KOBİ'ler sıkıntıyı üretime odaklanarak aşacak

14 Nisan 2008 Pazartesi


Kapatma davası, ekonomide yaşanan sıkıntılara tuz biber oldu. En olumsuz etkilenense küçük işletmeler. Sıkıntı çok; ancak onlar enseyi karartmıyor. İşlerini daha iyi yaparak, ülke üzerinde oynanan oyunlara cevap vermeye hazırlanıyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Savcı kapatma davasını açar açmaz yurtdışındaki müşterilerimizden sipariş iptalleri gelmeye başladı. Bazıları da, nasıl bir ortama girdiğimizi düşündülerse, ‘üretime devam edebilecek misiniz?’ diye sordu. Bir kısmı ise fırsattan istifade, bizden indirim talep etti. Hukuki süreç henüz yolun başında; ama biz sonuçlarını yaşamaya başladık bile… Orta ölçekte sanayi üretimi ve yurtdışına ihracat yapan bir şirket yöneticisine ait ifadeler bunlar. AK Parti’yi kapatma davasının gözle görülmeyen, basına yansımayan ve ilk bakışta herkesi de ilgilendirmeyen etkileri hakkında ipuçları veriyor. Bu gibi büyük davaların, ne gibi ekonomik ve toplumsal yansımaları olabileceğinin de ön habercisi.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, siyasi istikrarsızlığa sebep olacak her olay ekonomiyi daha yakından ilgilendiriyor. Özellikle de, KOBİ diye adlandırılan küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri elbette. Onlar bu ülkenin ana gövdesini oluşturan ‘orta direğin’ de temsilcileri aynı zamanda. Derdimiz ekonomi olunca, orta direğin üreten kesimine yani küçük ve orta boy işletmelere mikrofon uzattık.
BU PASTALAR NEDEN SATILMADI?
Ekonomideki dalgalanma sadece makro ekonomik dengeleri, borsayı ve dövizi etkilemiyor. Sıkıntı adeta çarpan etkisi yaparak, en aşağılara doğru daha güçlü bir şekilde iniyor. Mehmet Sekizkardeş’in verdiği örnek bunun en güzel ispatı. Başakşehir’de şubeleri bulunan Görgülü pastanelerini işleten işadamı, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasını kabul ettiği gün yaş pastaları satamadıklarını söylüyor: “Talebe göre ürettiğimizden yaş pastalarımız her gün dükkânı kapatmadan bitmiş olurdu. Dava kabul edildiğinin ertesi sabahı işyerine geldiğimde bu kez pastaların satılmadığını gördüm. Olayın etkisi hemen kendini göstermişti. Benim ölçüm budur; sabah dükkânı açtığımda pastalar duruyorsa bir şeylerin yolunda gitmediğini anlarım.”
Gerilimin psikolojik etkileri azalınca pasta satışları yine artacak belki; ama iptal edilen veya ertelenen yatırımlarla, azaltılan istihdamın eski hâline dönmesi epey zaman alacak. Nitekim Mehmet Sekizkardeş üretimlerini, inşaatı yeni biten fabrikalarına taşıma kararı almışken, dava ile birlikte bundan vazgeçtiklerini belirtiyor. Tabii yeni işçi alımından da. Bu ilk tedbir; lakin devamı da var. Sıkıntının devamı durumunda, bir patron için en zor sürecin yani işçi çıkarmanın da başlayacağını söylüyor, üzgün bir ruh hâletiyle.
King Paolo markasıyla ayakkabı üreten Hüseyin Turan’a göre de bu tür krizlerin en önemli etkisi KOBİ’lerin yatırımları durdurması. Yerine taşınmaya ve istihdamı 70’den 250’ye çıkarmaya hazırlanan King Paolo da büyüme hedeflerini ertelemek zorunda kalmış. Buna rağmen enseyi karartmamakta kararlı Hüseyin Bey. Oturup ah vah etmektense, bu sıkıntıları da aşabilecek güçte olduğumuza inanmamız gerektiğini belirtiyor. Şu sözleri çok anlamlı: “Türkiye böyle bir sürece girdiyse onu düze çıkaracak olanlar da yine bizleriz. Bu tip zamanlarda daha dik ve kararlı olmamız lazım. Girişimcilerin bu gelişmelere verebileceği en iyi cevap, daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha fazla istihdam sağlamak ve işini daha iyi yapmak olmalıdır.”
