edenin gerçek bir yat olup olmamasıyla ilgilenmiyor. “Ben üstünde durup o hazzı yaşayabiliyorsam, gerisi boş” diye düşünüyor. Önümüzdeki dönemde de Play Station 4 ya da başka çıkacak bir aletle, üç boyutlu bir sanal dünya içinde yaşamak mümkün hale gelecek. Bu görüntüler hayallere hitap ettiği sürece gerçek olup olmaması da kimsenin umurunda olmayacak. Ben 1991 yılında Facebook ve Second Life gibi oluşumların ortaya çıkacağını söylemiştim. Gelecekte de insanların tüm karakterlerine etki edecek sanal bir dünya oluşacağını düşünüyorum.
Politikada Aktörler Sanallaşacak
Sanal dünyanın bu kadar gelişmesi ulusların ortadan kalkması için de bir kıvılcım yaratacak. Ancak yine de bu durumun orta vadede olacağını düşünmüyorum. Ancak yakın bir dönemde Facebook gibi milyonlarca kişiyi bir araya getiren platformlar, politika yapma biçimini değiştirecek. Bunun yanında politika yapan aktörlerde de değişimler olacak. Bugün milyonlarca insana hitap eden bu sanal ortamlar, önümüzdeki dönemde milyarlarca insana ulaşmaya başlayacak.
Düşünün bir kere, tüm dünyada yaşayan 2 milyar çevreci tek bir platformda bir araya geliyor. Bu, önemli bir güç. Üstelik bu gücü de bu konuda tehlike oluşturan şirketlere karşı kullanmak mümkün. Yani sanal ortam nedeniyle ortaya çıkacak topluluklar daha güçlü bir hal alacak. Bu durum siyaset yapma şeklini de değiştirecek. Bu kadar fazla kişinin bir araya gelmesinin sonucunda, bu kişileri yönlendiren insanlar da ortaya çıkacaktır. Yani sanal dünyadan türeyen siyasetçiler hayatımıza girecek. Şu anda politika, coğrafi olarak sürükleniyor. Örneğin AB ülkeleri coğrafi olarak belirli sınırlara regülasyonlar uygulayabiliyor. Oysa sanal ortamda ideolojik sınırlar ortaya çıkacak, coğrafi değil.
İkili Dünya Pazarları Değiştirecek
Şu anda sanal dünya ve fiziksel dünya arasında etkileşimin başladığını görüyoruz. Sanal ortamda gerçek hayatta faaliyet gösteren şirketler de yer almaya başladı. Hatta bu şirketler bazı ürünlerini ilk kez sanal dünyada çıkarıp daha sonra gerçek dünyaya lanse ediyor. Ben bu durumun önümüzdeki dönemde sektörleri ve pazarları iyice değiştireceğini düşünüyorum. Gelecekte sanal dünya ve fiziksel dünya satış ve pazarlama açısından birlikte kullanılacak. Örneğin şu anda Reebok bazı ayakkabılarını ilk kez Second Life’da müşterileriyle buluşturuyor, daha sonra buradaki tepkilere göre gerçek hayatta lanse ediyor. Önümüzdeki dönemde ise sanal dünyada hakikaten farklılık yaratacak bazı ürünleri ortaya çıkaracaklar. Örneğin “sihirli ayakkabıları” müşterilerle buluşturmaya başlayacaklar. Yani sanal dünyanın nimetlerinden gerçekten faydalanacaklar. Bunun yanında fiziksel dünyada Reebok ayakkabı alan bir kişiye, sanal dünyada sihirli iki ayakkabı bedava verilecek. Sonuçta burada markaların yakalamaya çalıştıkları, “Biz sadece ürün satmıyoruz, bunun yanında bir hayat tarzı da satıyoruz” imajını yaratmak daha da kolaylaşacak. Bu oluşan ikili dünya ise pazarların yapısını değiştirecek. Zaten şimdiden büyük şirketlerin bu konuda çalışmaya başladığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde örneğin perakende sektöründe bir çikolatanın ambalajının içinde sizin sanal ortamdaki dünyanızda ilginç güçler kazanmanızı sağlayacak bir şifre de yer alacak. Bu durumda da siz o çikolatayı almayı tercih edeceksiniz.
Trend Teknolojiler Neler Olacak?
Şu anda nano teknoloji konusunda oldukça heyecanlıyım. Tek başına bu teknolojinin bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Ancak bilgi teknolojileri ve biyoteknolojiyle bir araya geldiği anda, mucizeler yaratma gücü de olduğunu söylemem gerek. Nano teknoloji bugün artık her sektörü etkiliyor. Biz şu anda insanların sinir sistemini bir şekilde bilgisayara ya da ağlara aktarmanın yolunu arıyoruz. Bunu yaparken de hem nano teknolojiden hem bilgi teknolojilerinden yararlanıyoruz. Şu anda deri yüzeyine elektronik iz bırakmak üzere çalışmalar yürütüyoruz. Yani nano teknoloji sayesinde gelecekte, Second Life gibi sanal bir ortamda birisi sizin elinizi sıktığında, bu bir sinyalle sizin sinir sisteminize ulaşacak ve fiziksel olarak da bu el sıkışmasını hissedebileceksiniz. Hatta bunun bir adım sonrasına gidersek, nano teknoloji ve biyoteknoloji sayesinde beyni çözmek ve akıl hastalıklarının çoğuna çare bulmak mümkün hale gelecek. Artık günümüzde bilim kurgu olarak bilinen pek çok şeyi başarmak mümkün. Zaten bilim kurgu yazarları da çoğunlukla bizimle gelip konuşup yeni fikirleri ortaya çıkarıyorlar. Önümüzdeki dönemde nano teknoloji ve biyoteknoloji sayesinde bedenlerinin öldüğünü ancak beyinlerdeki hatıraların ve verilerin de bir yerlerde saklanabildiğini göreceğiz. Bu durumda da insanlar ölmek isteyip istemeyeceklerine kendileri karar verecek.
Para Önemini Yitiriyor mu?
Kendi Ekonomisini Yaratan Oyunlar Var Günümüzde pek çok platformda ve oyunda sanal paranın kullanılmaya başladığını görüyoruz. Hatta Second Life gibi oyunların kendi ekonomisi bile var. Ben yine de sanal paranın gelecekte daha fazla önem kazanacağını düşünmüyorum. Hatta önümüzdeki dönemde gerçek para da daha az önemli olacak.
Ortak Değer Anılar
Örneğin Facebook örneğinde, burada şirket para kazanıyor. İnsanlar ise bu platformda sadece arkadaşlarını bulmakla ilgileniyor. Burada ortak değer, anılar. Yani şirketin kullanıcıları burada para kazanmakla ilgilenmiyor. Onların tek ilgilendiği konu, arkadaşlarını bulabilmek ve arkadaşlarından oluşan ağlar oluşturmak.
İhtiyaçlara Hitap Etmek Önemli
Bunun dışında Freecycle gibi şirketler var. Freecycle, evlerindeki eşyalardan kurtulmak isteyen kişilerle, bu eşyalara ihtiyacı olan kişileri bir araya getiren bir platform. Sonuçta eşyalarınızı çöpe atmanız yasak. Bu durumda eşyanızı Freecycle vasıtasıyla bedava olarak birisine veriyorsunuz. Burada yine amaç para kazanmak değil. Bir ihtiyacı karşılamak.
Birleştirici Çözümler Parlayacak
Gelecekte de bu tür birleştirici çözümler sunan şirketlerin ön plana çıkması muhtemel. Sonuçta önemli olan her iki taraf için değer yaratmak. İhtiyacı olan kişileri bir araya getirmek. Bu hizmeti kullananlar için ise para kazanmak burada kesinlikle amaç değil.
Kadın Yönetici Dönemi Başlıyor
Yapay Zeka Her Şeyi Değiştirecek Önümüzdeki dönemde iş hayatındaki kadın sayısı artacak. Burada ciddi bir artıştan söz ediyorum. Hatta kadın çalışan sayısı kesinlikle erkekleri katlayacak. Bunun altında yatan asıl etken ise yapay zeka olacak. Önümüzdeki dönemde iş yaparken daha fazla yapay zeka kullanılmaya başlanacak. 20-30 yıl sonra yapay zekanın belki de insan zekasını yakalayacağını hep birlikte göreceğiz.