ÜRETİMDEN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK
Aslında bütün sıkıntılara rağmen küçük ve orta boy işletmeler felaket tellallığı yapmak istemiyor. Ekonomideki olumsuzluklardan en fazla onlar etkilenmesine rağmen, istisnasız hepsi Türkiye’nin önünün açık olduğuna inanıyor. Kısa vadedeki olumsuzların ülkenin geleceğini karartabileceğini düşünmüyor hiçbiri. O sebepten olsa gerek Hüseyin Turan, “Biz işadamları olarak birliğimize, demokrasimize sahip çıkalım ve işimizi her zamankinden daha iyi yapmaya devam edelim. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar ancak böyle bozulabilir” diyor.
Türkiye’nin son yıllarda hızla dünya ile entegre olması, birçok küçük işletmenin kendi kabuğunu yırtarak uluslararası sulara açılmasını sağladı. Bunun en önemli faydası, ekonominin sıkıştığı durumlarda ortaya çıkıyor aslında. Artık Rami’de küçük bir mekânda üretim yapan bir şirket bile, kalite standartlarını yükseltip mallarını dünyanın farklı ülkelerine ihraç edebiliyor. Bu da içerideki sıkıntılı zamanlarda KOBİ’lerin ayakta kalmasını sağlıyor. Bugün İstanbul’un farklı semtlerinde faaliyet gösteren üreticileri dolaşsanız, hiç ummadığınız işyerlerinin ihracatçı firmalar olduğunu görebilirsiniz. Onlar belki ihracat şampiyonları sıfatıyla basına haber olamıyor; ama bu ülkenin 120 milyar dolar hedefine kilitlenmiş ihracat rakamlarının ağır işçiliğini yapıyor. Cenk Metal Sanayii de bu özelliklere sahip işletmelerden biri. Rami’de 31 kişinin çalıştığı bir aile firması Cenk Metal. Üretiminin yarısını ihraç ediyor. Yönetim Kurulu Başkanı Serhan Memmi’nin bugünlerdeki en büyük sıkıntısı, kapatma davasının getirdiği belirsizlik yüzünden önünü görememek. Serhan Bey’in de mevcut konjonktürden şikâyetleri var; ama bunlar sadece ekonomik değil. Birilerinin Türkiye’nin huzur içinde yaşamasını istemediğini düşünüyor. Bu kadar hadiseye rağmen ülkenin hâlâ ciddi sarsıntı geçirmemesini de önemsiyor. Onun bakışı açısı da Hüseyin Turan’ınkiyle örtüşüyor. Yapılabilecek en iyi işin, daha çok çalışıp para kazanmak, gerekirse bunca sıkıntıya rağmen kapasite artırmak olduğunu söylüyor. Küçük firmaların bu gibi durumlarda güç birliğine girmesi gerektiğinin de altını çizerek, işadamlarının başka seçeneği olmadığını vurguluyor.
ÖNCE KURAKLIK, SONRA HUKUK!
İşletmelerin tek gündem maddesi ve tabii tek sıkıntısı son zamanlardaki gerilimler ve çalkantılar değil elbette. Yurtiçi ve yurtdışındaki mevcut olumsuzluklar zaten yeterince bellerini büküyor. Küresel finans krizi dış piyasalarda daralmaya sebep olurken, küresel ısınmanın getirdiği kuraklık, özellikle hammadde girdisini tarımdan karşılayan işletmeleri doğrudan etkiliyor. Kuraklığın tetiklediği buğday, şeker, un, yağ gibi temel gıdalardaki fiyat artışları bugünlerde piyasadaki en önemli sorunlardan biri. Mehmet Sekizkardeş, zaten artan şeker fiyatları ile yükselen girdi maliyetlerinin üzerine gelen kapatma davasının, sıkıntılara tuz biber ektiğini belirtiyor. Türkiye’deki hane gelirlerinin yarıya yakın bölümünün gıda harcamalarına gittiği düşünülürse meselenin mali boyutu daha iyi anlaşılır.