Fiziksel İşleri Makineler Yapacak
Günümüzde bile önemi azalmaya başlayan fiziksel işleri gelecekte kimse yapmayacak. Çünkü bu işler otomatik olarak makineler tarafından yapılacak. Yani kısacası erkeklerin yaptığı pek çok işi makineler yapmaya başlayacak. Personel yönetimi, hemşirelik, öğretmenlik gibi daha duygusal iletişim gerektiren işleri ise otomatikleştirmek zor. Bundan 20 yıl sonra R2-D2’nun bir şekilde öğretmenlik yapacağını görmemiz mümkün değil. Bu nedenle bu tür işler devam edecek.
İnsani Özellikler Önem Kazanacak
Cerrahlık gibi bugünün önemli meslekleri ise otomatikleşecek. Sonuçta cerrahlık oldukça zor bir iştir, ancak aslında cerrahlar vücudun belirli bölgelerini çok dikkatli ve kendi vücutlarını mükemmel kullanarak tamir etmekten başka bir şey yapmıyor. Bunu teknolojiyle de geliştirmemiz mümkün. Ancak hastalarla bağ kurmak gibi bazı işlerin otomatik olarak yapılması imkansız. Bu konuda da bayanlar iyidir. Şirketleri yönetenlerin de insani özelliklerinin kuvvetli olması gerekecek. Yani üst yönetimlerde de kadın yönetici sayısı artacak.
Kaynak: Şeyma Öncel Bayıksel, Capital
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/10/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Şirketinizi Satış Elemanının Gözünden Görmek Başarı Getirir
6 Mart 2008 Perşembe
Şirketinizin bir satış gücü vardır. Belki satış gücü tek bir kişiden ibarettir; bu kişi şirketin sahibi, ortağı ya da başka biri olabilir. Belki bu satış gücü dünya çapında satış yapan 25.000 kişilik bir ordudan meydana gelmektedir. Satış gücünüz ne büyüklükte olursa olsun, var olduğu kesindir. işiniz, geçmiş deneyimleriniz, eğitim durumunuz ne olursa olsun, şirketinizi satış elemanının gördüğü gibi görebilmelisiniz. Satış ekibinizle aynı fikirlere ve yorumlara sahip olmanız şart değildir ama şirketinizi onların gözünden görmeniz şarttır. Onların gördüklerini görmemek, kendinizi piyasanıza karşı kör kılmaktır.
Söz konusu kişi ister bir temsilci olsun, ister bir garson, tezgahtar, gişe görevlisi, iş sahibi, ortaklardan biri, seyyar satıcı, müşteri hizmetleri temsilcisi: Bu kişi satış yapıyorsa, satış ekibinin bir parçasıdır. Satış yapıyorsa, ön cephededir. Müşterilerle yüz yüze görüşen kişi satış elemanıdır. Satışı gerçekleştiren, müşteriyi tutan, reddedilen onlardır. Ürünle ilgilenmeyen müşteriyle, öfkeli müşteriyle, titiz müşteriyle, son derece önemli olan müşteriyle, fatura hatası yapılmış müşteriyle, ödemelerini hep geciktiren müşteriyle, sorular soran müşteriyle, dükkandan mal aşıran hırsızla, minnettar müşteriyle karşı karşıya olan onlardır. Yükselen fiyatları, geciken teslimatları, kalite kusurlarını açıklaması gereken, "Montajı sizin yapmanız gerekiyor," "Şahsi çek kabul edemiyoruz," diyen onlardır.
Müşteri şikayetleriyle ilgilenen, müşterilerin sorularını yanıtlayan ve isteklerini yerine getiren, satış ekibinizdir. Müşterilerle el sıkışan satış ekibinizdir, yani ön cephedeki taburunuzdur. Şirket bayrağını dalgalandıran, şirket marşını söyleyen ve genellikle yeterli eğitimi alamadan, gelişmemiş piyasaya doğru uygun adım ilerleyen, ön cephedeki taburunuzdur. Taktik değişimini ilk yaşayan, rakip firmanın reklamları ya da kuponları gözüne sokulan, raflara çıkan deneme niteliğindeki yeni ürünleri ilk gören" satış elemanıdır. Müşterilerin, rakiplerin, çevredekilerin ve onların generallerinin neler yaptığını eşzamanlı olarak gören, ön cephedeki taburdur. Şirketinin ne şekilde hareket ettiğini ve tepki verdiğini, buna karşılık müşterinin ne tepki verdiğini gören, satış elemanıdır. Şirketinin reklamlarının ne kadar etkili olduğunu, pazar araştırmalarının, üretimin, teknik servisin, eğitimin, yenilikçiliğin, insan kaynakları bölümünün, Ücretsiz telefon hattının, şirketin şöhretinin ve yönetimin kalitesini hiç kimse satış elemanından iyi bilemez. Saçma sapan şirket politikalarını ödeme yapan müşteriye açıklamak satış elemanlarına düşer; unvanları ne olursa olsun.
Zeki bir satış elemanı işe yarayan ve yaramayan şeyleri, müşterileri çeken ve tutan şeyleri, müşterileri çekip tutmayı başaramayan şeyleri bilir. Satış ekibi, şirketin piyasadaki gözleridir. Bu gözlerin miyop veya renk körÜ olması, gördüklerini dikkate almamak için geçerli bir sebep değildir. Her iyi satış elemanının şirket yönetmesi ya da üst düzey yöneticiler arasında yer alması şart değildir. Ancak Üst düzey yönetimde yer alan her kişi, satış savaşında birkaç madalya kazanmalıdır. Herkes satış tecrübesine sahip olmalıdır. Kurumda çalışan herkes, işini satış elemanının gözünden görmelidir. (Geciken ödemeleri toplayan kişi, ödemeyi geciktiren müşteriyi önce satış elemanının gözünden görmeli, sonra ödeme politikaları kurallarına göre değerlendirmelidir.) Satış ekibinin güvenini kazanmanız gerekiyorsa ya da bunu istiyorsanız, siperlerde vakit geçirmelisiniz. Yönetimdeki herkes -ki buna finans müdürü, üretim başkan yardımcısı, araştırma ve geliştirme proje müdürÜ de dahildir- satış elemanının gözünden bakmalı ve müşteriyi o şekilde görmelidir. Şirketinizi, müşterilerinizi, politikalarınızı, ürünlerinizi, fiyatlarınızı satış elemanının gözünden görürseniz, ışığı görmüş olursunuz.
Kaynak: Jeffery Fox’un “Zirvenin Yolu” adlı kitabından alınmıştır.
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/06/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon
Zeki Düşünmenin 15 yolu
İyi düşünmek ve yaratıcı zekanızı geliştirmek için yapmanız gereken 15 tavsiye.Kaç defa beyninizin durduğunu, çalışmadığını hissettiniz? Patrona birşey sunmanız veya yazı yazmanız gerektiğinde genellikle neden bu durum ortaya çıkıyor? James Thorton’a göre bunun nedeni yaşlandıkça hafıza gerilemesi değil. Sadece bilişsel zekamızı geliştirme ihtiyacından doğan bir uyarı.. Bu yüzden düşünmeye biraz ara verip daha iyi düşünmek ve yaratıcı zekanızı geliştirmek için yapmanız gereken 15 tavsiye sunuyor.
Zekanızı parlatan öneriler
1. Doğru zamanlama yapın. Çoğu yetişkin insan sabahları, çoğu GENÇ insan ise öğleden sonra daha net düşünür. En iyi düşünme zamanınızı belirleyin ve en zor beyin çalışmalarınız için o zamanı rezerve edin.
2. İyi bir eğitim alın fakat abartmayın. Psikolog Dean Keith Simonton, okula gitmenin yaratıcılık üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu söyler. Ardından artan bir şekilde, mezuniyete odaklanma yaratıcılığı düşürür. “Etkili yazmada psikiyatrist olarak büyük bir yazar olmazsınız.”
3. Konfiçyüsü dinleyin. Bir numara “hafıza yardımı” hafıza araştırmacılarının kendileri tarafından kullanılır: Not edin. Bir Çin atasözü “en zayıf mürekkep en güçlü hafızadan daha kalıcıdır”.
4. Araştırmalar bir fincan kahvede bulunan kafein miktarının konsantre olmanıza yardımcı olacağını gösteriyor. Fakat kaygıya meyilli iseniz; bu bir işe yaramayabilir..
5. Var olanlar için yeni hafızaları sağlama bağlayın. Michigan Üniversitesi Bilişsel Araştırmacı Denise Park, “Varolan hafızanızın yeni bilgilere uyum sağlayan bir darağacı olarak düşünün. Yeni bilgileri ayrılan alanın dışında bırakmayın. Özel olarak, hafıza kaybı için ilaç var mıdır diye sordunuz. Hafıza kaybı için herhangi bir reçeteli ilaç olup olmadığını bilmiyorum" diyor.