ZARARIMIZI KİM KARŞILAYACAK?
Hammadde ihtiyacını tarımdan karşılayan diğer bir sektör de kuruyemiş. Ayçiçeği rekoltesindeki düşüşten en fazla canı yanan kuruyemiş sektörü, bugünlerde hem ürün temininde zorlanıyor, hem de artan giderlerini satış fiyatlarına yansıtamamanın sıkıntılarını yaşıyor. Sektörün köklü markalarından Papağan Kuruyemişleri’nin Yönetim Kurulu Başkanı Kani Emekçi, “Zaten sektörde bir daralma yaşıyoruz yaz aylarından bu yana. Hammadde sıkıntısı var. Bunlar devam ederken de bir de kapatma olayı çıktı. İnsanlar mahkeme davayı kabul ettiği andan itibaren ödemeleri kesti. Kimse belirsizlik ortamında para harcamak istemiyor” diyor. Davanın kuruyemiş satışlarını nasıl etkilediği konusunda henüz bir tespiti yok Emekçi’nin; ancak bu gelişmenin insanların borçlarını ödemekten bile kaçınmalarına sebep olduğunun altını çiziyor. 105 kişiyi çalıştıran Papağan Kuruyemiş’in bütün sıkıntılara rağmen geleceğe karamsar bakma durumunda olmadığının da altını çiziyor başarılı girişimci. Hızla gelişen ve 2,5 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan kuruyemiş pazarından daha fazla pay alabilmenin yollarını arıyor. Onun önerisi de diğerlerininkiyle aynı, bu süreçte herkes kendi işine odaklanmalı.
İnsanların borçlarını bile ödemekten geri durmasının sıkıntısını yaşayan isimlerden biri de, mobilyacı Mustafa Altundağ. Yenibosna’da mağazası bulunan genç işadamı, Yargıtay başsavcısı dava açana kadar günlük 4-5 milyar TL tahsilât yaptıklarını, dava açılır açılmaz bunun 1 milyara kadar indiğini söylüyor. Senetli borçların bile ödenmemesi ya da en azından geciktirilmesi planları bozduğu gibi, şirketlerin kendi ödemelerini de zora sokuyor elbette. Altundağ ilginç bir örnek daha veriyor kendi işinden: “Kapatma davası mart ayının tam ortasında açıldı. O güne kadar, martın ilk yarısı 85 milyar ciro yaptık. Mart ayının ikinci yarısı yani dava açıldıktan sonra ise ayı neredeyse sıfır ciro ile tamamladık. İnsanlar acil ihtiyaç olmadığı için mobilya alışverişini hemen erteledi.” Mobilyanın yanı sıra, inşaat işiyle de uğraşan Altundağ, davanın bu sektördeki etkilerini de birebir yaşayan bir girişimci. Satış için anlaştığı dairelerin davadan sonra elinde kaldığını belirterek, “İnsanlar konut kredisi alarak daire almak istiyordu. Davadan hemen sonra konut kredisi faizlerinde yükselme oldu ve müşteriler daireleri almaktan vazgeçti. Şimdi bizim zararlarımızı kim karşılayacak?” diye soruyor.
ÖNCE REKLÂM VE PROMOSYON FEDA EDİLİYOR
Ülkedeki belirsizlikten belki de en fazla reklam ve promosyon sektörleri etkileniyor. Şirketlerin sıkıntılı dönemlerde ilk feda ettikleri, reklâm harcamaları ile promosyonlar oluyor. Bu sebeple son gelişmeler Line Promosyon Genel Müdürü Ahmet Göğebakan’ı çok tedirgin ediyor. Yeni kurulan bir firma Line. 8 kişiyle yola çıkmış ve kısa sürede personel sayısını 15’e çıkartarak, ihracata başlamayı hedefliyor. Hatta ilk müşterilerini de Hollanda’da bulmuş. Orada ofis açmak için yer bile ayarlanmış. Kapatma davası ile birlikte büyüme ve yurtdışına açılma planlarını tekrar revize edeceklerini belirtiyor. Tabii bu durumda istihdamı arttırma projesi de rafa kaldırılmış durumda.