6. Uygulama yapın. Yeni becerileri öğrenme ve sürekli uygulama yapma beynin internal organizasyonunu değiştirmek için ortaya çıkar. Bir çalışma, periodik eğitim dönemlerinin 70 yaşlarında olan gönüllülerin, 7 yaşlarındayken sahip olduklarından daha iyi bilişsel ve hafıza becerilerine yardımcı olduğunu gösteriyor. “uygulama gerçekten işe yarar” der National Institute on Aging’te emeritus psikolog Len Giambra.
7. Fikirlerinize bir şans verin. Çoğumuz gerçekleri çabucak değerlendirme ve çabucak “gitme veya gitmeme” kararı vermede kabiliyetlerimiz için ödüllendiriliriz. Yaratıcılık daha fazla acele etme ve heyecan ister.
8. Entelektüel bir iş ve zeki bir eş seçin. Polonya’dan merak uyandırıcı çalışmalar, kariyerleri entelektüel bir egzersiz isteyen kişilerin yaşamlarında yüksek bilişsel seviyeye sahip olduklarını sunuyor. Ve zeki biri ile evlenme başarınızın devamını sağlar.
9. Yaratıcılık, genellikle bir alandan diğer bir alana adapte olma çözümleri için beceriyi özetler.
10. Leonardo’dan öğrenin. Yazar Michael Gelb, yeni kitabında Leonardo Da Vinci gibi nasıl düşünülür, en büyük Rönesans adamında işe yarayan bazı beyin geliştirme stratejilerini sunuyor. Ormanı öğrenme ve ters elinizle resim çizme gibi konuları da içeriyor.
11. Dikkatinizi verin. Sadece toplantıdan birkaç saniye sonra bir kişinin adını unuttuğunuz oluyor mu? Problem hafıza değil, konsantrasyondur. Yaşlanırken, bilinçli olarak hafıza bankamıza kendi kendimize bilgi koymamız gerektiğini hatırlamalıyız.
12. Mozart dinleyin. Wolfgang’ın müziğine maruz kalan bir beyin daha kompleks bağlantılar geliştiriyor. Bu da daha fazla bilgi için daha hızlı, entegre olmuş erişime izin veriyor.
13. Zekânızı geliştirmek için vücut egzersizi yapın. Uzmanlar, aerobik antrenmanın okul performansından sinir iletim hızına kadar her şeyi geliştirdiğine inanıyorlar. Egzersiz gerçekten yapılmasını mantıklı kılan birçok yarara sahip.
14. Yeni şeyler deneyin. Yaşamının sonuna yakın, empresyonist ressam Henri Matisse, fırçaları harika kâğıt kesikleri serileri yaratmak için kullandığı makas ile değiştirerek sanatını tekrardan canlandırdı. Yaratıcı Davranışlar Dergisi editörü Psikolog Dean Keith Simonton, bu gibi deneyimlerin yaratıcılığın başarılı niteliği olarak ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaratıcı ve yaratıcı olmayan kişilerin karşılaştırıldığı bir çalışmada temel farkın birinin yeni şeyler öğrenme konusunda daha açık olduğunu diğerinin ise olmadığını gösterdi.
15. Dikkat dağılma olayını sonlandırın. Alakasız uyarıcılar tarafından bombardıma tutulursanız, odaklanmanız çok zor olur. Kesinlikle bir şeyi yapmalıysanız ( örneğin bir raporu tamamlama) telefonun fişini çekebileceğiniz ve konsantre olabileceğiniz bir otel odası kiralamayı deneyin. Tutkularınızın peşinden gitmeyi sakın unutmayın! Son günlerde bir Hollandalı psikolog satranç ustalarını santranç büyük ustalarından neyin ayırdığını bulmaya çalışıyor. Her gruba test uyguladı- IQ, hafıza, boyutsal akıl yürütme-. Onlar arasında test farklılığı bulamadı. Tek farklılık büyük ustaların satrançı daha çok sevmeleriydi. Ona karşı daha tutkulu ve daha çok bağlıydılar. Tutku, yaratıcılığın anahtarı olabilir.
KAYNAK:VATAN
Gönderen pazarlamadaöncü zaman: 3/06/2008 0 yorum
Etiketler: Motivasyon