SİYASET MÜHENDİSLİĞİNİN BEDELİ!
Ahmet Göğebakan, “Sıkıntılı ve belirsiz dönemlerde müşteri promosyonu durdurmasa bile azaltma yoluna gidiyor. 100 bin liralık iş yaptıracaksa bunu hemen 10 bin liraya düşürüyor. Şirketler doğal olarak personel çıkarmamak için promosyonları kesiyor. Davayı duyar duymaz promosyon siparişlerinden vazgeçen müşterilerimiz oldu. Birileri yukarıda siyaset mühendisliği yapıyor; ama bedelini biz ödüyoruz” diyor. Genç girişimci, karamsar tabloya rağmen Türkiye’nin önünün açık olduğuna inanıyor ve ‘biz neler gördük, bu da geçer yahu’ demekten kendini alamıyor.
BİRİLERİ KRİZİ SATIN ALDI
Mecidiyeköy’deki diz üstü bilgisayar satış ve teknik servis işi yapan Notebook Pazarı’nın ortağı Hüseyin Kütüklüoğlu, dava açılmadan kısa süre önce piyasadaki sıkışmaya dikkat çekerek, “Şirket sahibi birçok arkadaşımla konuştum. Son yılların en kötü ocak ve şubat ayını geçirdiğimiz konusunda hemfikiriz. Dava açılmadan, kurumsal müşterilerimiz geri çekildi. Muhtemelen bazı gruplarda ve finans çevrelerinde kapatma davası açılacağının tüyoları vardı ve piyasa bunu daha o zamandan satın almıştı.” diyor. Kütüklüoğlu, Türkiye’de insanların cebindeki paraya göre değil, ülkedeki istikrara bakarak harcama yaptıklarını söylüyor. Yani huzur ortamı varsa para da harcanıyor. Son yıllarda insanların konut ve otomobil kredileri ile kredi kartlarına bu kadar borçlanmasının en önemli sebebi ülkedeki huzur ve istikrar ortamıydı. Sancılı durumlarda ise para olsa bile insanlar harcamak istemiyor.
Peki, bu durumda küçük işletmeler ne yapacak? Kütüklüoğlu, “Fazla hamle şansımız yok. Hiçbir şekilde yatırım yapmıyoruz. Dolandırıcılık olur korkusuyla internetten satış yapmayı bile kestik. Tek bir bilgisayar kaybetme lüksümüzün dahi olmadığı bir dönem bu. Hiç kıpırdamayıp bulunduğumuz pozisyonu korumak mantığı ile çalışıyoruz” diyor. Tüketici bu dönemde nasıl harcamak istemiyorsa, satıcı da daha garantici davranıyor ve fazla risk almamayı tercih ediyor.
İSTİKRARIN GARANTİSİ ORTA SINIF
Türkiye ekonomisinde, özellikle küresel dalgalanmanın etkisiyle zaten yaşanmakta olan sıkıntıların, kapatma davası ile ayyuka çıktığı bir gerçek. Ne üretici, ne satıcı, ne de tüketici önünü görebiliyor. Bunun sonucu herkes kabuğuna çekilince de, ekonomi kilitlenme tehlikesi yaşıyor. Görünen o ki, bütün sıkıntılara rağmen KOBİ’ler bu vartanın da atlatılacağına inanıyor. İşler sıkıntılı olsa da Türkiye’nin geleceğine dair karamsarlık yok. Bu da orta sınıfın Türkiye’de kalkınma, istikrar ve demokrasinin en önemli garantisi olduğunu ispatlamaya yetiyor zaten.
aksiyon

0 yorum: